DULKADİRLİ AKLI: DOĞU’NUN ASKERÎ HOLDİNGLERİ VE TARİHİN KAYIP ŞİFRELERİ Mehmet Dulkadir yazdı

DULKADİRLİ AKLI: DOĞU’NUN ASKERÎ HOLDİNGLERİ VE TARİHİN KAYIP ŞİFRELERİ

Tarih, sıradan gözler için sadece savaşlar ve antlaşmalar silsilesidir; ancak bir tarihsel kriptolog için o, devletlerin hayatta kalma stratejilerinin, gizli şifrelerinin ve finansal kaldıraçlarının asırlara yayılan satranç tahtasıdır. Bugün Asya’nın ve Ortadoğu’nun kalbinde dönen büyük kavgaları, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklıkları, Washington-Pekin hattındaki al-ver pazarlıklarını doğru okumak için, kökleri asırlar öncesine uzanan bir soy kütüğünün ve devlet aklının izini sürmek gerekir.

I. Zolghadr (Zülkadir) Mirası ve Devlet Aklının Kökleri

Bu derin okumaya başlarken, tarihin şanlı bir sayfasına, Safevi devletinin kurucu omurgasını oluşturan, o dönemki adıyla Zolghadr (Zülkadir/Dulkadirli) boyuna dönmek elzemdir. Bu hanedanın küresel strateji tarihindeki en gizemli figürlerinden biri, şüphesiz Muhammed Bakır Zolghadr (Zülkadir)’dir. Şiraz Beylerbeyi olarak hüküm süren ve o coğrafyada devletin hem askeri hem de idari şifrelerini elinde tutan Muhammed Bakır, gücün sadece kılıçla değil, coğrafyayı yöneten stratejik akılla kalıcı olacağını dünyaya göstermiş bir liderdi. 

Onun döneminde Zülkadirli aklı; askeri disiplini, yerel ticaret ağlarını ve jeopolitik istihbaratı tek bir potada eritmeyi başarmıştı. Bugün İran coğrafyasında ordunun ve ekonominin iç içe geçtiği o muazzam yapının genetik kodlarında, asırlar önce bu topraklarda vizyon ortaya koyan Zolghadr beylerinin devlet tasarımı ve stratejik mirası yatmaktadır.

II. Vaka-i Hayriye’nin Tarihsel Yanılgısı ve Osmanlı’nın Kayıp Geleceği

Buradan hareketle, Osmanlı Devleti’nin en dramatik dönüm noktalarından biri olan 1826 yılındaki Vaka-i Hayriye’ye tersten bir okuma yapmak, bugünkü küresel dengelerin neden bu şekilde kurulduğunu anlamamızı sağlayacaktır. 

Sultan II. Mahmud, devlet içinde kontrolsüz bir güç odağı haline gelen Yeniçeri Ocağı’nı top ateşine tutarak lağvettiğinde, buna "Hayırlı Olay" denmişti. Oysa bu hamle, Osmanlı’nın kendi omurgasını kendi eliyle yıkmasından başka bir şey değildi. Yeniçeriler sadece askeri bir güç değil; esnaf loncalarıyla, bektaşi tekkeleriyle, yerel pazarlarla iç içe geçmiş devasa bir toplumsal ve ekonomik ağdı. II. Mahmud, bu yapıyı ıslah etmek, onu modern dünyanın finansal gerçeklerine göre yeniden tasarlamak ve gücü ayırt edip dönüştürmek yerine tamamen imha etme yolunu seçti.

Eğer II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nı yok etmek yerine, onların içerideki o güçlü ekonomik ağını ve askeri disiplini modern birer devlet şirketi/holding modeline dönüştürebilseydi, Osmanlı İmparatorluğu küresel kapitalizmin vahşi çarkları karşısında asla borç batağına saplanıp yıkılmayacaktı. Kendi kendini finanse eden, limanları, ticaret yollarını ve imalatı elinde tutan modern bir "Yeniçeri Holdingi", imparatorluğun ömrünü asırlar boyu uzatabilir, bugün dahi cihanşümul bir güç olarak varlığını sürdürmesini sağlayabilirdi. Osmanlı bu gücü içeride eritemedi, paraya ve kurumsal yapıya tahvil edemedi; neticede meydan tamamen dış güçlerin ve azınlık tüccarlarının insafına kaldı.

