PINARBAŞI
Pınarbaşı bizim akarsuyumuz.
Türkistan’dan gelme ulu soyumuz.
Anadolu bozkırında biz ırmak kenarı çocuklarıyız. Yaz sıcağında insanlar kavrulurken biz serin sulardaydık. Ne kadar şanslıyız değimli? Ne zaman kaç yaşında yüzmeyi öğrendik? Bilmiyorum. Yüzme sanki doğuştan bize özgü yetenek… Hiç düşünmeden küçük yaşta ördek yavrusu gibi suya dalardık. Önceleri sığ yerlerde yapılan yüzme talimleri bizler büyüdükçe yeterli gelmemeye başladı. Havuzların dolduğu an bizim yüzme şenliğimizdi, havuz bekçilerinin izinleri ölçüsünde. Yüzmek için en yakın yerden başlayarak en son Pınarbaşı’nın çayırlıktaki büyük göl son hedefimizdi. Bize göre yaya olarak uzak olan bu göl; berrak, cam gibi temizliği, derinliği ve büyüklüğü yönünden ideal bir yüzme havuzu konumundaydı. O gölde yüzdüğümüz günler anılarımızda tazeliğini koruyor. İsterdik ki orada daha uzun kalalım. Her zaman gidemesek de orada yüzmenin tadına doyamazdık. Pınarbaşı’na mahalle arkadaşları ile giderken genel olarak plansız gittiğimizden yanımızda yiyecek olmazdı. Yaya olarak mezarlığı geçince ağaç olmadığından cehennem gibi sıcak bizi karşılardı. Yıllara göre yolun iki yanı bazen sıcaktan kavrulmuş ekin tarlaları, bazen de o yıl herk yapılmış taşlı kurak tarlalar vardı. Gömleklerimizi çıkarır kafamıza sarardık. Bu yol bitmeyecek karamsarlığıyla ilerlerken, birden çukurun içerisinde tüm çekiciğiyle Pınarbaşı görünürdü. Hayal gibi. Tüm yorgunluklar unutulur. Bayır aşağı finale ulaşabilmenin sevinciyle taze güçle koşuştururduk. Göle varmadan soyunmaya başlar hiç soluklanmadan çayırlıkta ki büyük göle atlardık. Ama bir süre sonra açlık ve yorgunluk bastırırdı. Pınarbaşı'ndan dönüş genel olarak gölgelik olduğundan kemer köprü üzerinden olurdu. Yaya gidiş, geliş birde doyasıya yüzme bizi açlıktan perişan ederdi. Gelirken ağaçlardaki meyvelere gözümüz düşerdi.
Bazen Kayseri izci gurubu gölün yanındaki çayırda kamp kurarlardı; onların arasında olmayı arzu eder, imrenerek bakardık O günler ne güzeldi. O doğal ortamı hapishane faaliyete geçince ne kadar etkileyecek? Acaba torunlarımız bizim yaşadığımız güzel günleri yaşayacak mı? Bunca yaşıma rağmen imkânım olsa her gün Pınarbaşı'nda suya girmek isterim. Bana göre Pınarbaşı ünlü tatil yörelerindeki havuzlardan ve denizlerden her yönüyle biline ki mükemmel.
Pınarbaşı bu güne kadar Bünyanlılarda kaleme alınmamış sevdası. Pınarbaşı yazılmayan şarkıdır, şiirdir; Bünyanlıların suskun gönüllerinde. Her sıkıntımızda serin sularına daldık rahatladık, arındık. Bünyan; bol suyu, tarihi zenginliği, kültürü, hoşgörüsü, Millet ve memleket sevgisi, misafir severliği, güler yüzlü çalışkan insanıyla örnek bir Anadolu kasabası. Bünyan Anadolu'nun merkezinde cennetten bir köşe… Yeşilin her tonu, çeşit çeşit kuşlar. Seherde öten bülbüller… Kirlenen dünyaya inat hâlâ özgürlüğün ve doğal ortamın bayraktarı kartallar göklerde süzülüyor. Bünyan’da doğup büyüyen bizler ne kadar şanslıyız, yarabbi…
Pınarbaşı'ndan çıkan su; Bünyan ve Anadolu için Allah'ın büyük bir lütfüdür. Su kayanın altından hiç de telaş etmeden sessizce çıkar, cam gibi berrak. Her gittiği yere can verir. Gözden çıkan su debisi ve sıcaklığı dört mevsim değişmeden kıvrımlar çizerek; derinliğine göre; deve yutan, at yutan, dana yutan gibi adlarla göller oluşturur. Şimdi gençler gözün önünde yüzüyor. Gözün önünün insanı kendine çeken değişik havası var. Göz önüne gelen genç, yaşlı, kadın, erkek herkes heyecanlanır; soyunup, dökünüp bir an önce suya atlamak ister. Suya giremeyenler hazırlıklı gelmediğine hayıflanır. Neşe içerisinde suda yüzenleri izler, kendi yüzüyormuş gibi. Genelde oturmaktan sıkılan genç kızların önce ufaktan birbirlerine su sıçratma ile başlayan şakaları artarak bir süre sonra su dövüşüne dönüşür. Islandıklarında da değişecek kıyafet yokmuş kimin umurunda. Sudan çıkmış sıçana dönmüş biçimde birbirlerini alt etmek için suyun içinde capbır, cupbur kovalamaca oynarlar. Pınarbaşı'nda herkes mutlu, neden acaba? Orada anlamadığımız bir çekicilik var. Kayada mı? Suda mı? Havada mı?
Pınarbaşı bizim akarsuyumuz.
