YANLIŞ YÜKLEME
Bir arkadaş anlatıyor:
Gece yolculuğunu hiç sevmem… Atalar, “Gündüzün şerri, gecenin hayrından daha iyidir” diye boşuna söylememişler.
Bir gün 1993 model şahinle akşam Bünyan’dan Kayseri’ye gidecektik. Kaynanam ve bacısı arkaya oturdu. Oturdu ama nasıl; zavallı şahinin arka tarafı nerede ise yere değecekti. Ön taraf şaha kalkmış at gibi havaya kalktı. Neyse ön tarafa hanımla birlikte oturunca ön teker belli belirsiz yere değer gibi oldu. Yola çıkınca kısa farları yaktım ama arka çökük olduğu için farlar yolu değil havayı aydınlatıyordu. Çimento fabrikasını geçince karşıdan bir tır geliyordu, bana uzun farları kapat diye selektör yaptı. Uzunları yakıp kısaya geçtim ama tır sürücüsü benim hâlâ uzunları yaktığımı sanıp tırda ne kadar lamba varsa yakmasın mı? Her taraf bembeyaz oldu, hiçbir şey göremez oldum. Hemen frene asılıp zar zor durabildim.
Tehlikeyi atlatınca kaynanamı yanıma, bacısını arka sola alarak ancak dengesi sağlayabildim.
Yanlış yükleme nedeniyle az kalsın candan olacaktık.
KAÇIŞ PLANI
Bir abi anlatıyor:
O tarihte Kayseri ve Develi’de lise vardı. Ben Kayseri Lisesinde okuyor ve lisesinin karşısındaki yurtta kalıyordum. Develi’de okuyan Bünyanlı üç arkadaşım hafta sonu sabah erkenden gezmeye geldi. Beni yurtta buldular. Epeyce gezip tozduk. Develi durağına vardığımızda son arabanın az önce kalktığını öğrendik. Üzüldüler ama elden ne gelir? Valiliğin yanında askeri hastane, hastanenin karşısında da Alemdar sineması vardı. Sinemanın arkasındaki iki katlı otelin ikinci katından bir oda tuttuk. Hep beraber kalacaktık. Herkes bir yatağa uzanınca Hakkı,
“Bu ne lan! Okumak için ne çileler çekiyoruz? Valla bu hayattan bıktım… Okuyup da ne olacağız sanki? Hep beraber kaçıp İstanbul’da bir işe girip çalışalım” dedi. Teklif hepimizin hoşuna gitti. Yol parası için cebimizdeki paraları ortaya döktük ama yetmez ki… Hakkı bana,
“Senin velin esnaf, git ondan biraz para iste” dedi.
“Olur” dedim ama adama ne mazeret uyduracaktım? Velimin iş yerine varıp,
“Amca yurttan para istiyorlar” dedim. Adam,
“Ne parası imiş daha iki gün önce baban yurt taksitini yatırdı. Oğlun sen kafanı yorma ben onlarla konuşurum” deyince elim boşa çıktı. Otel odasının önüne geldiğimde içeriden şiddetli ağıt sesleri geliyordu. Kilitli kapıyı tıklayıp,
“Açın ben geldim” dedim. Açtılar, para alamadığımı söyleyince ağıt yeniden başladı. Hakkı,
Arkadaşlar artık bu dünyada işimiz kalmadı şu pencereden atlayıp intihar edelim” deyince,
“Sen atla biz arkandan geliyoruz” dediğimde hakkı,
“Ben atladıktan sonra ya atlamazsanız?” dedi.
“Belimize çarşafları bağlayalım sen önden atla bizde tespih tanesi gibi arkandan dökülürüz” dedim.
“Son anda bana oyun edersiniz, size güvenmiyorum” diye, kendi teklifinden kendisi vazgeçti.
Dört Bünyanlı arkadaş çaresiz otelde yatıp sabah olunca kuzu kuzu okulumuzun yolunu tuttuk.
