Vakti zamanında Akkışla Türkmenlerinden biri çalışmak ve para kazanmak için İstanbul'a gitmiş. İstanbul'a varınca bir adamla arkadaş olmuş. Durumunu anlatmış. Adam da çalıştığı inşaatta bu adama iş bulmuş.
Bunların ikisi beraber çalışmaya başlamışlar. Adam, bir süre sonra Türkmen'e demiş ki:
-Arkadaş, ikimiz de aynı işte çalışıyoruz, aynı yerde yatıp kalkıyoruz, aynı parayı alıyoruz. Birimizin aldığı parayı yiyeyim, diğerimizinkini de biriktirelim. Memlekete gideceğimiz vakit, biriktirdiğimiz parayı bölüşürüz demiş. Anlaşmışlar.
Gel zaman, git zaman, bunlar para biriktiriyorlar. Bir gün olsun birbirlerine adın ne, sanın ne, nerelisin dememişler. Birbirlerine "gel arkadaş, git arkadaş", başka bir laf etmemişler.
Aradan zaman geçmiş, adam Türkmen'e demiş ki:
-Arkadaş, bana memleketten mektup geldi. Ben memleketime gideceğim. Şu paramızı bölüşelim demiş. O gün paralarını bölüşmüşler.
Gece olmuş, paralarını cüzdanlarına koyup uyumuşlar. Adam gizlice Türkmen'in cüzdanını aşırıp gün ağarmadan ayrılmış kaldıkları handan.
Sabah olup cüzdanını yerinde bulamayan Türkmen, döğünmeye başlamış. Yollara düşmüş, aramış ama adı, sanı, memleketi bilinmedik adam bulunur mu? En sonunda yorgun argın bir çeşmenin başına gelmiş, soluklanmış. Çeşmenin yanında iki ihtiyar oturuyormuş. Türkmen, çeşmeden su içtikten sonra:
Zîri Zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren demiş.
Çeşmenin yanında oturan ihtiyarlardan biri:
-Şu çeşmeden su içen adam parasını çaldırmış, yardım isterse yardım edelim demiş.
Türkmen'e varmışlar.
-Arkadaş, sen paranı mı çaldırdın demişler.
Türkmen:
-Nerden biliyorsunuz demiş.
Adamlar:
-Şu biraz önce söylediğin laftan anladık demişler.
Türkmen'e:
-Eğer paranı bulursak dörtte birini bize verir misin, demişler.
Türkmen:
-Veririm demiş.
-Öyleyse biraz önce söylediğin lafı bir daha tekrar et demişler.
Türkmen:
-Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren demiş.
İhtiyarlardan biri:
-Gümrük hanı bekleyen demiş.
Üçü beraber Gümrük Hanına gitmişler. Adamı tarif etmişler.
Adam, hana uğramış ama ayrılmış gitmiş. Adamlar Türkmen'e :
-Şu tekerlemeyi bir daha say demişler.
Türkmen:
-Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük Hanı bekleyen demiş.
İhtiyarlardan biri:
-Yalı boyu bahriyen demiş:
Doğru vapur iskelesine varmışlar ki, vapur yeni hareket etmiş. Bu adam nereye gider, memleketi neresidir diye düşünmeye başlamışlar. Türkmen'e dönüp:
-Mal sahibi bir daha say demişler.
Türkmen:
Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük hanı bekleyen
Yalı boyu bahriyem demiş.
İhtiyarlardan biri:
-Memleketi Horasan demiş.
Bunlar bir sonraki vapuru beklemişler ve ona binmişler. Gide gide Horasan'a varmışlar. Horasan, kocaman bir şehir. Bu adam hangi mahallede oturur diye düşünmeye başlamışlar. Mal sahibi şu tekerlemeyi bir daha say demişler.
-Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük Hanı bekleyen
Memleketi Horasan
deyince, ihtiyarlardan biri:
-Mahallesi Hacı Hasan demiş.
