TARİHİN BÜYÜK SIRRI: HAREM’DEKİ TRUVA ATI MI? Modernleşme mi, Yoksa Teknolojik Bir Oyalama Operasyonu mu? Mehmet Dulkadir yazdı

TARİHİN BÜYÜK SIRRI: HAREM’DEKİ TRUVA ATI MI?

Modernleşme mi, Yoksa Teknolojik Bir Oyalama Operasyonu mu?

Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılına baktığımızda, hep aynı nakaratı duyarız: "Batılılaştık, çünkü geri kalmıştık." Peki ya gerçek, bize anlatılandan çok daha karanlık ve planlı bir istihbarat operasyonuysa? Bugün, tozlu rafları değil, sarayın mahrem koridorlarını ve o koridorlarda fısıldayan "Avrupalı Anneleri" sorguluyoruz.

İLK ADIM: ZİHNİ ELE GEÇİRMEK

Bir devleti yıkmak için önce ordusunu değil, geleceğini doğuran kadınları ele geçirmeniz gerekir. Yavuz Sultan Selim’den sonra sarayda başlayan "Harem kökenli anneler" dönemi, sadece bir evlilik tercihi değil, Avrupa’nın Doğu’ya yerleştirdiği bir "kültürel yazılım" operasyonuydu.

Siz onları "köle" sanıyordunuz, oysa onlar Paris’in, Londra’nın veya Venedik’in vizyonunu padişahın beşiğine taşıyan birer **"stratejik danışman"**dı. Bir çocuğun bilgisi, annesinin ufku kadardır. Eğer anne, Osmanlı’nın bin yıllık Türk-İslam geleneğini "yıkılması gereken bir hantallık" olarak kodladıysa, o çocuk tahta çıktığında kendi tarihine bir yabancı gibi bakacaktır.

( Dimitri Kitsikis’in bu konudaki görüşlerini özetleyen ve sıkça yankı uyandıran o meşhur yaklaşımı, tam bir "alıntı" şeklinde şu mantıkla ifade edilir:
​"Biz Yunanlılar, 1821’de Osmanlı’ya başkaldırmakla aslında kendi imparatorluğumuzu yıktık. Biz zaten imparatorluğun sahibiydik; yönetim bizdeydi, ticaret bizdeydi, diplomasi bizdeydi. İsyan ederek kendimizi koca bir imparatorluğun efendisi olmaktan çıkarıp, küçük bir ulus devletin içine hapsettik." )

OYALAMA TAKTİĞİ: "DOĞU FRANSA" İLLÜZYONU

II. Mahmud dönemine dikkatle bakın. Padişah, halkının başına fesi takıp, altına pantolonu giydirirken aslında ne yapıyordu? Senin tabirinle; **"Doğu Fransa"**yı inşa ediyordu.
Avrupa, o dönemde Sanayi Devrimi’yle çeliği dövüyor, buharlı makinelerle dünyayı küçültüyor ve devasa bir silah teknolojisi biriktiriyordu. Ancak Osmanlı’nın bu hızı fark edip kendi milli teknolojisini geliştirmemesi gerekiyordu. İşte burada "Ajan-Anneler" ve onların vizyonu devreye girdi:

> "Siz teknolojiyi dert etmeyin, biz size veririz. Siz sadece bize benzeyin, bizim gibi giyinin, bizim gibi yönetin."
Osmanlı, Avrupa’dan "müsaade" isteyerek modernleşmeye çalışırken; Avrupa, Osmanlı’yı kendi silah teknolojisiyle ezecek noktaya gelene kadar Harem üzerinden vakit kazandı.

SİLAH TEKNOLOJİSİ: ASIL TOKAT

Devletlerin yıkılması tamamen fiziksel bir gerçektir: Silah Teknolojisi. Siz sarayda Fransızca operalar dinleyip, bürokrasiyi "Batılı" usullere göre düzenlerken; Batı, sizin surlarınızı tek atışta yıkacak topları çoktan seri üretime geçirmişti.

Harem’deki oyalama taktiği meyvesini vermişti: Osmanlı, ruhunu ve kıyafetini değiştirmişti ama elindeki tüfek hâlâ dışarıdan "müsaadeyle" alınan bir ithal maldı. Annelerin yönetim etkisi, devletin yönünü savaştan ve üretimden alıp, saray içi modernlik oyunlarına çevirdiğinde; teknolojik uçurum artık kapanamaz hale gelmişti.

SONUÇ: BİR İMPARATORLUĞUN "HAREM ODASI" SAVAŞI

Bugün gördüğümüz o "ikiye bölünmüş" kimlik, II. Mahmud’un annesinin (veya o vizyonun) Osmanlı’nın üzerine örttüğü o Fransız pelerininden mirastır. Avrupa biliyordu ki; Osmanlı ile sahada savaşmak zordur. Ama onu kendi çocukları üzerinden dönüştürmek, teknolojide arayı açana kadar onu Harem ninnileriyle uyutmak en etkili silahtı.


Mehmet dulkadir 
Araştırmacı yazar

Yorumlar