BÜNYAN LİSESİ
Bünyan lisesine öğretmen olarak görevlendiğimde eski ortaokul binamızın alt katında pratik kız sanat okulu, üst katta ticaret lisesi eğitim öğretim görüyordu. Lise binası eski binanın karşısına yeni yapılmıştı. Bünyan Lisesinin yeni binası mimar ve mühendislerin yüz karasıydı. Bina mimari yönden; yöre iklimi göz önüne alınmamış, ısı yalıtımı hiç düşünülmemişti. Sınıf pencereleri bir boydan bir boya kalitesiz uzun ahşap keresteden yapılmıştı. Çerçeveler kısa zamanda soğuğa sıcağa dayanamayıp eğilmiş. Çerçevenin Eğikliğine camlar dayanamayıp zamanla kırılmış. Kırılan camların yerine camcı cam taktığında camın bir tarafı otursa diğer tarafı oturmamış, ara boşluğu macunla doldurmuş, macun kısa zamanda dökülmüş, rüzgâr esince camlar ıslık çalar hale gelmişti. Kışın soğuktan radyatörler donarak patlardı. Çatıdaki depo donduğu için ikide bir okulu su basardı. Merdivenlerde şelale oluşurdu. Zavallı hademelerimiz suyu temizlemeye çok uğraşırdı. Islanınca kurumayı bilmeyen çatıda serili izocam sünger gibi olur, akmayı önlemek için mecburen çatıdan dışarıya atılırdı. Gizli çatının saçakları kışın donduğundan yukarıdan eriyen sular aşağıya akamadığından çatının içine, oradan da sınıflardaki öğrencilerin üzerine damla damla düşerdi. Ondan dolayı son katın tavanı ne kadar boyanırsa boyansın sarımtıraktı. Müdür yardımcısı odamızın dışa gelen duvarı tamamen beton olup yalıtım olmadığından; odamız dışarıdan daha soğuk olur. Mecburen elektrik ocağı yakardık. Nöbetçi müdür yardımcısının sabah ilk işi eski bina altındaki kalorifer dairesini ziyaret etmekti. Eski binanın kazanının derecesi otuz kırk iken, bizim binanın derecesi doksan civarında olduğu halde, eski bina sıcaktan pencere açarken bizim bina titrerdi. Bir gün kazan yüz dereceye yaklaşırken elektrikler kesilmiş. Kalorifere bakan görevli kazan patlamasın diye yanan kömürleri dışarıya çıkarırken kömürden çıkan gazla oracığa düşüp bayılmış. İyi ki zamanında varmışız. Vardığımızda kazan güm güm diye ses çıkarıyordu. Hem görevliyi hem kazanı patlamadan suyla soğutarak kurtardık. Daha ne anlatayım; bina yapılırken sağcı solcu işçiler sürekli tartışmışlar, birinin yaptığını diğeri bozmuş. Tuvalet eslerinin içerisine kasıtlı olarak taş sıkıştırmışlar. Tam tıkanmadığı için sorun yıllarca çözülemedi. Su boruları patlar duvar içine sızan sular patlayan yerden uzak yerlerden çıkardı. Ara ki arızayı bulasın. Ah! Ah! Neler çektik neler o yeni binadan. Gelen ödenek geri gitmesin diye kış gününde pencerelerin tadilatına başlandı. Geçici olarak eski binaya sığındık. Öğrenci sayımıza oranın tuvaletleri yetmezdi, zil çalınca bizim öğrenciler tuvalet kuyruğuna koşarlar ya da camı çerçevesi olmayan buz pitsine dönmüş bizim binaya giderlerdi. Hatırladığım kadarıyla Ticaret Lisesinin iki, Pratik Kız Sanat okulunun bir hademesi, bizim 6 tane hadememiz vardı ama ötekiler çok rahatken bizimkilerin işi başından aşkındı. Zavallı hademeler okulun kırığından çıkığından dolayı hiç rahat yüzü görmediler. Hatta Kamil ağa tadilat sırasında çukura düştü ondan sonra da dizleri bir türlü düzen tutmadı. Uzun süre ayağının ağrısını çekti. Tekerlekli sandalyede öldü. Allah rahmet etsin. Yazın Bünyan Lisesini ziyarete gittiğimde dış cephe yalıtımı ve pencereler pvc yapılmış görünce sevindim.
