TARİHİN DERSİ: ARILAR, OĞULLAR VE GÖMÜLEN İSTİKBAL Mehmet Dulkadir yazdı

TARİHİN DERSİ: ARILAR, OĞULLAR VE GÖMÜLEN İSTİKBAL

Bugün Anadolu’nun kavruk yüzlü çocukları, bozkırın sessizliğinde birer nefer olarak filizlenip, devletin en mahrem kalelerinde liyakatle boy veriyorlar. Ancak ne hazindir ki; bu toprakların öz evladı olan o "Türkmen çocukları", ne zaman ki şerefli birer albay olarak generallik makamının eşiğine gelse, sanki görünmez bir el devreye giriyor ve o istikbal kovanına insafsızca çomak sokuluyor. Arı kovanı tam güçlenip "oğul verme" vaktine eriştiğinde, bir fırtına koparılıyor ve o kovanın asıl sahipleri toprağın altına, tarihin derinliklerine süpürülüyor.

Zaman, 1947’nin o uğursuz Marshall planlarından bu yana değişmedi. O gün kendi mühendisimizin, kendi işçimizin emeği olan yüzlerce milli uçağımızı "NATO bekası" uğruna kuma gömen zihniyet; bugün de Anadolu’nun zeki ve vakur evlatlarını "albaylık barajında" boğuyor. Adına ister "modern devşirme" diyelim, ister "stratejik tasfiye"; sahada mermi yakan, sınırda toz yutan o yiğitler, karar masasına oturacakları vakit "yabancı dil" veya "uluslararası networking" gibi yaldızlı kilitlerle kapının dışında bırakılıyor.

Olayın perdelerini araladığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: Türkiye üzerinde kurulan bu jeopolitik kapanda, ordunun "beyni" adeta ithal bir akılla formatlanmak isteniyor. Batı’nın koridorlarında, NATO’nun lüks karargâhlarında "vizyoner" diye parlatılan profiller, Anadolu’nun yerli ve milli ruhuna galebe çalıyor. Türkmen çocukları ancak bir savaş çıktığında, vatan toprağı ateş çemberine alındığında "komuta" edebilir görülüyor; barışın o diplomatik salonlarında ise yerlerini, çocuklarını yurt dışına, ruhlarını ise Batı’nın doktrinlerine emanet edenlere bırakmaya zorlanıyorlar.

15 Temmuz gecesi yaşanan o karanlık kırılma, aslında bu büyük "sıfırlama" operasyonunun en kanlı perdesidir. Bir yanda kökleri dışarıda, ruhu çalınmış bir yapı bahane edilerek; diğer yanda liyakatiyle yükselmek isteyen o tertemiz Anadolu damarı birer birer budanmıştır. "Milli Birlik" sosuyla sunulan bu süreçte, alt kademeler milli duygularla tahkim edilirken; en tepedeki stratejik koltuklar, yine o eski ve "göçmen" kliklerin elinde birer kale gibi muhafaza edilmektedir.

Siyasetteki o meşhur "U" dönüşleri, bir gecede başlayan o garip "sevda" hikayeleri; aslında halkın temiz duygularını oyalarken, devleti uluslararası sistemin (NATO ve ötesinin) vuruş alanına, yalnızlığın ortasına sürmek için mi kurgulanmıştır? Eğer bu döngü kırılmazsa; milli uçaklarımızı kuma gömenler, yarın ordumuzun en parlak zihinlerini de "kadrosuzluk" veya "siyasi uyumsuzluk" kılıfıyla tarihe gömeceklerdir.

Uyanışın anahtarı, o kuma gömülen uçakların ruhunu sadece metalde değil, insanda da aramaktır. Anadolu'nun öz evladı olan o albaylar, generallik makamında "vatan" diyerek oturmadığı müddetçe; kovan başkasının, bal başkasının, fırtına ise hep bizim olacaktır.

Araştırmacı - Yazar
Mehmet DULKADİR

Yorumlar