III. Devrim Muhafızları (Pasdaran): Modern Dünyanın Silahlı Anonim Şirketi

Osmanlı’nın yaptığı bu ölümcül hatayı çok iyi analiz eden İran rejim mimarları, 1979 yılından sonra bambaşka bir model geliştirdiler. Yeniçerinin tarihsel kaderinden ders çıkararak, kurdukları Devrim Muhafızları (Sipah-ı Pasdaran) yapısını kışlaya hapsetmek ya da sadece devlet bütçesine bağımlı kılmak yerine, onları dünyanın en büyük ve en karmaşık holdinglerinden birine dönüştürdüler.

- Hatemu'l Enbiya Holding başta olmak üzere binlerce şirket, baraj, otoyol, liman ve petrol rafinerisi bu ordunun kontrolüne verildi.
- Bünyad adı verilen devasa vergisiz muafiyet vakıfları vasıtasıyla, ülkenin ekonomik şah damarları bu askeri elitin elinde toplandı.
- Böylece bütçeden tek bir kuruş almasalar bile kendi kendini finanse edebilen, maaş krizi yaşamayan, lojistiği kesilmeyen ve doğrudan Dini Lider’e bağlı olan "Silahlı bir Anonim Şirket" modeli doğdu.

Batı dünyası İran’a ağır ambargolar uyguladıkça, bu holding modelinin küresel kılcal damarlara sızma kabiliyeti daha da arttı. Resmi bankacılık sisteminin (SWIFT) dışına itilen bu yapı, uluslararası finans dünyasında kendi "gölge finans" ağlarını kurdu. Türkiye-Dubai hattında milyarlarca dolarlık gaz-altın-para trafiğini yürüten Rıza Zarrab ve onun İran’daki asıl patronu olan Devrim Muhafızları'nın gölge ajanı Babek Zencani gibi aktörler, bu devasa holding modelinin ambargoları delmek ve vekil güçleri finanse etmek için kullandığı operasyonel valizcilerden yalnızca biriydi. 

IV. Amerika’yı Dize Getiren "Kaldıraç" Stratejisi

Bugün Amerikan başkanlarının iç siyasetteki koltuklarını korumak, enflasyonu patlatacak bir petrol şokunu önlemek ve ekonomik kriz baskısından kurtulmak için Çin'in kapısını çalıp el altından Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını "rica etmesi", işte bu holding-ordu modelinin başarısıdır. 

Eğer Devrim Muhafızları’nın o tavizsiz, agresif ve jeopolitik bariyer kuran askeri-ekonomik mimarisi olmasaydı; bölgede İsrail karşısında direnç gösterecek, vekil güçleri (Lübnan, Yemen, Irak, Suriye hattını) silahlandırıp finanse edecek hiçbir organizasyon kalmazdı. Bu direnç omurgası olmasaydı, İsrail bugün hiçbir askeri engelle karşılaşmadan teolojik ve jeopolitik "Büyük İsrail" (Arz-ı Mevud) vizyonunu gerçekleştirecek, vadettiği toprakların tamamına çoktan hükmetmiş olacaktı.

İran’ın diplomatik kanadı Batı ile anlaşmak için masaya her yaklaştığında sahada "gri alan savaşı" yürüterek masayı deviren, Hürmüz’de gemi kaçırıp petrol fiyatlarını zıplatan Devrim Muhafızları, ABD’yi masaya oturmaya mecbur bırakmıştır. Amerika, Pakistan gibi bölgesel aktörlerle çözemediği bu kördüğümü, İran'ın petrolünü satın alarak bu holdingi finanse eden asıl patrona, yani Çin’e giderek çözmeye çalışmaktadır. Pekin’de yürütülen gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamaları pazarlıklarının arkasında, aslında bu "Silahlı Holding"in Hürmüz Boğazı’ndaki parmağını tetikten çekmesi talebi yatmaktadır.

V. Sonuç ve Geleceğin Şifresi

Tarihsel süreklilik göstermektedir ki; gücü sadece imha edenler (Osmanlı’nın Vaka-i Hayriye’si gibi) sahneden çekilmeye mahkum olurken; gücü şirkete, paraya, kurumsal ağlara ve küresel gölge finans operasyonlarına tahvil edenler (Zolghadr mirasından feyzalan modern Pasdaran modeli gibi) küresel krizlerde en büyük devletleri bile kendi kapılarına getirmeyi başarırlar. Küresel kriz tırmandıkça ideolojiler ve retorikler biter; masada sadece cüzdanlar, stratejik kaldıraçlar ve tarihi tersten okuyabilen "kriptolog" akıllar konuşur.


Mehmet DULKADİR
Araştırmacı - Yazar

Yorumlar