Palas OVASINDAKİ ŞİFA KAYNAĞI Seyit Burhanettin AKBAŞ Yazdı

PALAS OVASINDAKİ ŞİFA KAYNAĞI
Kayseri-Sivas yolunda Lalebelli'ni geçtikten sonra, Bünyan'ın Tuzhisar kasabasını görürsünüz. Sonra yol Tuz Gölü'nün kenarında uzanan düz bir ovaya iner. Tuz Gölü'nün kıyısında yüz kilometrekareyi bulan yüz ölçümünü söylersem sanırım nasıl bir düzlüğe indiğinizi daha doğru anlarsınız. Bu ovanın ortasında Palas kasabası vardır. Oldukça dağınık bir şekilde, dokuz kilometrelik bir alana yayılmış evleriyle kasaba, bir köy havasından kurtulmak için çaba harcıyor. Palas'ın oldukça çalışkan ve bir o kadar da sevilen belediye başkanı Bilal Ergün, kasabaya çarşı yaparak ve bir meydan ortaya çıkararak Palas'a yeni bir hava vermeye çalışıyor.
Kayseri sanayiyi şöyle bir dolaşsanız hemen her sokakta Palaslı bir ustaya rastlarsınız. Hal böyle iken neden Palas'ın bir çarşısı olmasın ve o çarşıda da dükkanlar bulunmasın. Bunlara ilaveten bir Düğün Salonu olsa bu iş merkezlerinin yanında güzel olmaz mı diyor Başkan Bilal Ergün ve meydana yapacağı Atatürk büstünün hazırlıklarını anlatıyor bana.
Geçen pazartesi günü Palas Belediye Başkanı Bilal Ergün Bey'in davetlisi olarak Palas kasabasındaydım. Palas'ın benim için önemi şuradan kaynaklanıyordu. 1994 yılında yaptığım bir çalışmada Bilge Umar'ın iddialarının aksine bu adın Çiğil Türkleriyle ilgili olduğunu söylemiştim. Çiğiller, diğer Oğuz boylarıyla birlikte Anadolu'ya göç eden bir Türk topluluğudur. Bizim bölgemizde Yahyalı'nın Çiğil isimli bir mahallesi bulunduğu gibi, Bünyan bölgesinde Taçın suyunun bir koluna da Çiğil Deresi deniyordu. Palas'a gelince Çiğillerin Asya'da Palaskent isimli bir şehirleri vardı. Yani bu ismi Çiğil Türklerinin bir hatırası olarak alabiliriz demiştim. Şimdi Palas'ı, Bilal Ergün Bey'in davetiyle daha yakından tanıma fırsatı buldum.
Palas Ulu Camii
Palas'ta beni bekleyen bir başka sürpriz de Palas Ulu Camii oldu. M. 1230 yılında, yani Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat döneminde yapıldığı söylenen bu eserin Palas'ta Selçuklu döneminde yerleşimin olduğunu göstermesi bakımından önemi büyüktür. Hemen yanıbaşında Sultanhanı'nı yaptıran Sultan Alaaddin'in buraya bir camii yaptırmış olması da pekala mümkündür. Yaklaşık beş yüz cemaate hizmet verebilecek bu yapının orijinal hali böyleyse, Palas, o dönemde oldukça büyük bir yerleşim yeri olmalıydı. Cami, sonradan büyütülüp ihtiyaca cevap verecek hale de getirilmiş de olabilir. Önemli olan şudur ki, Palas'ın tarihini anlatacak en önemli yapı bu camidir ve Palas'a yerleşimin ne kadar eski dönemde olduğunun bir göstergesidir. Şu an kasabada Hökelekler, Hacı Hafızlar, Beygiller ve Fettahlar gibi kabileler yaşıyor.
Başkan Bilal Bey, Çekül Vakfı Başkanı Prof. Metin Sözen hocayı Palas'a kadar getirmiş ve Palas Ulu Camiini ona göstermiş, Sözen Hocanın "Bu güzellik burada saklı kalmış" sözlerini nakletti bizlere.
Tuz Gölü Şifa Kaynağı
Bilal Bey, söz Tuz Gölü'nden açılınca çok heyecanlanıyor. Tuz Gölü ile ilgili uzmanların raporlarını, Kar Kaplanlarının Tuz Gölüne yaptığı ziyaretin fotoğraflarını ve Tuz Gölü ile ilgili hazırlanmış oldukça güzel bir kitabı gösteriyor. İnsanlarda bu heyecanı görmek benim her zaman mutluluk kaynağım olmuştur. Çünkü, bir insan söylediklerini gerçekleştirmek için bir inanç taşıyorsa ve bunu yüreğinde hissediyorsa heyecan kaçınılmaz bir hal alıyor. Ben Palas'ta bunu gördüm.