O yıllarda Bünyan Lisesi her biri kendi alanında uzman dev bir öğretmen kadrosuna sahipti. Bu kadronun değeri yıllar sonra anlaşıldı ama o tarihte maalesef Bünyanlılardan güçlü şekilde manevi destek göremedik. Ev danasından öküz olmaz misali. Bize en büyük destek Kaymakam Hıdır Kahveci’den geldi. Her etkinliğimizde yanımızda idi. Bünyan’dan ayrılan arkadaşlarım Kayseri’de mesleki konularda harikalar yarattılar. Dershanelerin aranan elemanları oldular yıllar yılı. Bu arkadaşların adlarını yazdığımda unuttuğum arkadaşlar kusura kalmasın, yaşlılığıma ve b12 değerlerimin düşüklüğüne versinler. Her birini birer cümle ile tam anlatmam imkânsız ama işte Kayseri’de harikalar yaratan arkadaşlarım:
Mustafa Yeşil: Kayseri’de emekli olduktan sonra Özel Erciyes Lisesinde uzun yıllar çalıştı. Hafta içi okul çalışmasına ilave olarak hafta sonu 25 yıl dershanecilik yaptı. Herkes tarafından sevilen aranan elemandı.
İdris Talih: Emekli olduktan sonra dershanelerde idarecisi ve öğretmenlik yaptı, hiç boş durmadı. Şimdi de hukuk fakültesini bitirmek için gayret sarf ediyor. “Hukuk Diplomanı öbür dünyada mı kullanacaksın?” soruma, gülüp geçiyor.
Necati Bağış: Kayseri’de başarılı Milli Eğitim Şube Müdürlüğü yaptıktan sonra emekli oldu. Çeşitli dershanelerde müdürlük yaptı. Özel Atlas Lisesinde bir yıllıkta öğrenciler Necati ağabey hakkında “dayak atmadan da okulda disiplin sağlanabileceğini Necati Bağış müdürümüzden öğrendik” diye not düşmüşler.
Erol Ünal: Geometri alanında uzmanlaştı. Kayseri’deki dershanelerde geometri dalında aranan eleman oldu.
Binali Zağlı: Kayseri dershanelerinde idarecisi ve ortaokul seviyesinde uzmanlaştı.
Faruk Memiş: İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden emekli olduktan sonra uzun yıllar Özel Safa Lisesinin müdürlüğünü yaptı.
Seyit ve Emine Eser çifti: Bünyan’da evlendi; Melikgazi lisesinin popüler öğretmenleri arasında idi.
Ömer Öner: Yıllar yılı görmedim ama İstanbul’un en güzide okullarında müdürlük yaptığını duyuyorum.
Mustafa ve Gönül Dilekmen çifti: Samsun’a gittikten sonra onlardan yeterince bilgi alamadım, ama Bünyan Lisesinde disiplinli ve gayretli çalışmalarıyla bir ekoldüler.
Ulvi ve Sacide Akbaba çifti: Bünyan’da evlendi. Ulvi İstanbul’a müdürlük ve idarecilik nasıl olur öğretti.
İngilizceci Kerim: Folklor konusunda Bünyan Lisesine çağ atlattı.
Süleyman Yıldırım: Öğrencilere İngilizceyi sevdirdi, çokça İngilizce öğretmeni yetiştirdi. Dürüst esnaf ve dürüst siyaset nasıl olur Bünyan’a gösterdi. Allah rahmet etsin.
Nuri Soylu: Hiç unutmam İmam Hatip Lisesi ile bir bilgi yarışmasında din dersi sorularında İmam Hatip Lisesini geride bırakmıştık. Allah mekânını cennet etsin.
