Bünyan Ağıtları / Seyit Burhanettin AKBAŞ


1. Kani’nin Ağıdı
Kâni isimli şahıs, Bünyan’da Çakmaklık denen yerde kendini asarak intihar etmiştir. Niye astığına dair karar verememişler. Kimileri çalıştığı yerde zimmetine para geçirdi, kimileri de karısıyla geçinemedi demiş ama olay hiç aydınlanmamış. Kani’nin ağıdı şu şekildedir:

Kani evin yok muydu?
İki karı çok muydu?
Ne gidersin Çakmaklığa?
Burada çalı yok muydu?

Dünyada muradını almayan Kani
Ahbaplar içinde gülmeyen Kani

Demesgin’in pınarları
Kani Bey’in sınarları
Kani Bey’e su vermiyor
Çakmalığın pınarları

Dünyada muradını almayan Kani
Ahbaplar içinde gülmeyen Kani

Amir gardaşım da gelsin yanıma
Gelsin baksın şu ipteki canıma
Böyle ölüm düşürmezdim şanıma

Dünyada muradını almayan Kani
Ahbaplar içinde gülmeyen Kani

Sabahın sekizinde kahvemi içtim
Asılacağım ipi çarşaftan seçtim
İpe asılınca dünyamdan geçtim

Dünyada muradını almayan Kani
Ahbaplar içinde gülmeyen Kani

Defteri götürün Mansar’a
Alsın da daireye varsın
Hesabını doğru yapsın

Dünyada muradını almayan Kani
Ahbaplar içinde gülmeyen Kani


2.Zekiye Gelin’in Ağıdı
Bünyan’da Artukoğulları sülalesinden Zekiye isimli bir kız Ağcalı köyüne gelin gitmiştir. Zekiye Gelin, Ağcalı’da üç aylık gelin iken hastalanır ve ölür. Bunun üzerine Zekiye’nin anası Fatma, şu ağıdı yakar:

Yüksekten kaldır salını
Gitsin görünü görünü
Bu kimin nesi derlerse
Emin’in nazlı gelini

Erciyes’ten bir yel esti
Bahçede gülümü kesti
Ben ne deyim Allah aldı
Yavrum söylemiyor, küstü

Arap atlar aşkın olur
Akan sular coşkun olur
Yavrudan ayrılan ana
Ölmez ama düşkün olur

Susuz yerde söğüt bitmez
Biterse de sitil atmaz
Elli dene kızım olsa
Zekiye’nin yerin tutmaz

Gitmem evimde dururum
Kapına kul olurum
Mezarına kar yağarsa
Varır üstünü bürürüm

Helli benim kızım helli
Açmayın yorganı telli
Yatırmışlar teneşire
Al yanaklar sıra benli

Ağcalı’nın yolu daşlı
Bacısının gözü yaşlı
Nasıl kıydın kadir Mevlam
Daha yavrum gelin başlı

Ağcalı’nın yolu dölek
Kanlar kusmuş gölek gölek
Yarın emmileri gelir
Saçını eline verek

Noldu anam sana noldu
Sarardı da benzi soldu
Kınamayın beni eller
Kınalı kekliğim öldü

Kaynak: S.Burhanettin AKBAŞ, Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor ve Etnografyası, Kayseri, 1994

3. Zekli Ali Efendi’nin Ağıdı
Zekli Ali Efendi Bünyan’ın Zek (Ekinciler) köyünden olup Bünyan’dan evliymiş. Ali Efendi, Uzunköprü (Edirne)’de askerlik yaparken öldürülmüş. Ağıdını karısı ile kız kardeşi söylemiş.
Ağ odada güllü beşik
Altaydır yanmıyor ışık
Sen gideli Ali Efendim
Kollarım sallamaz beşik

Yıldızı (1) dışa çıkartma
Ben suyunu getiririm
Ali Efendim gelecene(2)
Üç bebekle otururum

Uzunköprü’nün köprüsü
Nerde askerin toplusu
Allah Allah yardım eyle
Sekiz bacının atlısı

