DULKADİROĞLU’NUN İZİNDE: TARİH YAZMAK VE TARİHİ KORUMAK
Kıymetli Dostlar,
Bugün sizlerle, değerli amcazadem Hilmi Dulkadir’in büyük bir titizlikle hazırladığı "Türklerde Şehircilik" incelemesini paylaşmak istiyorum. Hilmi Bey’in, Rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer’in eserinden süzüp çıkardığı bu kıymetli özet, bizlere sadece akademik bir bilgi sunmuyor; aynı zamanda atalarımızın bozkırdan şehirlere uzanan o büyük medeniyet yolculuğunu hatırlatıyor.
Soyadımızın ağırlığını ve sorumluluğunu kalemine yansıtan, tarihimizin bu derin sayfalarını bizlerle buluşturan amcazadem Hilmi Dulkadir’e bu değerli katkıları için gönülden teşekkür ediyorum. Kalemine, yüreğine sağlık.
Ancak, Hilmi Bey’in hatırlattığı o "altın devrin" muazzam şehircilik anlayışına bakarken; Beykoz’daki 300 yıllık İshak Ağa Çeşmesi’nin (görseldeki haliyle) maruz kaldığı o acı "modern" yıkımı görmek içimi parçalıyor. Bir yanda bin yıl önce Maveraünnehir’de taş üstüne taş koyarak medeniyet kuran Dulkadirli ruhu, diğer yanda bugün ecdat emaneti bir çeşmeyi "eskimiş" diye yıkıp yerine beton döken sığ zihniyet...
Faruk Sümer hocanın bahsettiği o "medeniyet şuuru" bizim DNA’mızda var. Fakat görüyoruz ki, dışarıdan gelen Moğol istilası binaları yıkmıştı; bugünkü "bilinçsizlik istilası" ise doğrudan hafızamızı ve kimliğimizi yıkıyor.
Amcazademle birlikte verdiğimiz bu mücadele, sadece geçmişi yad etmek değil, Beykoz’daki o çeşme gibi ayakta kalan son kalelerimize de sahip çıkma davasıdır. Biz Dulkadiroğlu torunları olarak, tarihin sadece kitaplarda kalmasına değil, sokaklarda da yaşamasına sevdalıyız.
Bu vesileyle hem şanlı geçmişimize hem de bu geçmişi iğneyle kuyu kazar gibi araştıran amcazadem Hilmi Dulkadir’e selam olsun.
Saygılarımla,
Mehmet Dulkadir
Araştırmacı - Yazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.