HAKİKAT-İ DEVLET GAZETESİTARİH: 7 ŞUBAT 2026 | SAYI: 1515 | FİYAT: BİR LİSAN, BİR ASALET / Mehmet Dulkadir yazdı

HAKİKAT-İ DEVLET GAZETESİ
TARİH: 7 ŞUBAT 2026 | SAYI: 1515 | FİYAT: BİR LİSAN, BİR ASALET

İSTANBUL TÜRKÇESİ’NİN ANATOMİSİ

SİLAHIN MAĞLUBİYETİNDEN LİSANIN ZAFERİNE: BİZ ASLINDA HİÇ YIKILMADIK!

Yazar: Mehmet Dulkadir
Dulkadiroğulları Araştırma Merkezi Başkanı

Takvimler 1515’i gösterdiğinde, Turnadağ’ın soğuk yamaçlarında kılıçlar sustuğunda, tarihçiler bir devrin kapandığını yazdı. Siyasi haritalar boyandı, kalelerin burçlarına yeni sancaklar çekildi. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki; Turnadağ bir son değil, Anadolu’nun en saf ruhunun Payitaht’ın kalbine süzülüğüdü muazzam bir başlangıçmış.

Gelin Alayı mı, Kültür Ordusu mu?
Osmanlı’yı bir "cihan devleti" kılan kudreti sadece yeniçerinin bileğinde arayanlar yanılıyorlar. O devasa yapıyı bir arada tutan asıl zamk, Dulkadirli aristokrasisinin saray koridorlarına taşıdığı "lisan estetiği"dir. Bizim kızlarımız; o meşhur Gülbahar Hatunlar, Ayşe Hatunlar saraya sadece birer "gelin" olarak gitmediler. Onlar, beraberlerinde Maraş’ın vakur duruşunu, Elbistan’ın duru Türkçesini ve beylik nezaketini taşıyan birer kültür elçisiydiler.

Pers Baskısından Dulkadirli Ferahlığına
Saray, Arapçanın gramer ağırlığı ve Farsçanın ağdalı retoriği arasında nefessiz kalmışken, imdada Dulkadirli’nin o meşhur "altın oranı" yetişti. Bozkırın "kaba" bulunan saflığı ile sarayın "yapay" lisanı arasında kurulan o köprü, bugün gururla konuştuğumuz İstanbul Türkçesi’nin ta kendisidir.

"Osmanlı ordusu bizi meydanda yenmiş olabilir, ancak Dulkadirli Türkçesi sarayı içeriden fethetmiştir."

Harem: Sert Ünsüzlerin Yumuşadığı İstasyon
Bugün "İstanbul Efendisi" dediğimiz o asil profilin genetik kodlarında, Dulkadirli annelerin çocuklarına fısıldadığı o rafine Türkçe yatar. Harem dairesi, kaba tabirlerin törpülendiği, hitabetin bir diplomasi sanatına dönüştüğü bir mektepti. Ve bu mektebin başöğretmenleri, Anadolu’nun en köklü hanedanı olan bizlerin evlatlarıydı.

Netice-i Kelam
Osmanlı bir nizam arayışıydı, kabul. Ama o nizama zarafet veren, onu bir "ganimet düzeni" olmaktan çıkarıp "lisan medeniyeti" haline getiren ruh, Dulkadirli mirasıdır. 19. yüzyılda Boğaziçi yalılarında yankılanan o kibar İstanbul ağzı, aslında bizim yaylalarımızın süzülmüş, cilalanmış sesidir.

GÜNÜN ANALİTİK MANŞETİ:
"Osmanlı’nın askeri gücü sadece coğrafyayı fethetti; Dulkadirli’nin teslim alınamayan lisanı ise o coğrafyada yaşayan kalpleri!"

Yorumlar