Suriye’de Varlık ve Yokluk Arasında
Güneşin kavurduğu Mezopotamya topraklarında, tarih bir kez daha kanla yazılırken; zihinlerde tek bir soru yankılanıyor: Devlerin ne işi var bu dar boğazda? Venezuela gibi petrolün nehir olup aktığı, "kolay lokma" sayılabilecek coğrafyalar dururken, neden Suriye gibi enkazı yük, kahrı bitmez bir diyarın tozuna talip olunur?
Kuklalar ve Bekçiler
ABD’nin Suriye’deki varlığı, bir "Don Kişot" masalından ibaret olan DEAŞ düşmanlığı perdesine bürünmüş olsa da, hakikat Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) soğuk dişlileri arasında gizlidir. Bölgenin demografik yapısıyla oynayarak ihdas edilen YPG/SDG unsurları, özgürlük neferleri değil, bu projenin sadık bekçileridir. Tıpkı Osmanlı’nın son demlerinde milliyetçilik zehriyle sahaya sürülen, kardeşi kardeşe kırdıran o eski oyunun modern birer kopyası gibi... Ancak tarih, tekerrürden ibarettir diyenleri yanıltmaz.
Bir Halkın Şahlanışı: Maraş’tan Kamışlı’ya
Dün Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te "ölürsem şehit, kalırsam gazi" diyerek Fransız’ı, İngiliz’i toprağından söküp atan o sarsılmaz halk iradesi, bugün Suriye’nin yerli aşiretlerinde yeniden vücut buluyor. Emperyalizmin maşası haline getirilmiş yapılara karşı, bölgenin öz evlatları kendi haysiyet savaşını veriyor. Bu, sadece bir toprak kavgası değil; bir asır önce yarım kalan bir hesabın, Anadolu ruhuyla yeniden görülmesidir.
*Türkiye’nin *"Görünmez"* *Zaferi ve Kıbrıs Tecrübesi*
Türkiye, Suriye sahasında sadece bir aktör değil, oyun kurucu bir akıldır. Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan süzülen *o acı tecrübe;* *ambargoların* gölgesinde nasıl dik durulacağını, saldırıları daha sınıra ulaşmadan nasıl bertaraf edileceğini bu millete öğretmiştir. Ankara, bir yandan Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunur gibi görünürken, diğer yandan sınır hattında ördüğü çelikten duvarla geleceğini teminat altına alıyor.
ABD Başkanı Trump’ın o itiraf gibi sözleri hala kulaklarda çınlıyor: "Erdoğan Suriye’yi aldı ama mütevazı davranıyor." Bu cümle, diplomasinin sessiz gücünü ve Türkiye’nin sahada kazandığı mevziyi tescilleyen bir mühürdür. Türkiye, bağırmadan ama kararlılıkla, "fırtınanın merkezinde bir sükûnet adası" inşa etmiştir.
*Netice-i Kelam*
Büyük devletlerin Suriye’den çekilme ya da yatırım yapmama kararları, İsrail’in bitmek bilmeyen ihtiraslarına rağmen, aslında bir geri çekilme değil, bir tıkanmışlıktır. Halkın direnişi karşısında hiçbir "bekçi" ayakta kalamaz. Ortadoğu’nun bu kadim toprakları, dışarıdan dikilen elbiseleri her daim yırtıp atmıştır. Bugün de olan budur: Maskeler düşüyor, figüranlar sahneyi terk ediyor ve tarih, hakkı olana teslim ediliyor.
Araştırmacı yazar
*Mehmet Dulkadir*
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.