OSMANLI’NIN "GANİMET" MİRASI VE MODERN FİNANSIN "ÇÖKME" DOKTRİNİ: ORTA DOĞU’DAKİ BÜYÜK KUŞATMA Mehmet Dulkadir yazdı
OSMANLI’NIN "GANİMET" MİRASI VE MODERN FİNANSIN "ÇÖKME" DOKTRİNİ: ORTA DOĞU’DAKİ BÜYÜK KUŞATMA
Tarih, sadece tozlu raflarda uyuyan bir hikâye değil; bugünün damarlarında akan, bazen de o damarları tıkayan canlı bir hakikattir. Bugün Orta Doğu’dan Anadolu’ya kadar uzanan coğrafyada yaşadığımız sarsıntıları anlamak için; 1947’nin soğuk savaş koridorlarından, Osmanlı’nın kılıç hakkıyla biriktirdiği hazinelerin akıbetine kadar uzanan o büyük "hesap defterini" açmak mecburiyetindeyiz.
Ganimet Ekonomisinden Borç Esaretine
Osmanlı İmparatorluğu, asırlarca kılıç hakkıyla ve adaletle biriktirdiği serveti; bir sanayi devriminin çarklarına değil, devletin azametini simgeleyen bir harcama kültürüne vakfetti. Ancak devir değişip de altın gücünü buhara ve makineye devrettiğinde, o muazzam "ganimet" mirası, Batılı bankerlerin ve küresel finans baronlarının kasalarına adeta bir kum saati gibi süzülmeye başladı. Bu bir "kayıp" değil, bir "transfer" operasyonuydu. Kılıçla kazanılan, kalemle ve faizle geri alındı. 1854’te başlayan dış borç sarmalı, 1881’de Düyun-u Umumiye ile neticelendiğinde; aslında Osmanlı’nın öz kaynakları, bugün "küresel üst akıl" dediğimiz finansal yapıların ilk büyük sermayesine dönüştü.
1947: Emanetin İhanete Dönüştüğü Eşik
Truman Doktrini, bu tarihsel sürecin modern adıdır. İngiltere’nin "yoruldum" diyerek bayrağı Amerika’ye devretmesi, aslında bölgenin bir "vasiye" teslim edilmesidir. 1947’de damara giren o iğne, Türkiye’yi ve çevre coğrafyayı "bağımsızlık" tabelası altında "himaye" altına sokmuştur. İncirlik’ten Kürecik’e uzanan o "say say bitmez" üsler, bu modern mandacılığın betonlaşmış anıtlarıdır. İsrail’in 1948’de bu siyasi iklimin göbeğine bir "kale" gibi dikilmesi tesadüf değildir. Osmanlı’nın çekildiği her karış toprakta çıkan kargaşa, aslında küresel sermayenin o topraklara "çökme" iştahının bir sonucudur.
Orta Doğu’daki Domino Etkisi: Darbeler ve Zemin Hazırlama
Bu kuşatma sadece Türkiye ile sınırlı kalmadı; İsrail kurulurken eş zamanlı olarak tüm bölge adeta bir cerrah titizliğiyle dizayn edildi. 1949’da Suriye’deki Hüsnü Zaim darbesiyle başlayan askeri müdahaleler, 1952’de Mısır’da monarşinin devrilmesi ve ardından Lübnan’ın içten içe oyulmasıyla devam etti. Haşimilerin Hicaz'dan kovalanmasıyla bölgeyi teslim alan yeni yapılar, aslında 1947'de açılan o kapıdan giren "istenilen adamların" zemin bulmasıydı. Irak’tan Libya’ya kadar uzanan o "ihtilaller zinciri", bölgedeki güçlü merkezi yapıları tasfiye ederek İsrail’in güvenliğine uygun bir "parçalanmış coğrafya" yaratma projesidir.
Vakıflar, Fonlar ve "İçeriden" Fetih
Bugün Soros gibi figürlerin ve devasa vakıfların yürüttüğü "sosyal mühendislik", orduların yapamadığını sivil toplum ve medya üzerinden yapmaktadır. Halkı kutuplaştıran, milli bilinci kemiren ve toplumu kendi değerlerine yabancılaştıran bu yapılar; aslında 1947’de açılan o kapıdan içeri sızan Truva atlarıdır. Osmanlı’nın torunlarını, Osmanlı’dan çalınan paralarla fonlanan yapılarla vurmakta, devletin kilit noktalarına "kendi adamlarını" yerleştirerek bir "görünmez manda" tesis etmektedirler.
Netice-i Kelam
Anadolu ve Orta Doğu, üzerinde sadece bir milletin değil, dünyanın kaderinin düğümlendiği yerdir. Eğer biz, 1947’de devredilen o bayrağın asıl sahibine, yani tam bağımsızlık iradesine dönmezsek; küresel finansın "çökme" operasyonu, sadece topraklarımızı değil, ruhumuzu da hedef almaya devam edecektir. Unutulmamalıdır ki; kılıçla alınan ganimet, ferasetle korunmazsa; gün gelir, o ganimeti çalanlar size kendi paranızla pranga vururlar. Bizim ihtiyacımız olan şey, Truman’ın doktrini değil, Anadolu’nun kadim Türkmen ruhu ve tam bağımsızlık inadıdır.
Mehmet DULKADİR
Araştırmacı - Yazar
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.