Fatih Mehmet Çakmak: Müdür yardımcısı, her türlü törenlerin değişmez sunucusu… Isı yalıtımı olmayan aynı odada yılar yılı birlikte titredik. Fatih Mehmet Çakmak, Türkçe ve edebiyat konusunda doğal yetenek… Her yönüyle örnek kişilik… Emekli olduktan sonra dershanelerin aranan elemanı oldu. Uzun yıllar dershanelerde çalıştıktan sonra tam zirvede iken dershaneciliğe noktayı koydu.
Kadir Tanrıöver: Bünyanlı gençlere spor yoluyla ağabeylik yaptı, son olarak Bünyan İmam Hatip lisesinde başarılı idareci.
Süha Gürkan: Çevresine pozitif enerji saçar, girdiği her dersin hakkını verirdi. Branşı olmadığı halde girdiği ticaret dersinde tüccarların vasıflarına ilave olarak; “tüccar, takım elbiseli, göbekli, fotür şapkalı, eli çenteli olur” diye derste şaka yapmış. Sınavda tüccarın özelliklerini sorduğunda, öğrencilerden biri aynı Süha Beyin söylediği gibi cevap vermiş.
Futbol hastası Beden Eğitim öğretmeni Yunus Bey vardı: Kayseri’de ortaokullar arası müsabakalarda futbolculara “bas, bas” diye bağırırdı, şimdi bile bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Kayseri’de ortaokullar arası futbol müsabakalarında hep dereceye girdik.
İngilizceci Meral İkiz: Talim terbiyede yükseldikçe, yükseldi.
Ahmet Can: Kendine has ders anlatım sitili vardı, Ortadoğu ve balkanların en büyük fizikçisiyim derdi. İstanbul’a gitti bir daha görmedim.
Mustafa Ayer: Disiplinli tam bir idareci... İnsanlara yardım ve ikram etmeyi sever... Bünyan’da ilçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevini başarıyla yaptı.
Mehmet Yılmaz: Felsefe konusunda uzmandı. Titreyen elleriyle harika resimler yapardı. Allah rahmet etsin.
Hamdi Aydın: Emekli olduktan sonra bir süre özel okulda çalıştı. Sağlık nedeniyle daha da ileri gitmedi.
Abdullah Selçuk: Maraş- Tekir’de uzun yıllar idarecilik yaptı. Her yıl en az bir defa Tekir’den geçerken, Tekirlilere Abdullah Beyi sorarım, Abdullah Beyden övgüyle söz ederler. Son seferde Abdullah Bey müdürlükten ayrılmış. Sorduğumda “ah! Ah! Tekir Abdullah Beyin kıymetini bilemedi” dediler.
Cengiz Erdem: Bizim dönemimizde bel fıtığından ameliyat oldu günlerce dört duvar arasında sert yerlerde yatmak zorunda kaldı. Facebookta gördüğüm kadarıyla bulunduğu yerde sevilen öğretmen olmuş.
Resimci Ali İhsan: Trakya’da hemşerim yerine külüm derler. Trakyalı olduğu için ben ona külü derdim. Kayseri Erciyes Üniversitede öğretim görevlisi olarak, emekli olana kadar çalıştı.
Ülfet Karadeniz: Benim stajyerimdi, okumadan mektupla öğretimden öğretmen olarak geldi. Tesadüf bu ya; Mustafa Yeşil’le Trabzon’a hizmet içi eğitime gittiğimizde Ülfet’le parkta karşılaştık, beş dakikadan gelirim dedi, biz bir saat bekledik gelmedi.
Halil Körtıfıl: İsimi doğru yazdığımızdan emin değilim, Halil ismini Bünyanlı öğrenciler hâlâ unutamadı.
. Bu arada gayretli, çalışkan ismini unuttuğum yabancı öğretmenler de vardı. Onlar da unutulan kahramanlar olarak anılarda kalsın…
Atilla Dağaşan: Müdürümüz... Öğretmenlerin her türlü çalışmasına teşvik ve destek verdi. Başarı disiplinden gelir. Atilla Dağaşan disiplinli idareciliğiyle bilinir.