Gelelim uzmanların raporlarına. Doktorlar Tuz Gölü'nün çamurunu incelemişler ve bu çamurun başta romatizma olmak üzere, birçok deri hastalığına ve kadın hastalıklarına derman olduğunu belirlemişler.
Tuz Gölü, böyle bir şifayı insanlara sunarken öte yandan birbirinden güzel kuşların uğrak yeri ve doğal sit alanıdır. Böyle bir güzelliğin farkına varmak ve koruma altına almak da gerekiyor.
Yanan Palas Ovası Serinlemiş
Palas Ovası eskiden beri çorak, yani tuz miktarı fazla olan toprakla kaplıdır. Rivayet olunur ki, bir şahıs bir tepeden Palas Ovasına bakarken "Yan Palas Ovası yan, ben burada yanayım, sen de orada yan" demiş. O adamı bulup şimdi Palas'a getirsek acaba aynı sözleri söyleyebilir mi? Hiç sanmam. Çünkü, şimdi Palas Ovasında pancar yetiştiriliyor ve kurulan beş yeni sonda ile saatte 500 ton civarında su çıkarılıyor ve artık fıskiyeler pancar tarlalarının her bir tarafına rahmet dağıtıyor. Çorak topraklar suya kavuşunca hayvanlardaki şap ve sarılık gibi hastalıklar da bitmiş. Başkan Bey, şimdi İl Tarım Müdürlüğünden Palas Ovasından en verimli şekilde nasıl yararlanabilecekleri yönünde görüşler bekliyor.
Palaslılar, Bahçelik Barajının suyunun verimli Palas Ovasını sulayacağı günü bekliyorlar. Kısmet, inşallah en kısa zamanda gerçekleşir.
Palas'ın İçme Suyu Sorunu Çözülüyor
Başkan Bilal Ergün Bey, su meselesi ile yatıp su ile kalkmış. Sulama suyunu çözmeye çalışırken öte yandan içme suyuna da el atmış. Nasıl el atmasın ki, 5500 nüfuslu Palas'a eskiden günde ancak bir saat su verilebiliyordu. Bu gayri insani şartları düzeltmek gerekirdi ve nihayet yapılan çalışmalarla Bünyan topraklarından elde edilen suyu kasabasına taşıyan başkan Ergün, bu sorunu da çözmüş. Lakin Başkanın ifadesine göre şu an Bünyan'ın Pınarbaşı mevkiinden doğan Sarımsaklı suyunu Tuzhisar, Palas, Sarıoğlan ve Sultanhanı'na içme suyu olarak götürmeyi hedefleyen bir proje İller Bankasında bulunuyormuş. Eğer bu proje gerçekleşirse bu bölgenin içme suyu meselesi tamamen bitecek.
Çoban Mehmet Ve Köpeği Sırtarık
Başkan beyle yaptığımız gezide kendilerini "davarcı" olarak isimlendiren insanların süt sağıma gittiklerini gördük. At arabalarına binip sıra sıra yola dizilmişlerdi. "Geleceğinizi bilseydik oğlak keserdik" diyen Palaslı kadınlar, misafirperverlik örneği sergilerken kimisi hayvanlarını tanımak için koyunlara vurdukları boyaları ve **"en"**leri gösterdi bize.
Çoban Mehmet ise, köpeği **"Sırtarık"**ı anlattı. Sırtarık adlı köpek adını söyleyince dişlerini gösteriyordu ve Çoban Mehmet'in her şeyiydi. O bir yana, diğerleri bir yanaydı. "Koskoca sürüyü çekip çeviren o" diyordu.
Çoban Mehmet'in kurt hikâyesini dinlerken ateşin üzerinde kaynattığı çayı yudumladık. Sırtarık, yazıda, güneşin altında kendine açtığı çukura yan gelip yatarken ve biz, böyle dost insanların sıcaklığını yüreğimizde hissederken Türk'ün yüzlerce yıldır değişmeyen töresi için "acaba ne kadar daha bu güzel töreler yaşayacak" demekten kendimizi alamıyoruz.

Yorumlar