BÜNYANLI ÂŞIK MUSTAFA
Âşık Mustafa’nın Hayatı:
R. 1284 (M.1868) yılında Bünyan’ın Camiicedit Mahallesinde dünyaya geldi. Soyadı kanunu ile birlikte “Altınkaynak” soyadını alan şair, 1941 yılında 73 yaşında iken Bünyan’da vefat etmiştir.
Hamdi Üçok’a göre; şairin tahsili okuyup yazmaktan ibarettir. Kulaktan dolma dinî bilgileri vardır. Rasim Deniz ise, şairin iyi bir tahsil yapamadığını, ancak yeteri kadar dinî bilgisi olduğu için köylerde imamlık yaptığından ve “hoca” olarak tanındığından bahsetmektedir. Bizim yaptığımız araştırmalarda ise, şairin hocalığı bulunduğu gibi, geçimini bağ bahçe işlerinden temin ettiği yolundadır. Yine bir başka şiirinde geçimini temin için hanımıyla birlikte Adana’ya gitmiş, eşinin rahatsızlanması üzerine geri dönmüştür.
Âşığın rahat bir hayat sürmediği, o zamanın kıt imkânları içinde yaşadığı görülmektedir. Aşar vergisi toplamak için gelen memurlara;
Hoş geldiniz misafir ağalar elimize
Merhamet eyleyin Mustafa kulunuza
mısralarıyla başlayan ve devamı elde edilemeyen şiirinden de anlaşılacağı üzere toprağa bağlı bir insandır.
Âşık Mustafa, Bünyan’da “Âşig Dayı” namıyla tanınmakta ve hakkında bazı rivâyetler anlatılmaktadır. Bu rivâyetlerden iki tanesi Âşık Mustafa’nın aşk bâdesi içmesi ile ilgilidir. İlki şöyledir: Âşık Mustafa, bir gün rüyasında erenler tarafından kendisine bâde sunulmuş, şair bu bâdeden içmiştir. Ancak, bu rüya tamamlanmadığı için, bu rüyasında şair uyandığı için âşıklığı yarım kalmış ve şiirlerinden birçoğu unutulmuştur.
İkinci rivâyete göre: Âşık Mustafa, rüyasında aşk bâdesi içtikten sonra evinde duramaz olmuş, kendisini dağlara vurmuş, günlerce dağlardan inmediği olurmuş. Âşığın annesi, oğlunun delirmesinden korktuğu için oğluna mürdar et yedirmiş ve böylece âşığın Hak bâdesinin tesirinden kurtulmasını sağlamıştır.
Âşık Mustafa’nın Şiirleri:
Âşık Mustafa’nın hayatı ve şiirleri hakkında ilk bilgileri Hamdi Üçok’un “Çağlayanlar Beldesi Bünyan” isimli kitabından elde ediyoruz. Adı geçen kitapta şairin üç şiiri yer alır. Bunlar:
1- Kayabaşı
2- Sevgiliye
3- Hasan Hüseyin Efendi
isimlerini taşımaktadır.
Râsim Deniz, 1981 yılında Erciyes Dergisi’nin 45. sayısında Âşık Mustafa’nın hayatını ve şiirlerini, konu alan yazısında, bazıları eksik olmak üzere toplam sekiz şiirini yayınlamıştır. Bunlar:
1- Kayabaşı
2- Sevgiliye
3- Hasan Hüseyin Efendi
4- Bünyan’a Gidelim
5- Kalpe Felek Beni Yardan Ayırdın
6- Sıçan
7- Kaymakam
8- Ağalar
isimli şiirlerdir.
Bu şiirlerden “Kaymakam” ve “Ağalar” isimli şiirler oldukça eksik olup birer dörtlükten ibarettir.
KAYNAKLAR
1- Hamdi Üçok, Çağlayanlar Beldesi Bünyan, Kayseri, 1953
2- Râsim Deniz, “Âşık Mustafa”, Erciyes Dergisi, sayı: 45, Kayseri, 1981
3- S. Burhanettin Akbaş, “Âşık Mustafa’nın Şiirlerini Derleme Çalışmaları”, Erciyes Dergisi, sayı: 104-107, Kayseri, 1986
4- S. Burhanettin Akbaş, “Âşık Mustafa’nın Eksik Şiirleri Üzerine”, Erciyes Dergisi, sayı: 120, Kayseri, 1987
1- KAYABAŞI
Gergeme solunda, şarın sağımda
Bülbüller ah çeker gül budağımda
Eteğinde Şahsenem’in bağında
Gülün açtığını bil Kayabaşı.
Sen yüce kayasın şarına yönek
Sıdk ile yüzümüz Mevla’ya dönek
Ad kavminden kalma yüzbin gözenek
Geçmez mi yanından yol Kayabaşı
Nice bin kavimler sana geldiler
Gahi ağladılar, gahi güldüler
Külüng ile delik delik deldiler
Ecele bir çare bul Kayabaşı
Yüzer gördüm ördek ile kazları
Âşık eder maşukuna nazları
Yenice’de Rum, Ermeni kızları
Geyinmiş yeşili, al Kayabaşı
Ak saya giyinmiş su yüce dağlar
Ziynetin çıkarmış bahçeler, bağlar
Ciğer yanmayınca gözler mi ağlar
Güzün geldiğini bil Kayabaşı
Güz gelince harmanların savrulur
Esen rüzgârlar sana çevrilir
Coşkun ırmakların akar devrilir
Gülün açtığını bil Kayabaşı
Mustafa söylerim akıtan karadan
Dilerim adivler çıksın aradan
Senin de muradın versin Yaradan
Sen de gülenlerle gül Kayabaşı.