Herkesi sayarken kendimi unuttum, ben Ayhan Mutlu: Kayseri Lisesinden emekli olduktan sonra Özel Atlas Lisesi ve Hisarcıklıoğlu Fen Lisesinde beş yıl süreyle öğretmenlik ve idarecilik yaptım, yoruldum, şimdi kitaplar arkadaşım, onlara özenerek yazarak vakit geçiriyorum.
Bünyan Lisesi’nde nerede ise her gün okulda sosyal etkinlikler düzenlerdik. Sınıf günleri, sınıflar arası bilgi yarışması, sınıflar arası futbol müsabakaları, folklor, Kayseri liseler ve ortaokullar arası futbol, atletizm ( atletizmde bolca madalyalar aldık). Seksenli yıllarda Bünyan Lisesi altın yıllarını yaşadı. O tarihlerde üniversiteye öğrenci yerleştirmesinde Türkiye’de ilk elliye girdik.
Ağırlıklı Bünyan Lisesi öğretmenlerimizin yönetiminde 176 daire beyaz evlerde, 134 daire kurtuluşta kooperatif evleri yaptırdık. O günlerde Bünyan Lisesinde iki kooperatif temsilcileri arasında tatlı bir rekabet vardı; kim daha önce anahtar teslim edecek diye. Uzun süre bitmeyen kooperatif inşaatını biz yüzde kırklar seviyesinde devraldık 1,5 yılda bitirdik. O yıllar ev sahibi olmak için maaşlarımızın tamamına yakınını kooperatife verip, ders ücreti ve vergi iadesiyle geçindiğimiz zor yıllardı. Ama yine de o yıllar dostluk ve arkadaşlığın harman olduğu yıllardı. O yıllara dön deseler döner miyiz, sağlığımız o günkü zor şartlara elverir mi acaba?
Bünyan Lisesinde kışın tadı başka, yazın tadı başkaydı. Şubat tatilinde yakıttan tasarruf amacıyla kalorifer yakılmaz, hademelerle birlikte giriş kapısının karşısındaki hademe odasına soba başına toplanır yarı dönemin yorgunluğunu tatlı sohbet eşliğinde çay içer, patates közleyerek geçirirdik. Personeller arasında bizde makam mevki yönünden ayrım yoktu. Kimse kimseye tepeden bakmaz, kimse amirlik taslamazdı. Herkes ikinci bir ikaza gerek kalmadan görevini layıkıyla yapardı, kardeş gibi geçinirdik. Yazın bahçe girişine Ulvi hocanın taşlardan yaptığı mini tepesinden sular akıtır, bizde yanındaki beyaz evler müteahhidine yaptırdığımız çardakta oturur, çay içerdik. Akşamları okulun ve çardağın gönüllü bekçisiydi, Deli Hacı Ahmet’İ. Okul bitimi Bünyan Lisesi öğretmenleri Ziraat Bankasının yanındaki öğretmen evine uğrar, tam kadro oyun cinsine göre eksik kareleri tamamlardık. O yıllarda, Zeki Sicim amcanın briç oynarken; çıkması zor eli çıkardığında “ben 36 yıllık oyuncuyum” diye övünmesini (orada olduğum sürece 36 rakamı hiç değişmedi), pas dediğinde eşi oynamak için üstelediğinde “pas dediğimi yoldan geçenler duydu da bizim eş duymadı” dediğini, unutamıyorum. Tüm yorgunluğumuz bir iki saatin içinde öğretmen evinde biter, evin yolunu tutardık. Hey gidi günler hey! Bünyan’dan çıktıktan sonra ne kahveye gittim ne de oyun kâğıdını elime aldım. Kayseri’de hep iş, hep iş… Özel kurslar… Ömrümüzü yedik.
Bünyan’da yaşadıklarımız güzel anı olarak şimdi hatıralarımızda kaldı.
