SÜMER MAHALLESİ VE MUSTAFA MUTLU HOCAMIZ / S.Burhanettin AKBAŞ'ın kaleminden

Sümer Mahallesi ve Mustafa MUTLU Hocamız (Fotoğraf: Bünyan Dostları)

SÜMER MAHALLESİ VE MUSTAFA MUTLU HOCAMIZ
Mustafa Mutlu Hocamız, Bünyan’da Sümer Mahallemizin imam-hatibidir. Aynı mahallenin çocuğuyuz, evlerimiz de birbirine çok yakındır. Mahallenin çocuklarını eğiten, bunu yaparken de sevgiyle yaklaşan, insanlarla münasebeti son derece iyi olan çok güzel bir insandır. Çocukluğumuzun birlikte geçtiği herkesle geçmişe dayanan bir samimiyetimiz söz konusudur.
Ben 25 yıl gurbet hayatından sonra “kürkçü dükkanına dönen tilki” misali baba evine dönünce geçmişe ait izler de hafızamda canlanmaya başladı. Artık mahallemizde büyüklerimiz neredeyse yok gibiydiler. Evlerin çoğu boştu, yazın yazlıkçıların gelmesiyle biraz şenleniyorduk. Kışın ise tam bir sessizlik hakim oluyordu.
Sümer Mahallesi, 1050’li yıllarda Sümerbank Fabrikasının en görkemli zamanında kurulmuş bir mahalledir. 1942- 1957 yılları arasında 15 yıl, 1963-1968 yılları arasında da 5 yıl olmak üzere tam 20 yıl belediye başkanlığı yapan rahmetli Baha TURAN’ın eseridir. Daha önce Bünyanlıların tarlalarının bulunduğu bu alanda bir miktar da belediyenin arazisi varmış. Rahmetli Baha Turan, Sümerbank’ta çalışan Bünyanlıların oturabilecekleri bahçeli ev modelini burada hayata geçirerek nüfusu buraya aktarmış ve o zamana göre Bünyan’ın en büyük mahallesini kurmuş. Sümerbank Fabrikasının hemen altından başlayan bahçeli evler, Borus’a kadar uzanmış. Yolları da oldukça planlı yapılmış. Geniş ana caddeler  o zamana göre oldukça ileri bir adım sayılmış. İşte biz, böyle güzel bir mahallede yeşillikler içerisinde oturmaktayız. Hayırsever Refik Bürüngüz’ün inşa ettirdiği Sümer Camimizde Mustafa Mutlu Hocamız görev yapar. Bizim de çocukluğumuzda pencere duvarlarında ve girişinde dahi namaz kıldığımız, mimarisi de oldukça güzel olan bir camidir.
Mahallemizde hâlâ andelip gibi sabaha kadar ötmese de bülbül seslerine şahit olursunuz. Adını bilmediğim kuşlar dahil, türlü türlü kuşlarımız var. Bahçelerimizde artık eskisi gibi çok şey ekmesek de yine küçük evleklerde bir şeyler üretmenin keyfini sürüyoruz. Eskiden Sümerbank Fabrikasının alt tarafından gelen sular, Başkan Baha Turan’ın harika bir projesi olan arklar sayesinde evlerimizin bahçesine kadar gelir ve bahçelerimiz bu suyla sulanırdı. Sonradan ne olduysa oldu, Bünyan Belediye Başkanları, Türkiye’de benzeri az olan ve korunması gereken ark sistemine de sahip çıkmadılar. Bünyanlıların hakkı olan suyu da arklarımızı da tarihin sayfalarına gömdüler.
Evlerimizde kedilerimiz vardır ve onlar her zaman baş köşededir. Kedilerimiz sadece evlerde durmaz. İstedikleri zaman bahçeye ve sokaklara çıkarlar. Bahçelerimizde köpeklerimiz vardır. Sokaklarımızda da köpekler rahatça gezer, oynarlar. Mustafa Mutlu Hocam, çok merhametli bir yüreğe sahiptir. Onun sayesinde bizler de rahmet kapısında oturduğumuzu öğrendik. Çünkü, çarşıdan gelirken kedilere köpeklere bir şeyler almıştır. Kediler onun geleceği vakti bilirler ve evinin önünde toplanırlar. O da Allah’ın türlü türlü nimetlerini “ağzı yok, dili yok” bütün mahlukata nasibince dağıtır.
Mustafa Mutlu Hocam böyle yapar da bizler durur muyuz? Mahalle muhtarımız Mustafa Çağlıyan kardeşim, her gün Pazaryeri’nde rızkının bir bölümünü kedilere ayırmıştır. Kediler, Mustafa Çağlıyan’ın dükkanının önünde toplanırlar ve rızıklarını alırlar. O yüzden pazaryerinde zayıf ve bakımsız kedi bulmak imkansızdır.