Türkistan’dan gelme ulu soyumuz.
Anadolu bozkırında biz ırmak kenarı çocuklarıyız. Yaz sıcağında insanlar kavrulurken biz serin sulardaydık. Ne kadar şanslıyız değimli? Ne zaman kaç yaşında yüzmeyi öğrendik? Bilmiyorum. Yüzme sanki doğuştan bize özgü yetenek… Hiç düşünmeden küçük yaşta ördek yavrusu gibi suya dalardık. Önceleri sığ yerlerde yapılan yüzme talimleri bizler büyüdükçe yeterli gelmemeye başladı. Havuzların dolduğu an bizim yüzme şenliğimizdi, havuz bekçilerinin izinleri ölçüsünde. Yüzmek için en yakın yerden başlayarak en son Pınarbaşı’nın çayırlıktaki büyük göl son hedefimizdi. Bize göre yaya olarak uzak olan bu göl; berrak, cam gibi temizliği, derinliği ve büyüklüğü yönünden ideal bir yüzme havuzu konumundaydı. O gölde yüzdüğümüz günler anılarımızda tazeliğini koruyor. İsterdik ki orada daha uzun kalalım. Her zaman gidemesek de orada yüzmenin tadına doyamazdık. Pınarbaşı’na mahalle arkadaşları ile giderken genel olarak plansız gittiğimizden yanımızda yiyecek olmazdı. Yaya olarak mezarlığı geçince ağaç olmadığından cehennem gibi sıcak bizi karşılardı. Yıllara göre yolun iki yanı bazen sıcaktan kavrulmuş ekin tarlaları, bazen de o yıl herk yapılmış taşlı kurak tarlalar vardı. Gömleklerimizi çıkarır kafamıza sarardık. Bu yol bitmeyecek karamsarlığıyla ilerlerken, birden çukurun içerisinde tüm çekiciğiyle Pınarbaşı görünürdü. Hayal gibi. Tüm yorgunluklar unutulur. Bayır aşağı finale ulaşabilmenin sevinciyle taze güçle koşuştururduk. Göle varmadan soyunmaya başlar hiç soluklanmadan çayırlıkta ki büyük göle atlardık. Ama bir süre sonra açlık ve yorgunluk bastırırdı. Pınarbaşı'ndan dönüş genel olarak gölgelik olduğundan kemer köprü üzerinden olurdu. Yaya gidiş, geliş birde doyasıya yüzme bizi açlıktan perişan ederdi. Gelirken ağaçlardaki meyvelere gözümüz düşerdi.
Bazen Kayseri izci gurubu gölün yanındaki çayırda kamp kurarlardı; onların arasında olmayı arzu eder, imrenerek bakardık O günler ne güzeldi. O doğal ortamı hapishane faaliyete geçince ne kadar etkileyecek? Acaba torunlarımız bizim yaşadığımız güzel günleri yaşayacak mı? Bunca yaşıma rağmen imkânım olsa her gün Pınarbaşı'nda suya girmek isterim. Bana göre Pınarbaşı ünlü tatil yörelerindeki havuzlardan ve denizlerden her yönüyle biline ki mükemmel.
Pınarbaşı bu güne kadar Bünyanlılarda kaleme alınmamış sevdası. Pınarbaşı yazılmayan şarkıdır, şiirdir; Bünyanlıların suskun gönüllerinde. Her sıkıntımızda serin sularına daldık rahatladık, arındık. Bünyan; bol suyu, tarihi zenginliği, kültürü, hoşgörüsü, Millet ve memleket sevgisi, misafir severliği, güler yüzlü çalışkan insanıyla örnek bir Anadolu kasabası. Bünyan Anadolu'nun merkezinde cennetten bir köşe… Yeşilin her tonu, çeşit çeşit kuşlar. Seherde öten bülbüller… Kirlenen dünyaya inat hâlâ özgürlüğün ve doğal ortamın bayraktarı kartallar göklerde süzülüyor. Bünyan’da doğup büyüyen bizler ne kadar şanslıyız, yarabbi…
Pınarbaşı'ndan çıkan su; Bünyan ve Anadolu için Allah'ın büyük bir lütfüdür. Su kayanın altından hiç de telaş etmeden sessizce çıkar, cam gibi berrak. Her gittiği yere can verir. Gözden çıkan su debisi ve sıcaklığı dört mevsim değişmeden kıvrımlar çizerek; derinliğine göre; deve yutan, at yutan, dana yutan gibi adlarla göller oluşturur. Şimdi gençler gözün önünde yüzüyor. Gözün önünün insanı kendine çeken değişik havası var. Göz önüne gelen genç, yaşlı, kadın, erkek herkes heyecanlanır; soyunup, dökünüp bir an önce suya atlamak ister. Suya giremeyenler hazırlıklı gelmediğine hayıflanır. Neşe içerisinde suda yüzenleri izler, kendi yüzüyormuş gibi. Genelde oturmaktan sıkılan genç kızların önce ufaktan birbirlerine su sıçratma ile başlayan şakaları artarak bir süre sonra su dövüşüne dönüşür. Islandıklarında da değişecek kıyafet yokmuş kimin umurunda. Sudan çıkmış sıçana dönmüş biçimde birbirlerini alt etmek için suyun içinde capbır, cupbur kovalamaca oynarlar. Pınarbaşı'nda herkes mutlu, neden acaba? Orada anlamadığımız bir çekicilik var. Kayada mı? Suda mı? Havada mı?
İyi ki varsın Pınarbaşı. Sen olmazsan bil ki Bünyan olmazdı, belki de biz…

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.