Ayhan MUTLU
Bünyan lisesine öğretmen olarak görevlendiğimde eski ortaokul binamızın alt katında pratik kız sanat okulu, üst katta ticaret lisesi eğitim öğretim görüyordu. Lise binası eski binanın karşısına yeni yapılmıştı. Bünyan Lisesinin yeni binası mimar ve mühendislerin yüz karasıydı. Bina mimari yönden; yöre iklimi göz önüne alınmamış, ısı yalıtımı hiç düşünülmemişti. Sınıf pencereleri bir boydan bir boya kalitesiz uzun ahşap keresteden yapılmıştı. Çerçeveler kısa zamanda soğuğa sıcağa dayanamayıp eğilmiş. Çerçevenin Eğikliğine camlar dayanamayıp zamanla kırılmış. Kırılan camların yerine camcı cam taktığında camın bir tarafı otursa diğer tarafı oturmamış, ara boşluğu macunla doldurmuş, macun kısa zamanda dökülmüş, rüzgâr esince camlar ıslık çalar hale gelmişti. Kışın soğuktan radyatörler donarak patlardı. Çatıdaki depo donduğu için ikide bir okulu su basardı. Merdivenlerde şelale oluşurdu. Zavallı hademelerimiz suyu temizlemeye çok uğraşırdı. Islanınca kurumayı bilmeyen çatıda serili izocam sünger gibi olur, akmayı önlemek için mecburen çatıdan dışarıya atılırdı. Gizli çatının saçakları kışın donduğundan yukarıdan eriyen sular aşağıya akamadığından çatının içine, oradan da sınıflardaki öğrencilerin üzerine damla damla düşerdi. Ondan dolayı son katın tavanı ne kadar boyanırsa boyansın sarımtıraktı. Müdür yardımcısı odamızın dışa gelen duvarı tamamen beton olup yalıtım olmadığından; odamız dışarıdan daha soğuk olur. Mecburen elektrik ocağı yakardık. Nöbetçi müdür yardımcısının sabah ilk işi eski bina altındaki kalorifer dairesini ziyaret etmekti. Eski binanın kazanının derecesi otuz kırk iken, bizim binanın derecesi doksan civarında olduğu halde, eski bina sıcaktan pencere açarken bizim bina titrerdi. Bir gün kazan yüz dereceye yaklaşırken elektrikler kesilmiş. Kalorifere bakan görevli kazan patlamasın diye yanan kömürleri dışarıya çıkarırken kömürden çıkan gazla oracığa düşüp bayılmış. İyi ki zamanında varmışız. Vardığımızda kazan güm güm diye ses çıkarıyordu. Hem görevliyi hem kazanı patlamadan suyla soğutarak kurtardık. Daha ne anlatayım; bina yapılırken sağcı solcu işçiler sürekli tartışmışlar, birinin yaptığını diğeri bozmuş. Tuvalet eslerinin içerisine kasıtlı olarak taş sıkıştırmışlar. Tam tıkanmadığı için sorun yıllarca çözülemedi. Su boruları patlar duvar içine sızan sular patlayan yerden uzak yerlerden çıkardı. Ara ki arızayı bulasın. Ah! Ah! Neler çektik neler o yeni binadan. Gelen ödenek geri gitmesin diye kış gününde pencerelerin tadilatına başlandı. Geçici olarak eski binaya sığındık. Öğrenci sayımıza oranın tuvaletleri yetmezdi, zil çalınca bizim öğrenciler tuvalet kuyruğuna koşarlar ya da camı çerçevesi olmayan buz pitsine dönmüş bizim binaya giderlerdi. Hatırladığım kadarıyla Ticaret Lisesinin iki, Pratik Kız Sanat okulunun bir hademesi, bizim 6 tane hadememiz vardı ama ötekiler çok rahatken bizimkilerin işi başından aşkındı. Zavallı hademeler okulun kırığından çıkığından dolayı hiç rahat yüzü görmediler. Hatta Kamil ağa tadilat sırasında çukura düştü ondan sonra da dizleri bir türlü düzen tutmadı. Uzun süre ayağının ağrısını çekti. Tekerlekli sandalyede öldü. Allah rahmet etsin. Yazın Bünyan Lisesini ziyarete gittiğimde dış cephe yalıtımı ve pencereler pvc yapılmış görünce sevindim.