Varıyorlar Hacı Hasan Mahallesini buluyorlar. Hacı Hasan Mahallesi, büyük bir mahalle. Acaba evi neredediye düşünüyorlar. Mal sahibi say bakalım demişler.
-Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük Hanı bekleyen
Yalı boyu bahriyem
Memleketi Horasan
Mahallesi Hacı Hasan
deyince, ihtiyarlardan biri:
-Evin iki yanı hamam demiş.
Diğeri:
-Adamın adı da Ramazan demiş.
İlk söyleyen duramamış:
-Karısının adı da Keziban demiş.
Hacı Hasan Mahallesinde iki hamamın yanında olan evi buluyorlar.
-Ramazan Ağa! Keziban Hanım diye ünlüyorlar.
Keziban Hanım kapıya çıkıyor.
-Ramazan Ağa evde yok diyor.
İki ihtiyar:
-Mal sahibi bir daha say diyorlar.
Türkmen:
Zîri zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük Hanı bekleyen
Yalı boyu bahriyem
Memleketi Horasan
Mahallesi Hacı Hasan
Evin iki yanı hamam
Adamın adı Ramazan
Kadının adı Keziban
deyince, içlerinden biri:
-Dam altında mahzen, raf üstünde cüzdan diyor.
Kadın kapıyı kapamadan zorla içeri giriyorlar. Mahzene girip elleriyle koymuş gibi cüzdanı buluyorlar.
-Kadın:
-Yetişin komşular, evimize hırsız girdi diye ünlüyor. Komşular geliyorlar. Ramazan Ağa da evdeymiş. Hep beraber bunları yakalayıp karakola teslim ediyorlar.
Hakim, bunları bir dinliyor ki karışık bir mesele. Bunlara diyor ki:
-Size bir tek şartla inanırım. Yarın mahkemeye gelirken yanıma bir şey alıp getireceğim. Sakladığım şeyin ne olduğunu bilirseniz, o zaman size inanırım.
O gün bir hana gidip yatıyorlar. Hakim de evine gidiyor.
Sabah olunca, hakim mahkemeye galirken manavdan bir portakal alıyor. Mahkemede dolabın gözüne portakalı saklayıp kilitliyor. Bunları mahkeme salonuna alıyorlar.
Hakim:
-Sakladığım şeyi bilin bakalım diyor.
Bu iki ihtiyar Türkmen'e dönüp:
-Say bakalım mal sahibi diyorlar:
-Zîrî zârü gaddi gamak
Çeşmi kuşak çözdüren
Gümrük Hanı bekleyen
Yalı boyu bahriyem
Memleketi Horasan
Mahallesi Hacı Hasan
Evin iki yanı hamam
Adamın adı Ramazan
Kadının adı Keziban
Dam altında mahzen
Raf üstünde cüzdan
diyor.
İhtiyarlardan biri, hakimin yüzüne bakıyor:
-Hakimin de yüzü al al diyor.
Öteki ihtiyar:
-Onu da çevreledi bir sakal diyor.
Diğer ihtiyar gülümsüyor:
-Sakladığı da yuvarlak mı ne?
Diğer ihtiyar lafa karışıyor:
- O zaman sakladığı da portakal diyor.
Hakimin yüzü allak bullak oluyor:
-Aslanım, siz kimsiniz? Nasıl biliyorsunuz bütün bunları diyor.
İhtiyarlardan biri:
-Bize Zannuşağı derler, bu bir Allah vergisidir, biz biliriz diyorlar.
Cüzdanı hakim bunlara veriyor. Paranın dörtte birini bunlar alıyor, geri kalanını Türkmen'e veriyorlar. Tekrar İstanbul'un yollarına düşüyorlar. Hikaye de burada bitiyor.
Not: Bu masalı rahmetli Mehmet Sıtkı Işıtır Amca anlatmıştı, Allah gani gani rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Bu masalı Akkışlalı bir çobandan dinlediğini söylemişti.
Ben de derledim, 1994 yılında yayınlanan "Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı, Folklor ve Etnografyası" isimli kitabıma almıştım.

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.