DİJİTAL HAPİSHANENİN GÖRÜNMEZ DEMİRLERİ
70’li ve 80’li yılların Türkiye’sini hatırlayın; zemin kat pencerelerinde ne bir korkuluk, ne bir demir, ne de bir alarm sistemi vardı. Sokakla ev arasındaki tek engel ince bir camdı. Bugün ise evlerimizi çifter çifter demir parmaklıklarla, jiletli tellerle ve yüksek çözünürlüklü kameralarla birer kaleye çevirdik. Fiziksel olarak pencerelerimize taktığımız o demir parmaklıklar aslında tek bir gerçeğin belgesidir: Adalet ve ahlakın toplumdaki mevcudiyet seviyesi.
Günümüzde teknoloji, bu fiziksel demirleri "dijital prangalara" dönüştürdü. Artık hapishaneler sadece dört duvardan ibaret değil. Uzaydaki uydulardan yerdeki karekodlu plakalara, cebimizdeki telefonun mikrofonundan attığımız her dijital adıma kadar devasa bir gözetleme ağının içindeyiz. Biz bu sistemi "güvenlik" zannederken, aslında kendi rızamızla bir "Dijital Hapishane" inşa ediyoruz.
Bir füzenin yazılımla yönünün değiştirilebildiği, bir aracın plakasındaki karekodla anlık takip edilebildiği bu yeni dünya düzeninde, özgürlük alanı her geçen gün daralıyor. Eğer bu muazzam teknoloji; ne hırsızın plakayı söküp suç işlemesini engelleyebiliyor ne de bir görevlinin rüşvet almasının önüne geçebiliyorsa, o zaman bu sistem sadece dürüst vatandaşı kuşatan bir denetim aracına dönüşmüş demektir.
Unutmamalıyız ki; dünyanın en gelişmiş uydusuna da sahip olsanız, insanın içindeki ahlaki pusula bozulmuşsa ve adalet mekanizması yavaşlamışsa, teknoloji sadece "günahlarımızı ve sevaplarımızı" kaydeden dijital bir kâtibe dönüşür. Bizler bugün akıllı şehirlerin parlak ışıkları altında, aslında kendi ördüğümüz dijital parmaklıkların arkasında yaşıyoruz. Ve bu hapishanenin "bir numaralı suçlusu" belki de güvenin yerine denetimi, ahlakın yerine korkuyu koymaktır.
Mehmet dulkadir
Araştırmacı yazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.