**Devletin Soğuk Aklı, Siyasetin Sıcak Dili: Bir Virajın Anatomisi**
Türkiye, tektonik levhaların sessizce kaydığı zamanlarda yaşar bazen. Yüzeyde hiçbir şey değişmemiş gibi görünür; gündelik siyasetin tozu dumanı, kurultay kavgaları, mikrofon önü çıkışları aynı hızla akar. Ama bir bakarsınız, zeminin altında bambaşka bir fay hattı kırılmıştır — ve o kırılma, üstteki tüm dengeleri yeniden tarif eder.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun son dönemdeki "arınma" çıkışları, kurultay hamleleri kadar dikkat çekmeyen ama belki onlardan daha mühim bir cümlesi var: "Türkiye'nin oyun kurucu olabilmesi için Osmanlı coğrafyası ve Türk cumhuriyetleri başta olmak üzere bu bölgelere girmesi gerekir." Bu, sıradan bir retorik ayar değil. Bu, yıllardır aynı nottan çalan bir muhalefet partisinin, aniden başka bir gamdan ses vermesidir. Ve müzikte böyle ani gam değişimleri tesadüf olmaz; bestelenir.
**Beka Korkusunun Sahibi Değişiyor**
Yıllarca iktidar bloğunun en keskin silahı, muhalefeti "beka" zemininde köşeye sıkıştırmaktı: Bunlar gelirse askeri üsleri kapatır, Suriye'den çeker, Mavi Vatan'dan ve Karabağ kazanımlarından vazgeçeriz korkusunu yaşarız türünden bir kara propaganda, seçim meydanlarında nöbetçi bekçi gibi dururdu. Kılıçdaroğlu'nun yeni dili, bu bekçiyi görevden almanın ilanı gibi okunabilir.
Çünkü bu sözler, aslında oy istemekten önce başka bir muhataba seslenir: orduya, hariciyeye, istihbarata — devletin kalıcı, değişmeyen organlarına. Mesaj sadeleştirilirse şuna benzer: Biz gelirsek devletin tarihsel kazanımlarından vazgeçilmeyecek; bilakis bu birikim daha akılcı, daha ekonomik bir zeminde tahkim edilecek. Bu, bir seçim vaadi değil; bir sadakat yeminidir. Devlet aklına verilmiş bir teminat mektubudur.
**Erbakan'ın Motoru, Özal'ın Cesareti**
Bu yeni siyasi mimariye yakından bakıldığında, ortaya çıkan şey aslında bir mühendislik harikasıdır — riskli, hesaplı, çift motorlu bir mühendislik.
Birinci motor Erbakan'dan ödünç alınmıştır. Necmettin Erbakan'ın "Milli Görüş" dilindeki anti-emperyalist damar, bugün Kılıçdaroğlu'nun ağzında seküler-sol bir kılığa bürünerek yeniden sahneye çıkar. Erbakan'ın bir zamanlar "Siyonizm ve faiz lobisi" diye adlandırdığı küresel sömürü mekanizması, bugünün diline "küresel odaklar", "baronlar", "çeteler" olarak tercme edilmiştir. İçeride söylenen "rüşvete, kirli ilişkilere karşı arınma" söylemi de aynı ahlaki kökten beslenir — sadece kelimeler değişmiştir, damar aynıdır.
İkinci motor Özal'dandır. Turgut Özal'ın statükoyu hiç çekinmeden esnetme cüreti, bugün Kılıçdaroğlu tarafından kendi mahallesinin — Kemalist ve Alevi seçmen tabanının — yıllardır dokunulmaz saydığı "Osmanlı" ve "Doğu hinterlandı" tabularını kırmak için kullanılır. Bunun siyasi bir bedeli olacağını bilmeyen kimse yok; ama merkeze oynamanın faturası, çoğu zaman kendi tabanına kesilir.
**"Ulusal Sol"un Yeniden Doğuşu**
Elbette her viraj bir sürtünme yaratır. Kılıçdaroğlu'nun geleneksel laik-Kemalist ve Alevi tabanı — partinin yaklaşık beşte birini oluşturan o kemik kitle — bu "Osmanlı" vurgusuna kuşkuyla bakar. Bu kuşku, liderliğin devletleşme refleksi ile tabanın ideolojik saflık arayışı arasındaki, Türk siyasetinin neredeyse genetik kodunda yazılı o ezeli çatışmadır.
Bu çatışmayı yumuşatmak için Kılıçdaroğlu, kendine iki tarihî kefil bulur: İsmail Cem ve Bülent Ecevit. Haşhaş krizinde Washington'a rest çeken, Kıbrıs Barış Harekatı'nı kararlılıkla yürüten Ecevit'in "Ulusal Sol" formülü, yarım asır sonra Orta Koridor'un ticaret yolları ve değişen küresel güç dengeleri üzerinden yeniden çağrılır. Tabela "Baba Ocağı" CHP'dir; ama içerik, sağın milli-manevi kodlarıyla solun adalet ve anti-emperyalizm damarının aynı potada eritildiği yeni bir alaşımdır.
**Sonuç Yerine: Dün Dündür**
Süleyman Demirel'in o meşhur sözü hâlâ en doğru pusuladır: "Dün dündür, bugün bugündür." Kılıçdaroğlu ve arkasındaki akıl mutfağı, bu pragmatizmi bir dış politika hamlesine dönüştürmüş görünüyor. Bu, sıradan bir kurultay veya delege kavgasının çok ötesinde bir şeydir; muhalefeti "milli" ve "devletle uyumlu" bir alternatife dönüştürerek iktidarın ideolojik tekelini kırmaya çalışan bir operasyondur.
Sahnede izlediğimiz şey budur: sağ-muhafazakâr bir gövdeye, sol-ulusalcı bir bilinç monte etmeye çalışan, riskli ama hedefi büyük bir siyaset mühendisliği. Tutup tutmayacağını zaman gösterecek — ama denendiği kesin.
**Mehmet Dulkadir**
**Araştırmacı – Yazar**
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.