Bir hikâye *Sessiz Gidiş – Gül’e Yumuşak Darbe* Mehmet Dulkadir

Bir hikâye 

 *Sessiz Gidiş – Gül’e Yumuşak Darbe*

Mart ayıydı… Bahar kapıdaydı ama Ankara'nın havası sertti. Ne soğuk ne sıcak; sadece gergin… 

Kocatepe Camii'nin minareleri sisin içinde kaybolmuştu. Başbakanlık binasında bir adam, perdeyi aralayıp dışarıya baktı. Sessizdi. O adam Abdullah Gül’dü. Yüzünde alışılmış tebessüm yoktu. Derin, ama sessiz bir kararla bakıyordu dışarıya.  

13 gün önce, 1 Mart’ta Meclis büyük bir karar almıştı: Amerikan askerleri Türkiye’den Irak’a geçemeyecekti. Tezkere reddedilmişti. O gün bir kırılmaydı. Gül, kararı savunmamıştı ama direnenleri de durdurmamıştı. Onurlu bir suskunlukla izledi süreci. Ama dışarıdan bakanlar bu “suskunluğu” bir eksiklik olarak gördü. 

Washington’daki masalar yumruklandı, Pentagon’da dudaklar büküldü: “Türkiye güvenilir müttefik mi?” dendi. Telefonlar Ankara’ya uzandı. Fısıltılar dolaştı koridorlarda. Dış basında "kararsız lider", "güvensiz ortak" manşetleri atıldı. 

Ve 14 Mart sabahı geldi. Başbakan Gül, sessizce odasındaki eşyaları topladı. Herkes onun Başbakanlık koltuğuna alıştığını sanıyordu. Ama o, bu koltuğun emanet olduğunu biliyordu. Kimseye kin tutmadı, kimseye sitem etmedi. Ama herkes anladı: Bu bir vedaydı.
 Yerine gelen, Siirt 'den yeni seçilmiş bir milletvekiliydi: Recep Tayyip Erdoğan. Parti içindeki birçok kişi bunu “doğal süreç” diye anlattı. Ama Gül’ün gözlerinde başka bir şey vardı: vakur bir kabulleniş.

O gün, Gül yürüyerek çıktı Başbakanlık’tan. Arkasında tanklar yoktu. Darbe bildirileri değil, gazetelerin ince manşetleri konuşuyordu. Yargı kararları değil, küresel mesajlar iş başındaydı.

Ankara'da bahar henüz başlamamıştı. Ama bir devrin rüzgârı yön değiştirmişti.

Ve tarih, bu anı şöyle not etti:  
*"Bu bir darbe değildi. Ama Gül’ün sessizce çekilişi, siyasetin en derin darbelerinden biriydi."*

*Gül’e Yumuşak Darbe.*

Mehmet Dulkadir

Yorumlar