MARAŞ’IN SIR MUHAFIZI VE ÇELİK İRADESİ: DULKADİROĞLU SÜLEYMAN BEY
Tarih 1919... Cihan Harbi’nin külleri arasında Maraş, sadece bir şehir değil; binlerce yıllık gizemli bir hazinenin üzerine serilmiş kanlı bir satranç tahtasıydı. Bu tahtanın en stratejik hamlelerini yapan, damarlarında beş yüz yıllık bir hükümranlığın asil kanını taşıyan Dulkadiroğlu Süleyman Bey idi. O, yaklaşan tehlikenin sadece Fransız süngüsü olmadığını; asıl savaşın, şehrin ruhunu ve kadim tapusunu çalmak isteyen "beyaz önlüklü sinsi ellerle" olduğunu biliyordu.
I. Alman Hastanesi’ndeki Sinsi Gölge ve "Germany" Mirası
Süleyman Bey’in kartal bakışları kaleden aşağı süzüldüğünde, şehrin bağrına saplanmış bir hançer gibi duran Alman Hastanesi’ni (Salem) gördü. Şifacı maskesi takmış bu yabancılar, neden Germanicia’nın en kıymetli mozaiklerinin tam üzerine tünemişlerdi?
Almanlar için bu sadece arkeoloji değildi; onlar "Germanicia" isminde kendi öz adlarını, yani **"Germany"**nin kayıp genetik mirasını arıyorlardı. Süleyman Bey, "salgın var" diyerek halkı uzaklaştıranların, hastane mahzenlerinden tüneller kazıp bu "ata yurdu" dedikleri Roma altınlarını Berlin’ye kaçırma peşinde olduklarını ferasetiyle sezmişti.
II. Kirli Tuzak: Alman Yetimhaneleri ve Ermeni Lejyonerler
Uzunoluk’ta patlayan o efsanevi ilk silah, Süleyman Bey için bir tesadüf değildi. O gün sahneye sürülen figüranlar; Fransız üniforması giydirilen ve bizzat Alman yetimhanelerinde "kıvama getirilen" Ermeni lejyonerlerdi. Bu sadece bir taciz değil, şehri kaosa sürükleyip halkı galeyana getirecek bir "laboratuvar çalışmasıydı."
Süleyman Bey, bu kışkırtmanın arkasındaki Alman aklını gördü: Eğer vuran bir asker olsaydı, düşman bunu "savaş suçu" sayacaktı. Ancak o, Sütçü İmam gibi bir halk evladını öne çıkararak savaşı bir "Milletin Namus Müdafaası" katına yükseltti. Sütçü İmam tetiği çektiğinde, aslında Almanların o sinsi "sessiz operasyonunu" gürültüyle bozmuştu.
III. 75 Kişilik Çelik İrade: Gece Yarısı Baskını
22 gün süren o mahşeri meydan okumada Süleyman Bey, bizzat kendi servetiyle donattığı 75 kişilik çelik iradeli milis gücüyle sahadaydı. Bu yiğitler sadece cephede çarpışmıyor, aynı zamanda Alman Hastanesi’nden İskenderun’a giden sandıkları takip ediyordu.
Bir gece yarısı, hastane arka kapısında durdurduğumuz katır kervanında "ilaç" yerine, Germanicia’nın kalbinden sökülmüş renkli mozaikleri bulduğumuzda; Süleyman Bey’in 75 yiğidi, müttefik maskeli hırsızlara Anadolu’nun sahipsiz olmadığını göstermişti.
12 Şubat, Maraş’ın sadece Fransız’a değil, sinsi bir medeniyet hırsızlığına karşı kazandığı en büyük istihbarat zaferiydi.
IV. 101 Pare Top ve Ebedi Sükunet
Zaferin ardından kaleden yankılanan 101 pare top atışı, Süleyman Bey’in derin sessizliğinde yankılandı. Bu görevin bir uzman topçuya değil de yaşlı Sütçü İmam’a verilmesi, tarihin en hüzünlü finaliydi.
Süleyman Bey, o patlamayla sadece bir kahramanın sonsuzluğa yürümesini değil, Germanicia hırsızlığına ve Almanların o kirli lejyoner planına tanık olan bir dönemin de sırlarıyla beraber susturuluşunu izledi. O gün kalede paralanan, sadece bir beden değil; Alman Hastanesi’nin mahzenlerinde görülen o büyük hırsızlığın en canlı tanığıydı.
V. Dulkadiroğlu’nun Sonsuz Mirası
Bugün Maraş’ın altında Germanicia mozaikleri hâlâ bir emanet gibi bekliyorsa; bu, Süleyman Bey’in kurduğu o büyük baraj sayesindedir. O, sadece toprağı savunan bir komutan değil; mermerin, kilin ve tarihin bekçisi olan Anadolu’nun son beyiydi.
> "Sütçü İmam’ın tetiği elindeydi, Süleyman Bey’in iradesi ise o tetiğin arkasındaki akıldı. 12 Şubat, bu iki dev ruhun birleşip sinsi bir medeniyet oyununu tarihin derinliklerine gömdüğü gündür."
>
Mehmet Dulkadir
Araştırmacı yazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.