Ben Bünyan’a gider idim
Yolum uğradı çeşmeye
Gelirim anam gelirim
Gene yonca biçmeye

Çırpılık’tan toz yekindi
Uşağın önü söküldü
Tez gelesin Ali Efendim
Yıldız bazara çekildi

Türlü türlü gelir kağat
Bende de kalmadı takat
Şaşırmış babamın oğlu
Kolundan aldırmış saat

Bir odada dört pencere
Uyunmuyor uzun gece
Gardaşımı yudu mola
Uzunköprü’deki hoca

Şura değil bura değil
Çarık giyim de arayım
Gardaşın saçı dolaşmış
Tarak verin de tarayım

Uzunköprü’nün yolları
Şirin gardaşın dilleri
Nasıl kıydın kadir Mevlam
Soldu bahçemin gülleri

(1) Yıldız: Ali Efendi’nin atının adı imiş.
(2) Gelecene: gelinceye kadar manasındadır.
Kaynak: S.Burhanettin AKBAŞ, Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor ve Etnografyası, Kayseri, 1994

4. Nazik Gelin’in Ağıdı
Nazik Gelin nişanlı iken Yunanlı biri (metne göre kral) tarafından kaçırılmış ve Yunanistan’a götürülmüştür. Nazik Gelin orada üç çocuk sahibi olur. Bir gün, bir yolunu bulur ve üç çocuğunu yanına alarak kaçar. Vapurda çocuklarını teker teker denize atar ve memleketine döner. Önceleri Nazik Gelin’in ardından yakılan ağıt, Nazik Gelin dönünce, adeta türküleşir.
Atina’nın hamamı
Yandan çıkar dumanı
Kimselerin suçu yok
Vurun gavur Yunan’ı

Nazik, Nazik, Nazik
Gencömrüne yazık

Atina’da bir kuş var
Kanadında gümüş var
Gelin çocuklar gelin
Annenizde bir iş var

Nazik, Nazik, Nazik
Gencömrüne yazık

İlen Gelin bu gibi
Yanıyorum köz gibi
Kaç da gel kraldan
Kabul ettim kız gibi

Nazik, Nazik, Nazik
Gencömrüne yazık

Yumurtanın kulpu yok
Gözlerimde uyku yok
Vurun gavur Yunan’ı
Kimselerden korkum yok

Nazik, Nazik, Nazik
Gencömrüne yazık

Çarşıya üzüm geldi
Mevla’dan izin geldi
Aç kapıyı annesi
Kral’dan kızın geldi

Nazik, Nazik, Nazik
Gencömrüne yazık

Pencerenin önünde
Kol olsun da yorulsun
Bu sevdanın sonuna
Can olsun da dayansın

Nazik, Nazik, Nazik
Üç yavruya yazık

5. Üzerlik Köyünden Bir Gencin Ağıdı

Üzerlik köyünden bir genç evlenebilmek için gurbete çıkmaya karar verir. Cebinde beş lirası vardır. Bilet almak için Tuzhisar’a gelir. Tuzhisar’da beş lirasını çaldırır. Bilet almaya varır; parasını çaldırdığını fark eder. Durum böyle olunca tirene kaçak binmeye kalkar ve tirenden düşerek acı bir şekilde can verir. Onun ağıdı şöyledir:
İstasyonun yolu namlı
Beyaz kefen ala ganlı
Gadan alam gardaş senin
Beben yok ki çalam neni

Kefenimi biçin ağdan
Beni endirin yüce dağdan
Yârem demir yarasıdır
Haber alın doktor beğden

Buhan Beğ kesdi biladı
Varamam yollar yıradı
Oğlumun harçlığını çalan
Almasın dünya mıradı

Tiren bozdu kılığımı
Alamadım soluğumu
Beni kimse bilemiyor
Kuşlar versin salığımı (1)

Tiren gelir harlıyarak
Ağ konağı parlıyarak
Tiren bir yiğit gırşmış(2) ki
Al mendili sallıyarak

