Kayseri’de Nevruz: Baharın Adı Navrız
Seyit Burhanettin Akbaş
Baharın gelişi, takvim yapraklarında bir tarihten ibaret değildir. Kimi zaman dağ yamacında açan ilk çiçekte, kimi zaman kuzuların sesinde, kimi zaman da bir mahalleyi dolaşan çocukların neşesinde kendini gösterir. Kayseri’de baharın habercilerinden birinin adı da navrızdır.
Nevruz, Türk dünyasının farklı bölgelerinde çeşitli adlarla anılan, baharın gelişini ve yeni başlangıçları simgeleyen köklü bir bayramdır. Kayseri’de ise bu ad, halkın dilinde çoğu zaman “navrız” olarak söylenir. Sözcüğün yöremizdeki karşılığı yalnızca bir günün adı değildir; kışın ardından toprağın canlanmasını, doğanın uyanışını ve insanların içini kaplayan bahar sevincini de anlatır.
Eskiden çocuklar dağlardan, kırlardan navrız çiçekleri toplar; onları bir deste hâline getirip evlerine götürürlerdi. Bazı köylerimizde bu çiçekleri ailelerine ulaştıran çocuklar, “müjdeli haber” getirmiş sayılırdı. Büyükler de bu güzel habere karşılık çocukları para, şeker ya da kavurga ile sevindirirdi. Bir çiçek demetinin, evin içine baharı taşıdığı günlerdi bunlar.
Kayseri’de baharın izleri türkülere de düşmüştür. “Navrız Gelin” türküsü, yöremizin hafızasında yer eden eserlerden biridir. Türkünün sözlerinde sevda, ayrılık ve yol özlemi vardır; ama adı bile insana baharı, gelin alaylarını ve eski günlerin şenliklerini hatırlatır. Bir türkü bazen yalnızca ezgi değildir; bir şehrin duygusunu ve geçmişten bugüne taşıdığı hatıraları da içinde saklar.
Mart ayı, Kayseri halk takviminde kışla baharın birbirine karıştığı zamandır. Bir gün güneş yüzünü gösterir, ertesi gün kar yeniden kapıyı çalabilir. Bu değişkenlik, halkın sözlerine ve atasözlerine de yansımıştır: “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” deriz. “Martın yarısı kış, yarısı yaz” sözü de bu ayın hâlini ne güzel anlatır. Büyüklerimiz mevsimleri yalnızca takvimden değil, hayvanların, bitkilerin ve toprağın hâlinden de takip ederdi.
Baharın gelişinde doğadaki her değişimin ayrı bir anlamı vardı. Kırlarda yetişen yabani soğanlardan toplanır, yörede “çilli soğan” adıyla anılan bu bitkiye kıymet verilirdi. Kimi evlerde sofraya gelir, kimi zaman da kırda yapılan yemeklerde kullanılırdı. Bahar, yalnızca manzaranın yeşermesi değil; toprağın sunduğuna yeniden kavuşmak demekti.
Kayseri ve çevresinde bahar günleri oyunlarla, yarışlarla ve buluşmalarla da karşılanırdı. At yarıştırma, cirit, öküz tokuşturma, deve oyunu, güreş müsabakaları ve sinsin bunlardan bazılarıydı. Her köyün, her mahallenin kendine özgü bir neşesi; büyüklerin anlattığı, çocukların merakla dinlediği bir geleneği bulunurdu.
Bu geleneklerden biri de Köse oyunuydu. Mahallenin çobanı gençleri çevresine toplar, içlerinden biri köse olurdu. Köse, kılık kıyafetiyle kalabalığın dikkatini çeker; yanına gelin kılığına girmiş bir genç ve heybe taşıyan kişiler de katılırdı. Akşam vakti hep birlikte evleri dolaşırlar, kapıda çanlarını çalıp maniler söylerlerdi. Ev sahipleri de bu ziyaretçilere para, bulgur, yağ ya da başka yiyecekler verirdi.
Toplananlar daha sonra ortaklaşa değerlendirilirdi. Bazen bulgur pilavı pişirilir, bazen de bulgur satılarak alınan yiyecekler hep birlikte paylaşılırdı. Geleneğin asıl güzelliği belki de buradaydı: Mahalle kapıları açılır, insanlar birbirini görür, verilen de alınan da ortak bir sevince dönüşürdü. Üstelik anlatılanlara göre yoksul ve küçük çocuklu ailelerin kapısı çalınmaz; kimsenin eksiği eğlencenin konusu yapılmazdı.
Nevruz ve navrız, bize baharın yalnızca havaların ısınması olmadığını hatırlatıyor. Bahar; komşuyu hatırlamak, çocuğu sevindirmek, sofrayı paylaşmak ve doğanın uyanışına birlikte tanıklık etmektir. Eski geleneklerin her ayrıntısı bugün yaşatılmayabilir. Ancak onların taşıdığı dayanışma, neşe ve ortak hatıra duygusu hâlâ bizimle.
Kayseri’de navrız çiçeğini elinde eve dönen bir çocuğun sevinciyle, kapısı çalınan komşuya uzatılan bir lokmanın sıcaklığı aynı baharı anlatır. O bahar, geçmişten bugüne taşınan kültürümüzün içinde yaşamayı sürdürüyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.