Zamantı Aslan Yatağı




















Her bölgenin kendine özgü bir takdim tarzı vardır. İnsanlar, kendi bölgelerini hep öne çıkarmak isterler. Şöyle veya böyle birçok insanda vardır bu duygu. Bu konuyla ilgili yöresel fıkralar da çıkar ortaya. Karadenizli, Kayserili, Erzurumlu, Elazığlı derken iş her yörenin kendi iç bölümlerine kadar uzanır. Bizde de durum böyledir. Kayseri’de hepimizin birer bölgesi vardır. Göstereliler, Zamantılılar, Everekliler vs. Zamantılıların Dernek Başkanı Kadir Türkyılmaz geçen gün ziyaretimize geldiklerinde bir fıkra anlattılar. Bu fıkradan Zamantının “aslan yatağı” olduğunu öğrendik. Fıkra bizleri biraz eski zamanlara götürüyor: Zamantı’ya bağlı Kölete (yeni adı Yünören) köyü ile Göstere’ye (Tomarza) Gülveren köyleri arasında bir dünürcülük işi olur. Gülveren köyünden Kölete’ye “yolaça” ya da “kız arkası” dedikleri bir grup gelir. Kölete’de düğün sahibinin misafiri olurlar. İlk gün ikram güzeldir, ikinci gün fena değildir, üçüncü gün biraz kalite düşer, dördüncü gün artık misafirler ne buldularsa yerler, ihtimam ortadan kalkar. Mevsim kış... Kızaklarla Gülveren köyüne dönerler. Döndüklerinde köylüler, gelenlere sorarlar: -Nasıl size iyi baktılar mı? İhtimam iyi miydi? Hepsi de ağız birliği edip dördüncü gün karşılaştıkları muameleyi ballandıra ballandıra anlatırlar. Ne sıkıntılar çekmişlerdir, anlatılanları köylüler ağzı açık dinler. Bu durumu Köletelilere bildirmek ve bu işten memnun olmadıklarını açıklamak için mani yazarlar. Bunlardan biri şöyledir:
Yine akşamlar oluyor
Kirli yorganlar geliyor
Pirenin elinde kama
Bitler böğrümü deliyor

Bu mektuplar Kölete köyüne gitmiş. Köylüler bu manilerden muzdarip olmuşlar. Eli kalem tutan insanlardan bir Elbaşılı Katip Ömer Ağa vardır. Ona durumu anlatırlar. Ömer Ağa da almış eline kağıdı kalemi, bir dörtlük de o döktürüvermiş. Siz de bunu onlara gönderin demiş. Dörtlük şöyle:
Kölete dağın eteği
Zamantı aslan yatağı
Kölete’yi beğenmemiş
Şıhbarak’ın beyaz k......

Ya şimdi anladınız mı Zamantı’nın niye aslan yatağı olduğunu... Gelin biraz fıkralarla yöremizi bir dolaşalım. Bakalım neler çıkacak karşımıza:

ÇOK EŞŞEK YUVARLANDI

Yine seçim zamanı gelir, politikacılar yurt geneline dağılırlar. Akkışla’nın köylerine de bir politikacının yolu düşer. Bazı köylere ulaşmak o kadar zor olur , bazı yollar da çok tehlikelidir. Bir dar geçitten politikacıyı sağ salim geçirmeye uğraşan köylüler, tehlikeli yol hakkında uyarmak isterlerken şöyle diyorlarmış:
- Dikkat et beyim, buradan çok eşşekler yuvarlandı.

HATÇEMİN PÜSSÜĞÜ

Bünyan’dan Süksün Kasabasına seğmenler gelin almaya gitmişler. Halaylar oynanmış, düğün çalınmış, sıra gelinin çeyizinin yüklenmesine gelmiş. Gelinin çeyizi de sadece bir sandıktan başka bir şey değilmiş. Delikanlılar, sandığı yüklenmişler ama sandıktan sesler gelmeye başlamış. Gelinin anasını çağırmışlar: -Anacağızım, bu sandıkta ne var böyle? -Gadasını aldıklarım Hatçemin püssüğü var, çeyiz olacak başka nesi var ki kızımın deyince sandığı açmışlar ki gelinin kedisi varmış sandıkta.

PENAYI KIRDIM

Pazarören Öğretmen Okulunda altmışlı yıllardayız. Öğrencinin birisi velisine mektup yazar. “Babacığım, okulun penasını kırdım, bana acilen para gönder.” Babanın eline mektup ulaşır. Düşünür taşınır pena’nın ne olduğunu bulamaz. Köyün hocasına sorarlar, hocadan da doğru dürüst bir cevap olmaz. Üstüne üstlük bir de Osman Emmiye zılgıt çeker. Gariban Osman Emmi, dört tane koyun satar. Bulur buluşturur, o zamanın parasıyla oğlana beş yüz lira gönderir. Pena okulda mandolin çalmaya yarayan parmak ucu kadar küçük aletin adı imiş.

VAY AVŞARLARIN BAŞINA

Pazarören’in mahallelerinin birinde 1893 yılında göç etmiş Kars Muhacirleri yaşar. Bu insanlar munis, müşfik, kendi hallerinde tarlada tapanda çalışırlar, geçinip giderler. Mevsim yaz, aylardan ağustos, tarlada ekin biçiliyor. Ahmet Emmi, ırgatları coşturuyor: -Hele dadaşlar vurun ha, az kaldı ha! Olacak bu ya... Köyde bir deve vardır. Sahibi bunun avare gezmesinden bıkmış, işe güce yarasın diye düvene koşmuş. Deve dönerken, dönerken kafası kızmış. Hadiii... Düven arkasında parlamış gidiyor. Köyden çıkana kadar, önüne çıkan dam, duvar ne varsa yıkmış. Tozu dumana katarak bizimkilerin üzerine doğru geliyor. Herkes korkuyla gelene bakıyor. Ahmet Emmi’ye sormuşlar: -Bu nedir? Hoca elini alnına koymuş:
-Ulan bu olsa olsa Mehdidir. Vay selatü tüncâyı bilmeyen Avşarların başına.

Yorumlar