BİR NESLİN ENKAZI: RUHUN GURBETİ / Mehmet Dulkadir yazdi

BİR NESLİN ENKAZI: RUHUN GURBETİ

Mazi ile istikbal arasında çekilen o ince sızının hikâyesidir bu...

Bir vakitler, avuçlarımıza kar gibi beyaz, süt gibi berrak teslim edilen o masum ruhlar; şefkatle büyüyecekleri yerde, yanlış ellerin ayazında üşütüldüler. Altı yaşında birer fidan gibi toprağa emanet edilen çocuklar, bugün kökleri kurutulmuş, dalları kırılmış birer "ruh sürgünü" olarak dönüyorlar evlerine. Biz onları göklere baksınlar diye verdik; onlar ise yeryüzünün çamuruna, nefretin karanlığına ve inkarın boşluğuna itildiler.

Temsil, hakikatin celladı oldu.

Dini bir zırh gibi kuşanıp, adaleti kılıfından çıkaranların; diliyle "Allah" deyip eliyle harama uzananların gölgesinde büyüdü bu nesil. Sözleri cennet kokarken, amelleri cehennem çukurlarını andıranların yarattığı bu "tezat", genç zihinlerde büyük bir fırtına kopardı. Onlar, pusulası bozulmuş gemiler gibi hırçın dalgaların kucağına, Deizm’in ıssız kıyılarına, Ateizm’in soğuk çöllerine savruldular. Çünkü gördüler ki; takva bir hırka değil, bir pazar malı olmuş; samimiyet ise gösterişin şatafatlı sofralarında meze edilmiş.

Özgüven değil, birer "ego kalesi" inşa edildi.

Anne ve babaların, "tek çiçek" diye üzerine titreyip fütursuzca şımarttığı o fidanlar, şimdi kendi ormanını yakan birer ateşe dönüştü. Sorgulamanın asaletini, reddetmenin hırçınlığıyla takas ettiler. Bir tarafta "dini yaşamayanların" ruhsuz nasihatleri, diğer tarafta hayatın merkezine oturtulmuş sınırsız bir benlik... Bu iki değirmen taşı arasında ezilen gençlik; ya şiddetin diline sığındı ya da değerlerin cenazesini kaldırdı.

Tarih bir kez daha tekerrürün paslı çarkında dönüyor.

Tıpkı asırlar evvel, halifelerin saraylarındaki lüksün tozunda kaybolan adalet gibi; bugün de dindarlık, ahlakın üzerine örtülen bir perdeye dönüştürüldü. Köklerinden kopan Türk genci, aradığı o samimi nefesi bulamayınca ya bozkırın kadim yalnızlığına, Tengri’nin gölgesine kaçıyor ya da dilsiz bir isyanın pençesinde kıvranıyor.

Neticede;
Dindar bir nesil derken, dine mesafeli bir yığın; dürüst bir toplum derken, vicdanı nasırlaşmış bir kalabalık kaldı geriye. Çeyrek asırlık bir rüya, yanlış yorumlayanların elinde bir kabusa evrildi. Şimdi elimizde kalan; içini boşalttığımız kavramlar, yaraladığımız ruhlar ve emanete hıyanet etmenin o ağır, o dilsiz vebali...

Araştırmacı yazar 
Mehmet Dulkadir

Yorumlar