İnsanlığın İlk Sigortası: Çocuktan "Emeklilik İkramiyesi"ne, Anadolu'nun Sırtındaki Tarih MEHMET DULKADİR YAZDI
İnsanlığın İlk Sigortası: Çocuktan "Emeklilik İkramiyesi"ne, Anadolu'nun Sırtındaki Tarih
Bugün cebimizde taşıdığımız sigorta kartlarının, SGK sicil numaralarının veya bankadaki emeklilik hesaplarının olmadığı devirlerde insanlığın tek bir sosyal güvenlik kurumu vardı: Evlat.
Tarih boyunca dünyanın neresine giderseniz gidin, tarım toplumlarında çocuk sahibi olmak hiçbir zaman sadece duygusal bir mesele olmamıştır. Çin’den Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Uzak Doğu’ya kadar insanlık, yaşlılıkta aç kalmamak, tarlayı sürebilmek ve bir başınıza yatakta ölmemek için çocukları "hayattaki en büyük sigorta poliçesi" olarak gördü. Küresel ölçekte çocuk, anne-babanın gelecekteki emeklilik ikramiyesiydi. Ne kadar çok çocuk, o kadar güvenli bir yaşlılık demekti.
Ancak bu evrensel kuralın Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasındaki faturası, milletlerin sosyal yapılarına göre adeta adalet terazisini şaşırtacak kadar farklı kesildi.
Dünyada Çocuk, Osmanlı’da "Kan Vergisi"
Dünyanın geri kalanında aileler çocuklarını kendi tarlalarının, kendi geleceklerinin güvencesi olarak büyütürken, imparatorluk coğrafyasında işin rengi çok başka türlü akıyordu.
Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik ve orta dönemlerinde gayrimüslim tebaa (Ermeniler, Rumlar, Yahudiler) nakit olarak ödedikleri Cizye vergisi karşılığında askerlikten muaf tutuluyor, kendi ticaret ve zanaatlarıyla uğraşıp çocuklarını ocaklarında tutabiliyorlardı. Doğu ve Güneydoğu’daki konargöçer aşiretler ise yüzyıllar boyunca kendi özerk alanlarında kalmış, merkezi devletin kurumsal nizami askerlik yükünden büyük ölçüde uzakta yaşamışlardı.
Peki, imparatorluğun asli kurucu unsuru olan Anadolu’daki Türk köylüsü ne yapıyordu?
Osmanlı devleti, ordusunun ve seferlerinin insan gücünü doğrudan Anadolu’daki bu Türk köylüsünün kanı ve emeği üzerinden finanse ediyordu. Genç yaşta sefere çağrılan bir köylü, 10-15 yıl, hatta bazen ömrü boyunca evine dönemezdi. Geri döndüğünde 40’lı yaşlarına gelmiş, bedenen yıpranmış olurdu. Tam kendi tarlasını ekip çocuklarını "yaşlılık sigortası" olarak yanına alacakken, devlet bu kez de o çocukları yeni seferler için kapıya dayanıp alıp götürürdü.
Merkezde Yabancı, Payitahtta Yalnız: Türk'ün Kaderi
İşin en acı ve ironik yönü şudur ki; bu devletin kurucusu ve asıl taşıyıcısı olan Türkler, başkent İstanbul'a ve sarayın çevresine dahi kefilsiz, yabancı muamelesiyle hamallık yapmak için bile zor girerken; imparatorluğun imtiyazlı zümreleri ticaretle ve servetle gününü gün ediyordu. Türk köylüsü ne sarayda paşaydı ne de yönetici; o sadece ağır askeri seferlerin, tükenen ocakların ve "kan vergisinin" (maddi vergi yerine doğrudan gençlerin canının ve askerliğinin alınmasının)imişsiz ve kimsesiz neferiydi.
Diğer milletler ticaretle, zanaatla ve ödedikleri vergilerle aile düzenlerini koruyup çocuklarını geleceğe yatırım olarak saklarken; Türk köylüsünün kurmaya çalıştığı o küçük insan sermayesi, sürekli devletin seferberlikleri ve asırlık savaşları tarafından öğütüldü. 1923’te Cumhuriyete ulaşıldığında Anadolu’da genç erkek nüfusun neredeyse tükenmiş olması, yüzyıllardır süregelen bu demografik sömürünün en acı ve en somut kanıtıdır.
Bugün Neredeyiz?
Bugün modern devletler emeklilik sistemlerini icat ederek insanları çocuklarına muhtaç olmaktan kurtardı. Dünyanın pek çok yerinde göçlerle gelen geleneksel toplumlarda hâlâ 40 yaşında çalışmayı bırakıp 8-10 çocuğuna yaslanma döngüsü bir "eski dünya sigortası" olarak yaşansa da, tarihin sayfaları bize gerçeği tüm çıplaklığıyla söylüyor:
Dünya çocukla yaşlılığını garanti altına alırken, bu coğrafyanın kurucu evlatları asırlar boyunca devletin seferberliklerinde kendi geleceğini, ocağını ve emekliliğini feda etmek zorunda kaldı. Şurası da bir gerçektir ki; Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Anadolu Türkleri nihayet sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerine kavuşarak çocuklarını birer "yaşlılık sigortası" veya "emeklilik ikramiyesi" olarak görme zorunluluğundan kurtuldu; aileler küçüldü, çocuk sayısı dengeye oturdu. Ne var ki, tarihin bu devrilmez kuralı acı bir ironiyle bugün de tecelli etmektedir: Üst düzey yönetim kadrolarında ve bürokratik zirvelerde Türkmenlerin payı hâlâ azınlıkta kalırken, vatan savunmasında toprağa düşen şehitlerin istatistiklerine bakıldığında, o ocağı sönmeyen yine aynı Anadolu Türkmen çocuklarıdır.
Mehmet Dulkadir MD
Araştırmacı Yazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.