O yıllarda Bünyan Lisesi her biri kendi alanında uzman dev bir öğretmen kadrosuna sahipti. Bu kadronun değeri yıllar sonra anlaşıldı ama o tarihte maalesef Bünyanlılardan güçlü şekilde manevi destek göremedik. Ev danasından öküz olmaz misali. Bize en büyük destek Kaymakam Hıdır Kahveci’den geldi. Her etkinliğimizde yanımızda idi. Bünyan’dan ayrılan arkadaşlarım Kayseri’de mesleki konularda harikalar yarattılar. Dershanelerin aranan elemanları oldular yıllar yılı. Bu arkadaşların adlarını yazdığımda unuttuğum arkadaşlar kusura kalmasın, yaşlılığıma ve b12 değerlerimin düşüklüğüne versinler. Her birini birer cümle ile tam anlatmam imkânsız ama işte Kayseri’de harikalar yaratan arkadaşlarım:
Mustafa Yeşil: Kayseri’de emekli olduktan sonra Özel Erciyes Lisesinde uzun yıllar çalıştı. Hafta içi okul çalışmasına ilave olarak hafta sonu 25 yıl dershanecilik yaptı. Herkes tarafından sevilen aranan elemandı.
İdris Talih: Emekli olduktan sonra dershanelerde idarecisi ve öğretmenlik yaptı, hiç boş durmadı. Şimdi de hukuk fakültesini bitirmek için gayret sarf ediyor. “Hukuk Diplomanı öbür dünyada mı kullanacaksın?” soruma, gülüp geçiyor.
Necati Bağış: Kayseri’de başarılı Milli Eğitim Şube Müdürlüğü yaptıktan sonra emekli oldu. Çeşitli dershanelerde müdürlük yaptı. Özel Atlas Lisesinde bir yıllıkta öğrenciler Necati ağabey hakkında “dayak atmadan da okulda disiplin sağlanabileceğini Necati Bağış müdürümüzden öğrendik” diye not düşmüşler.
Erol Ünal: Geometri alanında uzmanlaştı. Kayseri’deki dershanelerde geometri dalında aranan eleman oldu.
Binali Zağlı: Kayseri dershanelerinde idarecisi ve ortaokul seviyesinde uzmanlaştı.
Faruk Memiş: İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden emekli olduktan sonra uzun yıllar Özel Safa Lisesinin müdürlüğünü yaptı.
Seyit ve Emine Eser çifti: Bünyan’da evlendi; Melikgazi lisesinin popüler öğretmenleri arasında idi.
Ömer Öner: Yıllar yılı görmedim ama İstanbul’un en güzide okullarında müdürlük yaptığını duyuyorum.
Mustafa ve Gönül Dilekmen çifti: Samsun’a gittikten sonra onlardan yeterince bilgi alamadım, ama Bünyan Lisesinde disiplinli ve gayretli çalışmalarıyla bir ekoldüler.
Ulvi ve Sacide Akbaba çifti: Bünyan’da evlendi. Ulvi İstanbul’a müdürlük ve idarecilik nasıl olur öğretti.
İngilizceci Kerim: Folklor konusunda Bünyan Lisesine çağ atlattı.
Süleyman Yıldırım: Öğrencilere İngilizceyi sevdirdi, çokça İngilizce öğretmeni yetiştirdi. Dürüst esnaf ve dürüst siyaset nasıl olur Bünyan’a gösterdi. Allah rahmet etsin.
Nuri Soylu: Hiç unutmam İmam Hatip Lisesi ile bir bilgi yarışmasında din dersi sorularında İmam Hatip Lisesini geride bırakmıştık. Allah mekânını cennet etsin.
