SAVAŞIN MİRASINDAN HAYATIN NÖBETİNE: BİR TEKNOLOJİ VE VİCDAN MANİFESTOSU / Mehmet Dulkadir yazdı

SAVAŞIN MİRASINDAN HAYATIN NÖBETİNE: BİR TEKNOLOJİ VE VİCDAN MANİFESTOSU

6 Şubat sabahı saat 04.17’de zaman durduğunda, insanlığın elindeki devasa gücün neye hizmet etmesi gerektiğini acı bir tecrübeyle öğrendik. O gün sadece binalar değil, modern dünyanın "öncelikleri" de yerle bir oldu.
Bugün "sivil konfor" dediğimiz pek çok imkânın kökleri, aslında savaş meydanlarının barut kokulu stratejilerinde yatıyor. Peki, o kapkara şafakta insanlığın en karanlık hırsları için icat edilen bu teknolojiler birer "iyilik neferi" olarak sahneye çıksaydı; bugün tarih ağıtları değil de mucizeleri yazıyor olmaz mıydı?

İKİ DEV GÜCÜN BULUŞMASI: ASKERİ DEHA VE HALK SEFERBERLİĞİ

Askeri dehanın en keskin kılıçları, sivil hayatın en yumuşak karnını korumak için kınından çıkmalı; bu güç, halkın o sarsılmaz dayanışma ruhuyla harmanlanmalıdır. İşte teknolojinin o kan donduran ama bir o kadar umut vadeden dönüşümünün muhasebesi:

I. Öldüren Odak, Yaşatan Koordinat
Yıllarca füzeleri birer "ölüm oku" gibi hedefe göndermek için geliştirilen GPS teknolojisi, o sabah bir annenin konumunu fısıldayan bir rehber olmalıydı. Halkımız elinde kürekle, tırnaklarıyla kazarken; uydudan "karıncanın adımını sayan" teknoloji, enkaz altındaki "buradayım" sesine dijital bir köprü kurmalıydı.

II. Casus Kulaklardan Hayat Dinlemeye
İstihbarat servislerinin "sağır duvarları" aşmak için kullandığı Duvar Arkası Radarlar (DAR), betonun kalbindeki o en zayıf tıkırtıyı bir gök gürültüsü gibi müjdelemeliydi. Savaşın gizli kulakları düşman pususunu değil, enkaz altındaki o minik elin "tık" sesini dinleseydi; halkın çıplak ellerle verdiği o destansı mücadele binlerce mucizeyle taçlanırdı.

III. Karanlık Çökerken Yükselen Gözler
Sınır boylarında düşman avlayan Termal Kameralı İHA’lar, o fırtınalı gecede gökyüzünün merhametli gözleri olmalıydı. Bir tankın sıcaklığını değil, dondurucu soğukta yavaş yavaş buz kesen bir bedenin son ısısını arayan bu teknoloji; ilk 6 saatte hangi sokağın yardıma muhtaç olduğunu belirleyebilir, halkın yardımlarını doğrudan doğru noktaya kanalize edebilirdi.

IV. Çelikten Kanatlar ve Halkın Sofrası
TSK envanterindeki SAMUR (Seyyar Yüzücü Köprüler) ve lojistik araçlar ilk saatlerde tam kapasite devreye girseydi; halkın yurdun dört bir yanından topladığı yardım tırları bölgelere 24 saat daha erken ulaşabilirdi. Enkazın yanına kurulacak Askeri Sahra Hastaneleri, yaralıların yollarda can vermesini engelleyecek birer kale olacaktı.

TEKNOLOJİNİN VİCDAN MUHASEBESİ

| Teknoloji | Savaşın Soğuk Yüzü | 6 Şubat’ın Sıcak İhtiyacı |
|---|---|---|
| İnternet/Uydu | Nükleer kıyamette iletişimi korumak. | Enkaz altından dünyaya açılan son imdat kapısı. |
| Dış İskelet (Exo) | Askere ağır mühimmat taşıtmak. | Kurtarmacının elini bir deve dönüştürüp betonu fırlatmak. |
| Güdümlü Beyin | Füzeyi hedefe kilitlemek. | Enkaz altındaki canın yerini mühürlemek. |

SAHİ, NE KADAR DAHA AZ EKSİLİRDİK?

Uzmanların görüşü kahredicidir: Eğer askeri disiplin, lojistik güç ve bu ileri teknolojiler; halkın o eşsiz seferberlik ruhuyla koordineli şekilde ilk 6 saatte sahada olsaydı, can kayıpları en az %20 ila %30 oranında azaltılabilirdi. Bu, bugün aramızda olabilecek on binlerce can, yarım kalmamış binlerce hikâye demektir.

*O gece enkaz başında çıplak elleriyle betonu tırmalayan bir babanın çaresizliği, modern dünyanın en büyük utancıdır. Halk oradaydı, yürek oradaydı. Türk milleti öyle bir seferberlik yaptı ki; varını yoğunu verdi, evini odasını paylaştı. Para adeta tedavülden kalktı; ekmek, otel ve petrol sebil oldu.*

 _*Bu necip millet; "Kahraman", "Şanlı" ve "Gazi" unvanlarını boşuna almadığını, küllerinden doğuşun destanını yazarak bir kez daha kanıtladı.*
_*DAMARLARINDAKİ ASİL KAN, O GÜN MEVCUDİYETİNİ VE KUDRETİNİ TÜM DÜNYAYA GÖSTERDİ;*_
 ancak insanlığın dehası o gece maalesef "başka işlerle" meşguldü.

SONUÇ: KILIÇTAN SABANA

Bundan sonraki ahdimiz şudur: İnsanlığı yok etmek için harcanan her bir kuruş, doğanın hiddeti karşısında birer kalkana dönüşmek zorundadır. Bundan sonra her bir çip, her bir yazılım şu tek soruya cevap vermelidir:
"Bir deprem sabahı, annesinin elini bırakmak zorunda kalan o çocuğa ulaşabilecek misin?"
Çünkü gerçek zafer, bir şehri fethetmek değil; bir canı ölüme terk etmemektir.


Araştırmacı Yazar: Mehmet Dulkadir (MHD)
Dulkadiroğulları Araştırma Merkezi

Editör Notu: Bu yazı, teknolojinin soğuk yüzüyle değil, o gece enkaz başında üşüyenlerin sızısıyla yazıldı. Askeri kapasitenin sivil afet yönetimine tam entegrasyonu, bir sonraki felaket için en büyük savunma hattımız olacaktır.

Yorumlar