Bir arkadaş anlatıyor:
Gece yolculuğunu hiç sevmem… Atalar, “Gündüzün şerri, gecenin hayrından daha iyidir” diye boşuna söylememişler.
Bir gün 1993 model şahinle akşam Bünyan’dan Kayseri’ye gidecektik. Kaynanam ve bacısı arkaya oturdu. Oturdu ama nasıl; zavallı şahinin arka tarafı nerede ise yere değecekti. Ön taraf şaha kalkmış at gibi havaya kalktı. Neyse ön tarafa hanımla birlikte oturunca ön teker belli belirsiz yere değer gibi oldu. Yola çıkınca kısa farları yaktım ama arka çökük olduğu için farlar yolu değil havayı aydınlatıyordu. Çimento fabrikasını geçince karşıdan bir tır geliyordu, bana uzun farları kapat diye selektör yaptı. Uzunları yakıp kısaya geçtim ama tır sürücüsü benim hâlâ uzunları yaktığımı sanıp tırda ne kadar lamba varsa yakmasın mı? Her taraf bembeyaz oldu, hiçbir şey göremez oldum. Hemen frene asılıp zar zor durabildim.
Tehlikeyi atlatınca kaynanamı yanıma, bacısını arka sola alarak ancak dengesi sağlayabildim.
Yanlış yükleme nedeniyle az kalsın candan olacaktık.
KAÇIŞ PLANI
Bir abi anlatıyor:
O tarihte Kayseri ve Develi’de lise vardı. Ben Kayseri Lisesinde okuyor ve lisesinin karşısındaki yurtta kalıyordum. Develi’de okuyan Bünyanlı üç arkadaşım hafta sonu sabah erkenden gezmeye geldi. Beni yurtta buldular. Epeyce gezip tozduk. Develi durağına vardığımızda son arabanın az önce kalktığını öğrendik. Üzüldüler ama elden ne gelir? Valiliğin yanında askeri hastane, hastanenin karşısında da Alemdar sineması vardı. Sinemanın arkasındaki iki katlı otelin ikinci katından bir oda tuttuk. Hep beraber kalacaktık. Herkes bir yatağa uzanınca Hakkı,
“Bu ne lan! Okumak için ne çileler çekiyoruz? Valla bu hayattan bıktım… Okuyup da ne olacağız sanki? Hep beraber kaçıp İstanbul’da bir işe girip çalışalım” dedi. Teklif hepimizin hoşuna gitti. Yol parası için cebimizdeki paraları ortaya döktük ama yetmez ki… Hakkı bana,
“Senin velin esnaf, git ondan biraz para iste” dedi.
“Olur” dedim ama adama ne mazeret uyduracaktım? Velimin iş yerine varıp,
“Amca yurttan para istiyorlar” dedim. Adam,
“Ne parası imiş daha iki gün önce baban yurt taksitini yatırdı. Oğlun sen kafanı yorma ben onlarla konuşurum” deyince elim boşa çıktı. Otel odasının önüne geldiğimde içeriden şiddetli ağıt sesleri geliyordu. Kilitli kapıyı tıklayıp,
“Açın ben geldim” dedim. Açtılar, para alamadığımı söyleyince ağıt yeniden başladı. Hakkı,
Arkadaşlar artık bu dünyada işimiz kalmadı şu pencereden atlayıp intihar edelim” deyince,
“Sen atla biz arkandan geliyoruz” dediğimde hakkı,
“Ben atladıktan sonra ya atlamazsanız?” dedi.
“Belimize çarşafları bağlayalım sen önden atla bizde tespih tanesi gibi arkandan dökülürüz” dedim.
“Son anda bana oyun edersiniz, size güvenmiyorum” diye, kendi teklifinden kendisi vazgeçti.
Dört Bünyanlı arkadaş çaresiz otelde yatıp sabah olunca kuzu kuzu okulumuzun yolunu tuttuk.

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.