Tiren geldi de ulaştı
Elim ayağım dolaştı
Hele beni görsen ana
Perçemim gana bulaştı
(1) salık: haber
(2) gırşmak: biçmek, kesmek

6. Cemal’in Ağıdı:Cemal isimli genç askere gider. Askerde başçavuşu Cemal’i döver ve Cemal, orada ölür. Cemal’in ağıdı, Cemal’in ağzından şöyle dile getirilir:

Kayseri’den çıktım sağdır selamet
İndim Molu köyüne koptu kıyamet
Başçavuş da canım sana emanet
Gözleme validem gelemez oldum
Küçücük yavruyu göremez oldum

Attılar arabaya da akıyor kanım
Başçavuş vurdu da ağrıyor yanım
Daşpunar köyünde çıkıyor canım
Gözleme pederim gelemez oldum
Anayı sılayı göremez oldum

Kışlanın üstünde döner kartallar
Başımı ağrıttı kuru tahtalar
Hasta olanı hastaneye atarlar
Gözleme validem gelemez oldum
Küçücük yavruyu göremez oldum

Ağrı dağının suyu da çalkanır akmaz
Askerinin yüzüne kimseler bakmaz
Gözlerim postayı da mektubum çıkmaz
Atılmayan mektuba posta neylesin

Ağrı dağını da duman aldı, burs aldı
Uzun ömrüm gurbet elde kısaldı
Bana derler sılasından usandı
Demezler ki aramızda dağlar var

Ağrı dağından da atılan toplar
Kesilmiş kelleler gövdeler hoplar
Alay kumandanı da askeri toplar
Gözleme pederim gelemez oldum
Anayı sılayı göremez oldum


7. Mustafa’nın Ağıdı:
Mustafa isimli genç, yetim büyümüştür. Annesinin biricik evladıdır. Mustafa’yı ölüdürler ve anası şu ağıdı yakar:

Ergen benim oğlum ergen
Döktürdüm ergenlik yorgan
Ocağında baykuş ötsün
Oğlumun canına kıyan

Mustafa’nın mendili ala
Bülbül konar daldan dala
Babasız yavru büyüttüm
Boyamışlar kızıl kana

Koyun meler kuzu meler
Sedası bağrımı deler
Babasız yavru büyüttüm
Zalim düşman kana beler

Evlerinin önü akar
Yosununun yüzüne bakar
Mustafa ölmüş deyince
Bütün Bünyan ayağa kalkar

8. Hakkı’nın Ağıdı:
Hakkı imindeki şahıs, kamyonun üstünde yolculuk yaparken başındaki şapka uçmuş ve şapkasını tutmak isterken kendisi de arabadan düşerek canını vermiş. Ağıdı şöyle yakılmış:

Mezarımı derin eylen
Su serpin de serin eylen
Ben gidiyorum gelmem gayrı
Selamet’i gelin eylen

Çardakkaya’nın ekini
Kalkar yekini yekini
Karıştırma Latif Hoca
Hakkı’mın çalma kakilini

Tarlaya da ektim pırçak
Avrupası kucak kucak
Kederlenme Hakkı oğlan
Mustafa var batmaz ocak

9. Gergemeli Zabit’in Ağıdı:

Zabit Efendi, hali vakti yerinde biridir. Karısının üstüne başka bir kadınla da ilişkisi olmuş, bu ilişki duyulunca da evine kuma getirmek zorunda kalmıştır. Ancak karısı bu işe rıza göstermez ve Zabit Efendi de kumayı getirmekten vazgeçer. Bu durum karşısında kuma getirilecek kızın kardeşleri Zabit Efendi’yi vururlar ve ağıdı şöyle yakılır:

Evlerinin önü dikme
Dikme, dallarını bükme
Allah’ını seversen Mâzez (Muazzez)
Üç yavruyu koyup gitme

Atlar gelir fışır fışır
Zabit’imin donu* yeşil
Zabit seni vuracaklar
Aklını başına deşir *

Zabitimin donu keten
Zalim miydin kurşun atan
Zabit evin yok muydu?
Niye çamurlarda yatan?