Fatih Mehmet Çakmak: Müdür yardımcısı, her türlü törenlerin değişmez sunucusu… Isı yalıtımı olmayan aynı odada yılar yılı birlikte titredik. Fatih Mehmet Çakmak, Türkçe ve edebiyat konusunda doğal yetenek… Her yönüyle örnek kişilik… Emekli olduktan sonra dershanelerin aranan elemanı oldu. Uzun yıllar dershanelerde çalıştıktan sonra tam zirvede iken dershaneciliğe noktayı koydu.
Kadir Tanrıöver: Bünyanlı gençlere spor yoluyla ağabeylik yaptı, son olarak Bünyan İmam Hatip lisesinde başarılı idareci.
Süha Gürkan: Çevresine pozitif enerji saçar, girdiği her dersin hakkını verirdi. Branşı olmadığı halde girdiği ticaret dersinde tüccarların vasıflarına ilave olarak; “tüccar, takım elbiseli, göbekli, fotür şapkalı, eli çenteli olur” diye derste şaka yapmış. Sınavda tüccarın özelliklerini sorduğunda, öğrencilerden biri aynı Süha Beyin söylediği gibi cevap vermiş.
Futbol hastası Beden Eğitim öğretmeni Yunus Bey vardı: Kayseri’de ortaokullar arası müsabakalarda futbolculara “bas, bas” diye bağırırdı, şimdi bile bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum. Kayseri’de ortaokullar arası futbol müsabakalarında hep dereceye girdik.
İngilizceci Meral İkiz: Talim terbiyede yükseldikçe, yükseldi.
Ahmet Can: Kendine has ders anlatım sitili vardı, Ortadoğu ve balkanların en büyük fizikçisiyim derdi. İstanbul’a gitti bir daha görmedim.
Mustafa Ayer: Disiplinli tam bir idareci... İnsanlara yardım ve ikram etmeyi sever... Bünyan’da ilçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevini başarıyla yaptı.
Mehmet Yılmaz: Felsefe konusunda uzmandı. Titreyen elleriyle harika resimler yapardı. Allah rahmet etsin.
Hamdi Aydın: Emekli olduktan sonra bir süre özel okulda çalıştı. Sağlık nedeniyle daha da ileri gitmedi.
Abdullah Selçuk: Maraş- Tekir’de uzun yıllar idarecilik yaptı. Her yıl en az bir defa Tekir’den geçerken, Tekirlilere Abdullah Beyi sorarım, Abdullah Beyden övgüyle söz ederler. Son seferde Abdullah Bey müdürlükten ayrılmış. Sorduğumda “ah! Ah! Tekir Abdullah Beyin kıymetini bilemedi” dediler.
Cengiz Erdem: Bizim dönemimizde bel fıtığından ameliyat oldu günlerce dört duvar arasında sert yerlerde yatmak zorunda kaldı. Facebookta gördüğüm kadarıyla bulunduğu yerde sevilen öğretmen olmuş.
Resimci Ali İhsan: Trakya’da hemşerim yerine külüm derler. Trakyalı olduğu için ben ona külü derdim. Kayseri Erciyes Üniversitede öğretim görevlisi olarak, emekli olana kadar çalıştı.
Ülfet Karadeniz: Benim stajyerimdi, okumadan mektupla öğretimden öğretmen olarak geldi. Tesadüf bu ya; Mustafa Yeşil’le Trabzon’a hizmet içi eğitime gittiğimizde Ülfet’le parkta karşılaştık, beş dakikadan gelirim dedi, biz bir saat bekledik gelmedi.
Halil Körtıfıl: İsimi doğru yazdığımızdan emin değilim, Halil ismini Bünyanlı öğrenciler hâlâ unutamadı.
. Bu arada gayretli, çalışkan ismini unuttuğum yabancı öğretmenler de vardı. Onlar da unutulan kahramanlar olarak anılarda kalsın…
Atilla Dağaşan: Müdürümüz... Öğretmenlerin her türlü çalışmasına teşvik ve destek verdi. Başarı disiplinden gelir. Atilla Dağaşan disiplinli idareciliğiyle bilinir.
