KÜRESEL NİZAMIN TÜRKİYE PRANGASI: 1945’TEN BUGÜNE HUKUKİ VE JEOPOLİTİK TESLİMİYETİN ANATOMİSİ Mehmet Dulkadir yazdı
Modern Türkiye tarihi; kağıt üzerinde bağımsızlık, gerçekte ise 1945 sonrası kurgulanan küresel bir "güvenlik mimarisi"nin hikâyesidir. Bu mimarinin temel kolonları; Atom Bombası, İsrail’in kuruluşu ve bu iki olguya bekçilik etmek üzere dizayn edilen Türk yargı sistemidir. Profesyonel bir perspektifle bu denklemi deşifre etmek, bugünkü "adalet" tartışmalarının kökenini anlamaktır.
1. 1945: ATOM BOMBASI VE "GÖNÜLLÜ" TESLİMİYET
6 Ağustos 1945’te Japonya’ya atılan atom bombası, sadece bir savaşı bitirmemiş, dünyanın tüm "stratejik boğazlarını" yeni efendiye teslim etmiştir. Türkiye, Sovyet tehdidi (Stalin’in toprak talepleri) manivelasıyla korkutulmuş ve bu nükleer dehşetin yarattığı korku ikliminde Batı blokuna, yani Truman Doktrini’ne mahkûm edilmiştir. 1945, Türkiye’nin yargı ve bürokrasisinin "milli" olmaktan çıkıp "sistem bekçisi" haline getirildiği milattır.
2. 1950: MENDERES’İN ZAFERİ VE YSK’NIN ZAMAN AYARLI KİLİDİ
Sistemin en büyük illüzyonu 1950 seçimleridir. Halkın büyük öfkesini arkasına alan Adnan Menderes’in sandıktan devasa bir oyla çıkmasından tam 3 ay önce, 16 Şubat 1950’de Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) apar topar kurulması tesadüf değildir. Sistem, "milli iradenin" patlama yapacağını görmüş ve sandığın başına kendi "hakemini" dikmiştir. Menderes’in o büyük zaferi, aslında sistemin bekçilik devir teslimini meşrulaştıran bir dekordur. Sandığın anahtarı, Menderes henüz iktidara gelmeden "Yüksek Kurul" eliyle sisteme bağlanmış; halkın coşkusu, kurgulanan bu hukuki kafesin içine hapsedilmiştir.
3. 1948-1952: İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ VE STRATEJİK TASFİYE
1948’de İsrail’in kuruluşu, Ortadoğu’nun merkezine bir "Batı kalesi" dikilmesiydi. Bu kalenin kuzey güvenliğini sağlamak için Türkiye’ye biçilen rol "ileri karakol" olmaktı. Tam da bu süreçte, yerli uçak fabrikalarımızın kapatılıp uçaklarımızın kuma gömülmesi, aslında Türkiye’nin "kendi silahıyla kendini koruma" iradesinin gömülmesidir. İsrail kurulurken Türk havacılığının infaz edilmesi, 1952’de NATO’ya girişle taçlanan o meşum "bekçilik sözleşmesinin" kanlı imzasıdır.
4. 1961: ANAYASA MAHKEMESİ VE SİSTEMİN SİGORTASI
1950’de YSK ile kapısı tutulan milli irade, sınırları zorlamaya başlayınca 1960 darbesiyle cezalandırılmıştır. 1961 yılında kurulan Anayasa Mahkemesi (AYM), meclisin üzerine geçirilen "nihai pranga"dır. Seçilmişlerin alabileceği her türlü bağımsız kararı "Batı hukuku" adına denetleyen bu yapı; nükleer nizamın bekçiliğini o günden bugüne "Selanikli seçkinler" ve onların ideolojik mirasçıları üzerinden yürütmüştür.
5. 2000’Lİ YILLAR: EŞ BAŞKANLIK VE KÜRESEL TESLİMİYETİN ZİRVESİ
2000’li yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile bu bekçilik görevi güncellenmiştir. Dün uçaklarını toprağa gömen zihniyet, bugün Kürecik radar sistemi gibi İsrail’in güvenliğine doğrudan hizmet eden yapılarla bekçilik sözleşmesini tazelemektedir. Yargıdaki isimlerin Anadolu kökenli olması, sistemin ruhunu değiştirmemiştir. Eğer 1945’in atom bombasıyla kurulan bağımlılık mimarisi ve 1950’de YSK ile başlayan "milli iradeyi denetleme" çarkı durdurulmazsa, sadece gardiyanlar değişecek ama hapishane aynı kalacaktır.
SONUÇ OLARAK:
Adalet, mülkün temeli değil; küresel efendilerin mülkünü koruma kalkanı haline getirilmiştir. Türkiye’nin gerçek kurtuluşu; 1948’de gömülen o uçakların iradesini, YSK ve AYM gibi kurumların "kuruluş kodlarındaki" vesayeti tasfiye ederek yeniden ihya etmekten geçmektedir.
Araştırmacı - Yazar
Mehmet DULKADİR
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.