Don: elbise
Deşir: devşir, topla

10. Menşur’un Ağıdı:

Bünyan’da iki aile arasında husumet vardır. Bu ailelerin Menşur isimli kızıyla Hulusi isimli oğlu birbirlerini severler ve kaçmaktan başka çıkar yol bulamazlar. Menşur ile Hulusi’nin kaçtığını görenler kızın kardeşlerine haber verirler. Kız yakalanır. Menşur bazılarına göre kardeşleri tarafından öldürülür; kimileri de kızın zehir içerek intihar ettiğini söylerler. Ağıt metni, kızın kardeşleri tarafından öldürüldüğünü anlatıyor. Ağıdı şöyledir:

Keser’i duman bürüdü
Araba birden yürüdü
Kör olasın kardeşim
Elim ayağım kırıldı


Sabahınan yola çıktık
Bakamadık sağa sola
Kör olasıca Efraim
Acep eyle* dedi m’ola

Sularda yüzüyor balık
Sebebimsin Karnıyarık*
Sana diyom Kirton Kiraz*
Eline versinler yağlık

Dellal’ın kızı Şükrüye
Koşarak geldi köprüye
Gergeme’den dönünce
Del’oluyordu Nuriye

Aşağıdan gelir deve
Gönderirler bizim eve
Sanki biz de gelin m’olduk
Sevdiğimin büyük eve

Aşağıdan gelir tek kanat
Bu ne kadar sende inat
Vereyidin Hulus’e* de
Onlar da alaydı murat

*eyle: öyle
*Karnıyarık: bir kadının lakabıdır
*Kirton Kiraz: başka bir kadının lakabı
*Hulus: Hulûsi


11. Süksün köyünden bir gencin ağıdı:

Süksün köyünde bir genç evleneceği gün ahırlarında bulunan ve kendisinden başkasını ahıra sokmayan camızı yemlemeye gider. Camız, güveyi elbisesi ile yabancı kılıkta gördüğü sahibini tanıyamaz ve onu delik deşik ederek öldürür. Ağıdı şöyle yakılır:

Camızı bağladım musura yakın
Camız beni vurdu yassıya yakın
Gelin komşular da halime bakın
Sarı camızdan sol böğrümde yaram var

Gelin geldi ağ odaya yaslandı
Elimde mendilim yaşlan ıslandı
Güvayı* görünce camız boşlandı
Sarı canmızdan sol böğrümde yaram var

Bugün günlerden de cumadır Cuma
Yarim Allah’ını seversen başını yuma
Ben seni seviyom ellere varma
Sarı camızdan sol böğrümde yaram var

*Güvayı: güveyi


12. Hâmi’nin Ağıdı:
Hâmi isimli genç, hastalanır ve tedavi için Kayseri’ye götürülür. Ancak hastalığını çaresi yoktur. Hami’ye doktor, iyi olursun der ama bu onun moralini yükseltmek için söylenmiş bir sözdür. O, günden güne çöker ve bir süre sonra da ölür. Ağıdı şöyle yakılır:

Şu evlerin yapusuna
Posta gelir kapusuna
İki yıllık güvey idim
Nihat Bey’in kapusuna

Şimdi karlar eriyecek
Ahmedimiz yürüyecek
Beş bacının tek atlısı
Kara yerde çürüyecek

İnce Hâmi oğlum ince
Çuha giyer diz boyunca
Ben Hâmisiz köye gitmem
Hâmi oğlan oşmayınca

Makineye bindirdiler
Kayseri’ye indirdiler
Doktor dedi iyi olursun
Sevinerek getirdiler

13. DURAN’IN AĞIDI:
İstanbul’a çalışmaya giden Duran, orada hastalanır ve ölür. Daha hastalığının dahi ne olduğu anlaşılmadan bir anda hayatının baharında göçüp gitmiştir. Ağıdı şöyledir:
İki kutu aldım şeker
Duran’ımın gözü teker
Nasıl kıydın kâdir Mevlam
Duran evli değil bekar

Babası bina tutturur
Duran vurur boyasını
Kör olasıca İstanbul
Aldırmamış havasını

İleri gel gelin kızım
Dutmaz oldu iki dizim
Ben bu lafa inanmıyom
Giderim esnafa güzün

14. CELAL’İN AĞIDI:

Elimizdeki ağıt, Celal isimli bir gencin ölümünü anlatmaktadır.