Herkesi sayarken kendimi unuttum, ben Ayhan Mutlu: Kayseri Lisesinden emekli olduktan sonra Özel Atlas Lisesi ve Hisarcıklıoğlu Fen Lisesinde beş yıl süreyle öğretmenlik ve idarecilik yaptım, yoruldum, şimdi kitaplar arkadaşım, onlara özenerek yazarak vakit geçiriyorum.
Bünyan Lisesi’nde nerede ise her gün okulda sosyal etkinlikler düzenlerdik. Sınıf günleri, sınıflar arası bilgi yarışması, sınıflar arası futbol müsabakaları, folklor, Kayseri liseler ve ortaokullar arası futbol, atletizm ( atletizmde bolca madalyalar aldık). Seksenli yıllarda Bünyan Lisesi altın yıllarını yaşadı. O tarihlerde üniversiteye öğrenci yerleştirmesinde Türkiye’de ilk elliye girdik.
Ağırlıklı Bünyan Lisesi öğretmenlerimizin yönetiminde 176 daire beyaz evlerde, 134 daire kurtuluşta kooperatif evleri yaptırdık. O günlerde Bünyan Lisesinde iki kooperatif temsilcileri arasında tatlı bir rekabet vardı; kim daha önce anahtar teslim edecek diye. Uzun süre bitmeyen kooperatif inşaatını biz yüzde kırklar seviyesinde devraldık 1,5 yılda bitirdik. O yıllar ev sahibi olmak için maaşlarımızın tamamına yakınını kooperatife verip, ders ücreti ve vergi iadesiyle geçindiğimiz zor yıllardı. Ama yine de o yıllar dostluk ve arkadaşlığın harman olduğu yıllardı. O yıllara dön deseler döner miyiz, sağlığımız o günkü zor şartlara elverir mi acaba?
Bünyan Lisesinde kışın tadı başka, yazın tadı başkaydı. Şubat tatilinde yakıttan tasarruf amacıyla kalorifer yakılmaz, hademelerle birlikte giriş kapısının karşısındaki hademe odasına soba başına toplanır yarı dönemin yorgunluğunu tatlı sohbet eşliğinde çay içer, patates közleyerek geçirirdik. Personeller arasında bizde makam mevki yönünden ayrım yoktu. Kimse kimseye tepeden bakmaz, kimse amirlik taslamazdı. Herkes ikinci bir ikaza gerek kalmadan görevini layıkıyla yapardı, kardeş gibi geçinirdik. Yazın bahçe girişine Ulvi hocanın taşlardan yaptığı mini tepesinden sular akıtır, bizde yanındaki beyaz evler müteahhidine yaptırdığımız çardakta oturur, çay içerdik. Akşamları okulun ve çardağın gönüllü bekçisiydi, Deli Hacı Ahmet’İ. Okul bitimi Bünyan Lisesi öğretmenleri Ziraat Bankasının yanındaki öğretmen evine uğrar, tam kadro oyun cinsine göre eksik kareleri tamamlardık. O yıllarda, Zeki Sicim amcanın briç oynarken; çıkması zor eli çıkardığında “ben 36 yıllık oyuncuyum” diye övünmesini (orada olduğum sürece 36 rakamı hiç değişmedi), pas dediğinde eşi oynamak için üstelediğinde “pas dediğimi yoldan geçenler duydu da bizim eş duymadı” dediğini, unutamıyorum. Tüm yorgunluğumuz bir iki saatin içinde öğretmen evinde biter, evin yolunu tutardık. Hey gidi günler hey! Bünyan’dan çıktıktan sonra ne kahveye gittim ne de oyun kâğıdını elime aldım. Kayseri’de hep iş, hep iş… Özel kurslar… Ömrümüzü yedik.
Bünyan’da yaşadıklarımız güzel anı olarak şimdi hatıralarımızda kaldı.
Ayhan MUTLU
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.