AŞIK KEREM ve Kayseri ŞEHRİ / Seyit Burhanettin Akbaş yazdı


AŞIK KEREM ve Kayseri ŞEHRİ
“Kerem ile Aslı” hikâyesinin baş kahramanı Aşık Kerem’in 16. yüzyılda yaşadığı kabul edilmektedir. Rivayete göre İsfahan Beyi’nin oğlu olan Kerem, bir keşişin kızı Aslı’ya gönlünü kaptırır. Ancak aralarındaki din farkı, bu büyük aşkın önünde aşılması güç bir engel olur.
Keşiş, kızını Kerem’den uzaklaştırmak için Azerbaycan’dan Anadolu’ya doğru uzun bir kaçış yolculuğuna çıkar. Hoy, Gence, Revan, Çıldır, Oltu, Narman, Beyazıt ve Van gibi birçok şehirden geçerek nihayet Kayseri’ye gelir. Aşkından vazgeçmeyen Kerem ise en yakın dostu Sofu ile birlikte bu zorlu yolculuğun izini sürer ve Kayseri’ye ulaşır.
Kayseri’de yaşanan hadiseler sonucunda şehrin beyi, Kerem’in kimliğini öğrenir ve ona yardım etmeye karar verir. Keşişe kızını Kerem’e vermesini emreder ve kırk gün kırk gece sürecek bir düğün hazırlığı başlatılır. Ancak Keşiş, bu evliliği engellemek için Aslı’ya sihirli bir gelinlik diker.
Düğün gecesi Kerem, gelinliğin düğmelerini çözmeye çalıştıkça düğmeler yeniden kapanır. Umutsuzluk içinde çektiği bir “ah”, onun sonu olur. Rivayete göre Kerem’in ağzından çıkan ateşle yanarak kül olur. Bu acı sonun ardından Aslı da Kerem’in küllerine sarılarak yanar ve o da kül olur.
Kerem’in sadık dostu Sofu, iki âşığın küllerini Erciyes Dağı eteklerinde bir yere defneder. Böylece bu büyük aşk, Kayseri topraklarında ebediyete karışır.
Kayseri Kültüründe Aşık Kerem
Aşık Kerem’in izleri Kayseri’de yalnızca bir hikâye olarak kalmamış, halk kültürüne derin şekilde işlemiştir. Özellikle Kayseri musikisinde “Kerem tavrı” olarak bilinen içli bir Türk halk müziği üslubu, bu efsanevi aşkın duygusunu günümüze taşır.
Kayseri ağzında kullanılan:
“Kerem gibi yanmak”
“Kerem’in arpa tarlasına dönmek”
gibi deyimler de bu hikâyenin halk arasında ne kadar köklü bir yer edindiğini gösterir.
Kayserili şair Mustafa Necati Karaer de bu efsaneyi “Kerem ile Aslı” adlı manzum eserinde yeniden yorumlayarak edebiyata kazandırmıştır.
Aşık Kerem’in Kayseri’de Söylediği Rivayet Edilen Türkü
Kerem’in Kayseri’ye vardığında zengin bir kişinin cenazesi üzerine söylediği ifade edilen bu dizeler, onun dünyaya bakışını da yansıtır:

Mal sahibi nice gördün hâlini
Felek pençesine düşmüş gidersin
Beğenmezdin türlü libas giymeyi
Şimdi üryan ceset olmuş gidersin
Tutmaz idin bir fakirin elini
Sormaz idin yoksulların hâlini
Haram helal kazandığın malını
Şu fani dünyaya dökmüş gidersin
Malın vardı yükseklerde uçardın
Meclisler kurup da bâde içerdin
Atına binip sağa sola koşardın
Şimdi kara yere konmuş gidersin
Dertli Kerem der nic’olur hâlim
Bana senden oldu ey kanlı zâlim
Hiç vadeye bakmaz erişir ölüm
Ecel şerbetini içmiş gidersin

Yorumlar