Bünyan Fıkraları - 1


TİLKİYE CEZA
Bünyan’ın köylerinden birinde bir bağ sahibinin bağına tilki dadanmış. Adam, tilkiyi yakalarsam cayır cayır yakacağım diye ahdetmiş. Bir gün tilkiyi yakalamış. Ancak dinimizde bir canlıyı yakarak öldürmek yasak olduğundan şu meseleyi bir de ona sorayım diyerek hocanın yanına varmış:
-Hocam, ben bu hayvana ceza vereceğim, ahdim var. Ancak yakmak
günah sen bana, uygun bir ceza söyle demiş.
Hoca tilkiye bakmış bir de bağcıya. Sonra başından kavuğunu çıkarmış, tilkiye giydirmiş, hayvanı salmış.
Bağcı:
-Aman hoca ne yaptın, demiş.
Hoca gülmüş:
-Bu ceza ona yeter de artar bile demiş.

BÜNYANLI HASAN PAŞA
Bünyanlı Hasan ismindeki şahıs, kendini paşa zannedermiş .Hasan’a bir gün sormuşlar:
-Yahu sen paşayım diyorsun ama elinde paşalık vesikan yok. İstanbul’a git sana paşalık vesikanı versinler.
Hasan düşmüş İstanbul’un yollarına, varmış çıkmış padişahın huzuruna. Padişah, Hasan’ı dinlemiş. Hasan’ın saflığı hoşuna gitmiş:
-Oğlum Hasan! sen köyüne git evraklarını daha sonra yollarım!
Hasan sevinerek köye gelmiş. Arkasından da padişahın yazdırdığı evrak gelmiş. Evrakta şunlar yazılıymış.
Koramaz Dağı tarlan olsun
Eğer saban geçer ise
Her hâneden bir yumurta
Eğer köylü verir ise

Hasan, sen paşasın
Şu dağları aşasın
Sarumsaklu köyünde
Yine paşalığını yapasın.

UZAKTAN SELAM
Mukallit bir Bünyanlı varmış. Bu adam uzak bir tarlada çalışmakta olan Hasan Ağa’ya:
-Hasan Ağa, senden nâmert adam var mı ? diye bağırmış.
Zavallı Hasan Ağa, bu adamın selam verdiğini zannederek:
-Uğurlar olsun, uğurlar olsun demiş.

KAYMAKAM VE ALEYiLLİLER
1960’lı yıllar. Bünyan Kaymakamı, Belediye Fen Memuru Hayrettin Soylu ve Şoför Cemal Dağaşan köylere bir gezi yaparlar.
Program gereği akşamüzeri Aleyilli Köyü’ne uğrarlar. Muhtar, ihtiyar heyeti ve köylülerle köyün meseleleri üzerine sohbetten sonra vedalaşarak köyden ayrılırlar. Şoför Cemal stabilize köy yolunda yolu şaşırır ve tekrar Aleyilli’ye döner. Kaymakamın otosunu gören köy bekçisi hemen koşar ve :
-Hayırdır Kaymakam Bey, bir şey mi unuttunuz der
Bozuntuya vermeden kaymakam, şoföre hemen devam etmesini söyler. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra gece karanlığında yine bir köye girerler. Oradaki bir evden köyün ismini öğrenirler. Tabii ki yine Aleyilli’ye gelmişler. Buna sinirlenen kaymakam silahını çeker ve şoförüne namluyu çevirir:
-Bak Cemal, silahımda tam üç mermi var. Şayet bir daha bu köye dönersen, Aleyli adını ağzına alırsan önce seni, sonra Hayrettin’i öldürürüm. Son kurşunu da şakağıma sıkar kendimi öldürürüm.
Daha da siniri geçmeyen kaymakam köye doğru döner ve bağırarak şöyle der:
-Ulan Aleyilliler, mıknatısınız mı var ulan, ikide bir bizi köye çekip duruyorsunuz.?

AŞIK MUSTAFA İLE KAYMAKAM
Zamanın Bünyan Kaymakamı “gece kimse fenersiz gezmeyecek” diye emir verir. Emrine uyulup uyulmadığını kontrol etmek için geceleri gezmeye çıkar. Bir gün Aşık Mustafa’ya rastlar. Aşığın elinde fener yerine keven otu yandığını gören kaymakam, kızgın kızgın sorar:
-Hani senin fenerin?
Aşık Mustafa hiddetlenerek cevap verir:
Ottan olur aşıkların feneri,
Yeni çıktı Kaymakamın hüneri
Çeker isem belimdeki döneri
Haddini bildiririm kaymakam.
Neye uğradığını şaşıran kaymakam, çevredekilere sorar.
-Bu kim yahu?
Çevresindeki görevliler:
-Efendim buna Bünyan’ın meşhur Aşık Dayısı derler. Bu halk aşığıdır.
Kaymakam bir şey söylemeden çeker, gider.

