ZIVANADAN ÇIKAN GENÇLİK VE KAYBOLAN "USTA" DİSİPLİNİ / Mehmet Dulkadir yazdı

ZIVANADAN ÇIKAN GENÇLİK VE KAYBOLAN "USTA" DİSİPLİNİ

Son günlerde okullarımızın kapısından içeri giren, "kanı deli akan" o delikanlıların okul basma haberlerini okudukça, toplum olarak bir domino taşının devrilişini izliyoruz. Amerika’nın o karanlık okul baskınlarını andıran, madde kullanımının ve şiddetin ilkokul sıralarına kadar sızdığı bu tablo, aslında sadece bir güvenlik sorunu değil; topyekûn bir ruh çürümesidir.

Eskiden, televizyonun ve internetin olmadığı o masum yıllarda, Cüneyt Arkın filmlerinden çıkar, sokakta onun kahramanlığını taklit ederdik. O zamanın delikanlılığı, mazlumu korumak, zalime dur demekti. Şimdilerde ise ekranları saran mafya figürleri, RTÜK’ün sessiz kaldığı o "racon" dizileri ve sosyal medya fenomenlerinin "güç" tapınması, gençlerimizin zihnini bir zehir gibi sarıyor. Adaleti mahkemede değil, okul basıp gövde gösterisi yapmakta arayan bir nesil türüyor.

Asıl mesele, o kadim "Eti senin, kemiği benim" düsturunun mezara gömülmesidir. Eskiden çocuk yarım gün okulda ilmini alır, kalan yarım günde ustanın dizinin dibinde hayatı öğrenirdi. Usta sadece sanat öğretmezdi; edep öğretirdi, büyük önünde nasıl durulacağını, bir yaşlıya nasıl hürmet edileceğini öğretirdi. Çocuk, ustanın disipliniyle yontulurdu. Bugün ne o usta kaldı ne de öğretmene duyulan o mutlak teslimiyet. Şimdinin velisi, "benim çocuğum en yüksek dereceyi alacak, yurt dışında okuyacak" hırsıyla evladını bir proje gibi büyütürken; o çocuğun ahlakının zıvanadan çıkışına kör kalıyor. Notu yüksek, ruhu fakir bir nesil yetiştiriyoruz.

Devletin bekası için eğitim bir vatan borcudur; nasıl ki her vatan evladı her karış toprakta askerlik yapıyorsa, öğretmen de Batı’dan Doğu’ya bu kutsal vazifeyi "sürgün" değil, "görev" bilinciyle taşımalıdır. Ancak bu, sadece yılda bir kez yapılan kağıt üstündeki seminerlerle olmaz. Telefonumuzun bile haftada bir güncellendiği bu çağda, öğretmenlerimizin ve müfredatımızın ahlak ve davranış bilimleriyle her an tazelenmesi elzemdir.

Eğer bu gidişata dur demezsek; ailenin okula, okulun aileye suç attığı bu "top taca atma" oyununda, kaybeden sadece çocuklarımız değil, geleceğimiz olacaktır. İlk dersimiz matematik değil, yeniden "insanlık" ve "AHLAK BİLGİSİ" olmak zorundadır.

Mehmet DULKADİR
Araştırmacı Yazar

Yorumlar