Pacede bayrak esiyor
Celal çimento kesiyor
Kalkın gidin yengeleri
Sanki Celal mi küsüyor

Aşağıdan gelir deve
Gönderirler bizim eve
Sanki biz de gelin m’olduk
Celalgilin büyük eve

Yatırmışlar hecin gibi
Kara bıyık sicim gibi
Başımda eller ağlaşır
Sanki benim bacım gibi

15. Meliha’nın ağıdı:

Meliha çok sevdiği kocasından ayrılınca dert sahibi olur. Yirmi üç yaşında artık bu üzüntüyü çekemeyen genç bir insan, hastalanır ve ölür. O devirde bu hastalığa ince hastalık, dert hastalığı derler. Ağıdından sadece bir dörtlük bulabildik:

Karabaş örtü başında
Cam irek buluz döşünde
Nasıl kıydın kadir Mevlam
Meliha yirmi üç yaşında

16. Bürüngüz köyünden bir gelinin ağıdı:


Bürüngüz köyünde bir gelinin çocuğunu almak isteyen ebeler, gelinin ölümüne sebep olmuşlardır. Ağıdı şöyledir:

Evkere’den çıktım beynim bulandı
Kahpe dağlar birbirine ulandı
Benim anam bana nasıl dayandı?
Yuma Müncübe Anne yuma
Karnım evlat yarasında


Evkere’den çıktım yüzüm peçeli
Düşmanlar oturmuş iki keçeli
Alt’ay oldu ben yârimden geçeli
Yuma Müncübe Anne yuma
Karnım evlat yarasında

Hilal hilal şu gelinin kaşları
Al kan olmuş salacanın başları
Mahal miydi ablamın da işleri
Yuma Müncübe Anne yuma
Karnım evlat yarasında

Halılar dokudum diktirdim takım
Yerime gelen giydirme sakın
Görümsem İfagat kınalar yakın
Çok söyleme İfagat sen de bulun inşallah
Karanlık kabire sen de giren inşallah

Hazeli de deli gönül hazeli
Güz gelince bağlar döker gazeli
Hadik Hanım Sayıtlı’nın gözeli
Yuma Müncübe Anne yuma
Karnım evlat yarasında

Mezarımı delik delik deldiler
Ciğerimi belik belik beldiler
Bir beliğini mıstantığa* verdiler
Yuma Müncübe Anne yuma
Karnım evlat yarasında

*Mustantık: sorgu hakimi


17. Gömürgenli bir çocuğun ağıdı:
Gömürgen köyünden Hacı Yusuf ailesi her yıl yaylaya göçerlermiş. O yıl da yaylaya çıkmışlar. Hacı Yusuf’un küçük bir çocuğu varmış. Hacı Yusuf’un karısı çamaşır yıkamak için testi ile su almaya gitmiş. Ortalıkta yoğun bir sis varmış. Çocuk, annesinin uzaklaştığını görünce peşi sıra gitmiş ve kaybolmuş. Çocuğu sabaha kadar aramışlar. Sabah gün ağarırken çocuğun cesedini bulmuşlar. Annesi orada şu ağıdı yakmış:

Koyunu kuzuya kattım
Tokucu yazıya attım
Ya ne deyim a bebeğim
Bir desticik suya sattım

Fadime ağlar, Ömer ağlar
Gene dumanlandı dağlar
Durmam bebeğim giderim
Halil ellerimi bağlar

Kilimimin nakışına
Bak düşmanın bakışına
Varmadın mı gül kaynım
Gökkuyu’nun yokuşuna

Göçü kışlaya dizerim
Geri gelir de gezerim
Eğer bebek bulunmazsa
Gayri umudumu keserim

Yorumlar