( ÜÇOK, DENİZ, AKBAŞ )
AÇIKLAMALAR
A- Hece ölçüsünün (6+5:11) kalıbı ile yazılmıştır.
B- Şairin en meşhur şiiridir. Bünyan’ın ünlü Kayabaşı mağaraları ve mesire yerini şiirine konu yapmıştır. Şiirde geçen Gergeme kelimesi, Bünyan’ın o zamanlar köy olan Doğanlar Mahallesi’nin eski adıdır. Şahsenem ise, Kayabaşı mağaralarının altında bulunan Kayaaltı mevkiindeki ünlü bağlar ve mesire yerinin adıdır. Şahsenem, Âşık Garip Hikâyesi’ndeki kadın kahramanın ismidir. Kayaaltı mevkiindeki bağlara Bünyan’da Şahsenem adı verilmiştir. Rivâyete göre, Âşık Garip’in sevdaya düştüğü yerdir burası. Yenice, Kayabaşı mağaralarının hemen altında bulunan mahalledir. Düz bir arazide kurulmuş olan bu mahallede eskiden Rum ve Ermeniler’in yaşadığı bilinmektedir.
C- Bünyan’ın Kayabaşı mağaraları, M.Ö. 3 ila 4 bin sene öncesi insanların yaşadığı bir yerleşim yeridir. M.Ö. 1450-1200 yılları arasında Hititler’in burada bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Hititler’in ticaret merkezi olan Kaniş-Karum’a uzaklığı 20 km.dir. Bu mağaralarda bulunan şekil ve resimler zamanla tahrip edilmiş, buraya gerekli ilgi gösterilmediğinden dolayı tanıtılmamıştır. Âşık Mustafa’ya göre burada “Ad Kavmi” yaşamıştır. Ad kavmi, Anadolu’da da yaşadığı rivâyet edilen bir kavimdir. Kur’an-ı Kerim’de yirmi dört yerde bu kavmin adı geçer. Ad kavminin, Nuh devrinden sonra yaşadığı, zenginliklerine güvenerek Hud Peygamber’in ihtar ve davetine uymadıkları, azgınlaştıkları, bunun üzerine helâk olduklarını Kur’an’dan öğreniyoruz.
(8) Âşık Mustafa’nın bu mağaralarda Ad kavminin yaşadığını söylemesi, tamamen dinî bilgilerinden ve Kur’an’da geçen bu açıklamalardan dolayıdır.
Ç- Şiirde geçen “şar” (şehir), “şarına yönek” (şehre yönelmiş) ve “geyinmiş” (giyinmiş) kelimeleri Bünyan Ağzı hakkında ve Bünyan’da eskiden kullanılan Türkçe hakkında fikirler vermektedir. Şairin diğer şiirlerinde de bu gibi hususiyetler dikkatle değerlendirilmelidir.
D- İnsanın hayatında bulunduğu çevrenin, mekânın ayrı bir yeri vardır. İnsan bulunduğu çevreden uzaklaşınca adı “gurbet” olmaktadır. Evde alıştığımız, sevdiğimiz, bir eşyadan kopmak hiç de kolay bir hadise değildir. Mekân sadece roman ve hikâye için önemli değildir. Şiirde de bir mekân anlayışı vardır ve anlatılan şey soyut olsa bile, mekân söylenmese bile, hissedilebilecektir. Bir insanın doğup büyüdüğü, alıştığı yer ise birçok şiir için kullanılan -hem de oldukça sık kullanılan- bir mekân olacaktır. Cahit Külebi’deki “Tokat”, Yavuz Bülent’teki “Sivas” ve Âşık Mustafa’daki “Kayabaşı-Bünyan” üçü aşağı beş yukarı aynı şeylerdir.
Bir mekânın nasıl olduğunu bilmek, o mekânı gören kişiye göre de bir değişiklik göstermektedir. Bazı anlatımlarda mekânın bir resmini çıkarmak mümkündür. Çünkü, anlatılanlar tabiatta görülenlerin çizgilerini taşır. Bazen da bu anlatım o kadar sathî kalır ki, bu anlatımdan kişinin daha önce gördüğü herhangi bir yeri düşünmesine sebep olur. Bu kolay kolay ayırdedilemeyecek ince bir çizgidir. Şimdi, Âşık Mustafa’nın Kayabaşı’sını mısralarla bir ressamın önüne koyalım:
“Sen yüce kayasın şarına yönek”
“Külüng ile delik delik deldiler”
“Ad kavminden kalma yüzbin gözenek”
“Coşkun ırmakların akar devrilir”
2- KAYABAŞI
Kayabaşı derler ne sivrisinek
Sıdkınan Mevla’ya yüzümüz dönek
Ad kavminden kalma yüzbin gözenek
Methine başladım bil Kayabaşı
Ne güzel dokanır yel Kayabaşı
Çıkıp çıkıp Kayabaşı’nı gezmeli
İnip dost bağına bâde süzmeli
Yenice’de Rum, Ermeni kızları
Geyinir yeşili, al Kayabaşı
Ne güzel dokanır yel Kayabaşı
Kayabaşı derler Gergeme’nin sağında
Bülbüller ah çeker gül budağında
Güzeller de Şahsenem’in bağında
Al yeşil geyinmiş gül Kayabaşı
Ne güzel dokanır yel Kayabaşı
( AKBAŞ )
AÇIKLAMALAR
A- Birinci şiirin değişik bir söyleyişidir. “Ne güzel dokanır yel Kayabaşı” nakarat mısraının eklenmesiyle şiir beşlik haline getirilmiştir.
B- Şiirdeki
“Kayabaşı derler ne sivrisinek”
“Çıkıp çıkıp Kayabaşı’nı gezmeli” ve
“İnip dost bağına bâde süzmeli”
mısraları asıl metinde bulunmamaktadır
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.