Bizim Mustafa Demirhan, kasapları dolaşır artan kemiklerden hayvanlara pay alır. Bir başka komşumuz artan ekmekleri torbalara koyar getirir. Hayrettin Uslu Ağabeyimiz yılların esnafıdır, kediler ve köpekler için bir şeyler alın diye para verir. Bizim Hasan Doğan ve Mustafa Doğan, yaralı hayvanlara bile bakarlar. Kuşlar için bahçelere ekmek doğranır. Hele bizim buralarda kış ayları çetindir. Aralık, ocak, şubat aylarında kar çok yağar ve zemin buzla kaplanır. Kuşlar ve diğer canlılar artık yiyecek bulmakta zorlanmaya başlarlar. Durum böyle olunca Mustafa Mutlu Hocamızın ve mahalle halkının çabaları arttıkça artar. Soğuk kış günlerinde evlerimizin bazı bölümlerini, sekilerimizi hayvanlara açarız ki o şiddetli soğuklarda ölmesinler diye.
Rahmetli Şükrü Savaş Amcamızın evinin girişinde küçük bir kapalı alanda bir av köpeği yavrulamış. Mustafa Mutlu Hocam, yoldan geçerken “Ali Bey, bu cılız köpeğin yedi sekiz tane yavrusunun olduğundan haberin olsun, ben elimden geleni yapıyorum” dedi. Ben de bu çığırtkan köpeğin, gece gündüz böyle bağırıp çağırmasına bir mana verememiştim. Gittim, baktım. Hakikaten bu yavrulara bu cılız hayvancağız şiddetli soğukların yaşandığı günlerde nasıl bakacak? Köpeğin bu seslenişleri bize açlığını duyurmak içinmiş, o manzarayı görünce anladım. Elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık. Mustafa Demirhan, o şiddetli günlerde yiyecek taşıdı onlara. “Hocam, akşam bizim kapıya geliyor, sesini duymazsak kapıya vuruyor.” dedi. Bir annenin hassasiyetini görüyor musunuz? Kendinin zayıf ve çelimsiz hali bu yavrular yüzünden hiç düzelmiyor, kemikleri hala sayılır vaziyette ama yavrularına yiyecek taşımaktan bir an olsun geri durmuyor. Sabahlara kadar geziyor geliyor ama her taraf buz. Kapının önüne konan yiyecekler donuyor, sular adeta buz kalıbına dönüyor.
Mahallede kışın daha çok ekmek alınıyor. Belki günlük üç ekmek alacak insanlar, beş ekmek alıyorlar. Yemek artıklarının hiçbiri zayi olmuyor. Gece yarıları evlerimizin penceresine sansarlar bile geliyor. Hayvanların çaresizliği bu kadar ileri safhalara ulaşıyor. Gece, onlar için de yiyecek bırakıyoruz.
Velhasıl, bunlardan bahsetmemin sebebi, Mustafa Mutlu Hocamın, fark ettirtmeden bizlere, kendisinin örnek olması, uygulaması ve hayvanlardan, tabiattaki diğer canlılardan sorumlu olduğumuz gerçeğini öğretmesi oldu. Ben evin kapısına geldiğimde bahçedeki serçelerde bir hareketlenme oluyor ve kuş cıvıltılarını, onların heyecanını duyabiliyorum. Eskiden bu sesleri fark etmezdim bile. Bir kedinin ses tonundaki yakarışı veya mırıldanarak çıkardığı zikri, bir kurdun ezan sesini duyunca ulumasıyla başlayan tasdiki, hepsini yeni yeni öğrendim. Aynı insanlar gibi her birinin ayrı ayrı bir yaradılışı ve huyu var. Bazen ne yaparsak yapalım, hayatın unutulmaz gerçeği ile de karşı karşıya geliyoruz elbette.
Bütün bunları kendimizi anlatmaktan ziyade Rabbimizin emirlerine uymak yolunda hareketimizin bir örneği olarak sunmak daha doğrudur. Bizim ecdadımızın yaralı leylekler için hastaneler (gurabahane-i laklakan) kurduğunu, yaban hayvanlarına ve sokak hayvanlarına yardım vakıfları kurduğunu düşünecek olursak bizim yaptıklarımız çok da önemli görülmeyebilir ama hiç olmazsa Allah’ın rızasına talip olduğumuz için yine de mutluyum. Böyle komşulara ve Mustafa Mutlu gibi bir dosta, arkadaşa sahip olduğum için de mutluyum.
Rabbim herkese bu dünyanın güzelliklerini ağız tadıyla ve huzurla yaşamayı nasip etsin.
23.01.2019 Bünyan
Seyit Burhanettin AKBAŞ



Yorumlar