PAŞANIN AZAMETİ
Merhum Zeki Sicim (Bünyanlı) zamanın behrinde bir siyasi partinin gençlik kolları başkanlığını yapmaktadır. Kayseri İl Başkanlığı, Hava İkmalde yemek verir. Yemekte Vali, Hava İkmal Bakım Merkezi Paşası, Belediye Başkanı ve birçok bürokrat da bulunmaktadır. Böylesine kalabalığı görür de bizim Zeki Sicim bir konuşma yapmadan durur mu? Hemen mikrofonu eline alır, güzel bir selamlama faslı ve ardından muhteşem bir konuşma yapar. Konuşmanın sonuna doğru selamlama faslında Paşayı unuttuğunu hatırlayıp, kendini affettirmek için Paşaya seslenir.
-Paşam evimde bir kuzum var, sizin için feda olsun. Sizleri Bünyan’a kuzu yemeye davet ediyorum der.
Bir gün Paşanın yolu Bünyan’a düşer. Bizim Zeki Sicim’i buldurur ve kuzu
yemeye geldiklerini söyler.
Zeki Sicim:
-Başım gözüm üstüne Sayın Paşam diyerek yanlarından ayrılır. Hemen arkadaşlarına bir kuzu bulmalarını söyler. Fakat istenilen kuzu bir türlü temin edilemez. Bunun üzerine hemen bir culuh (hindi) bularak kestirir. Paşa, sunulan yemeğin kuzu olmadığını sezer:
-Nedir bu, sen bize kuzu söz vermiştin der.
Hazır cevaplılığı ile tanınan Zeki Sicim, bu sözün altında kalır mı, hemen
cevabını verir:
-Paşam, paşam, sizin azametinizden bu mübarek hayvan küçüle küçüle bir culuh (hindi) kadar kaldı der.

HASAN
Camikebir Mahallesinde dokuz tane delikanlı, İbrahim Bey Mahallesinde bir bahçeye girerek ceviz hırsızlığı yapmaya başlar. Mal sahibi gelir ve gençler kaçmaya başlar. Katil Ali yakalanır. Kaçanların ismini soran mal sahibine arkadaşlarının isimlerini saymaya başlar:
- Ağzısarının Hasan-Köfteliğin Hasan - Çimenin Hasan – Mustafa Çavuşun Hasan – Bayramoğlu Hasan – Sarı Hasanları Hasan – Hasan Hüseyin efendinin Hasan – Hacıbabanın Hasan...
Mal Sahibi:
-Ulan Bünyan’da Hasan kalmamış benim bahçeye toplanmış.
Hasanların listesini alarak zamanın asayiş kuvveti olan jandarmaya şikayet için çarşıya iner. Çarşıda ilçenin sevilen esnaflarından Kahraman Çavuş ile karşılaşır. Kahraman Çavuş:
-Hayırdır ağa böyle sinirli bir vaziyette nereye gidiyorsun.
Ağa olanı biteni anlatır ve elindeki listeyi Kahraman Çavuşa gösterir. Listeyi okuyan Çavuş gülmeye başlar. Ağa sinirli ve şaşkın bir vaziyette Kahraman Çavuşa neden güldüğünü sorar:
-Ağa, bu listede yazılı Hasanların hepsi de sadece bir Hasan
der ve izah eder. Bu kez ağa da faka bastığını anlar ve gülmeye başlar. Elindeki listeyi yırtar, atar.

HOCANIN DEYNEĞİNaci Tekmen (Merhum Kutup Mehmet Ağanın oğlu) bayram
namazı kılmak için Ulu Camiye gider. Camini içi çok kalabalıktır. Şöyle bakınır, ileride bir boşluk görür ve hemen oraya oturur. Namaz vakti gelir ve imamın tekbiri ile secdeye varırlar. Secdeye varırlar varmaya ama bizim Naci’nin kafasına küt diye bir değnek iner. Naci secdede düşünmeye başlar. Acaba Nuh Efendi Hoca cemaatin arasında gezinerek namazı yanlış kılanların başına mı vuruyor? Bu sırada tekrar doğrulurlar. İkinci kez secdeye vardıklarında yine kafasına değneği yer. Böylece namaz süresince her secdeye varıldığında değneği yer. Camiden çıktıklarında arkadaşları Naci’ye sorarlar:
-Nasıl Naci iyi dayak yedin mi?
Naci:
-Nuh Efendi Hoca sizin de mi kafanıza değneği ile vurdu?
Bu söz üzerine hepsi birden gülmeye başlar:
-Kafana vuran Nuh Efendi Hoca değil, Topal Bekir’in ayağıdır, derler.
Topal Bekir’in bir ayağı tahtadır.

PATLAH
Bünyan’da yeni göreve başlayan bir öğretmene Girabolu koymak için plastik bidon lazım olur. Öğretmen bidonların satıldığı dükkana girer ve istediğini söyler. Dükkan sahibi öğretmene ikram olsun diye:
-Tamam hocam şimdi iyi bir patlah vereyim.
Öğretmen ıkıla sıkıla cevap verir:
-Aman ustacığım ben patlah istemem ne olur sen sağlam olanlardan ver.
Bünyan’da plastik bidonlara “patlak” deniyor.

Yorumlar