8 Haziran: Unutturulan Veda — Kurumsallaşma Kıskacında Din, Toplum ve Büyük Hafıza Kaybı / Mehmet Dulkadir yazdı

**8 Haziran: Unutturulan Veda — Kurumsallaşma Kıskacında Din, Toplum ve Büyük Hafıza Kaybı**

Bugün, 8 Haziran. Milyarlarca insanın inancını, uygarlık tarihinin seyrini ve dünya coğrafyasının dokusunu derinden biçimlendiren Hazreti Muhammed'in, miladi 632 yılında bu dünyadan göç ettiği gün. Oysa bugün bir camiye girin, bir din görevlisine sorun, sosyal medyayı tarayın: Bu tarihi bilen, anan, üzerinde duran neredeyse kimse yoktur.

Bu unutuş tesadüf değildir. Bir sistemin, bir zihniyetin, bir hafıza kaybının yansımasıdır.

**1. Memurlaşan Din ve Kurumsal Boşluk**

Türkiye genelinde 90 bini aşkın cami ve 150 bine yakın maaşlı din görevlisi bulunmaktadır. Teoride bu devasa kadronun toplumun ahlaki, manevi ve sosyal dertlerine birebir dokunması, mahalle mahalle insanı kucaklaması beklenir. Ancak pratikte uygulanan merkezi şablonlar — tek elden yazılan hutbeler, standart programlar, kurumsal takvimler — din görevlilerini toplumsal lider olmaktan çıkarıp birer devlet memuruna dönüştürmüştür. Cemaatin hayatıyla, mahallenin gerçek sorunlarıyla örtüşmeyen bu ruhsuz yaklaşım; cuma namazlarında uyuklanmasından tutun genç neslin camilerden hızla uzaklaşmasına kadar ciddi bir kopuşa zemin hazırlamıştır.

**2. "Var Ama Yok" Denkleminde Psikologlar ve Cemaatler**

Bu kurumsal kopuş, insan ruhunda devasa bir manevi boşluk yaratır. Tıpkı sağlık sistemindeki "Yap-İşlet-Devret" modelinde olduğu gibi; kâğıt üstünde devasa hastaneler varken vatandaşın randevu bulamaması ve mecburen özel sektöre yönlenmesi gibi, camide aradığı samimi dert ortağını bulamayan insan da başka sığınaklar arar.

Yalnızlaşan modern birey, içindeki boşluğu ya bilimsel rehberlik sunan psikolog koltuğunda ya da kendisine sıkı bir sosyal aidiyet ve manevi paket sunan dini cemaatlerin dizinin dibinde doldurmaya çalışır. Aslında bu iki mecra — psikolog karşısına oturmak ile samimi bir hocanın dizinin dibine çökmek — insanın "anlaşılma, içini dökme ve yükünü hafifletme" arayışı bakımından birbirine en yakın duran toplumsal mekanizmalardır. Sistem, resmi din görevlisini pasifleştirerek sahayı bilerek ya da bilmeyerek cemaat yapılarına bırakmakta; bu yapılar da ürettikleri blok bağlılıkla ciddi birer sosyal ve siyasi güç odağına dönüşmektedir.

**3. Doğumu İki Kez, Ölümü Sıfır Kez Anmak**

İşte tam bu noktada 8 Haziran, bir sembol olarak öne çıkmaktadır.

Popüler din anlayışı ve kurumsal yapı, Hz. Muhammed'in doğumunu (Mevlit) için takvimleri eğip bükerek yılda iki kez şenlikler düzenlerken — zira hilalin hesabına göre Mevlit tarihi her yıl kayar — bu dünyadan göçtüğü 8 Haziran tarihini hafızalardan büsbütün silmiştir. Buna karşın, tarihsel ve kimliksel bir yas üzerine inşa edilmiş Kerbela gibi trajediler bin yıldır diri tutulmaktadır. O yolu açan asıl mimarın ölüm yıldönümünün ise gündemde yeri yoktur.

Bu çarpıcı denklem, toplumların dini hassasiyetten ziyade kendi siyasi ve kültürel kavgalarını yaşatmayı tercih ettiklerinin en somut kanıtıdır. Hazreti Muhammed'i anmak, onu bir ikonaya ya da bir törene indirgemek değil; onun hayatını, mirasını, vedaını ve öğrettiklerini gerçekten özümsemektir. Oysa bugün onu doğduğu için değil, öğrettikleri için hatırlamayı tercih eden bir sistem, ne yazık ki onu gerçekten tanımıyor demektir.

**4. Büyük Vefasızlık**

Eskiden okulun, adliyenin, şifahanenin ve psikoloğun tek çatı altında — camide ve samimi bir imanın rehberliğinde — toplandığı o organik mahalle kültürü, modernleşmenin getirdiği kurumsal bölünmeyle yok olmuştur. Bugün her şey kurumsallaşmış, bölümlere ayrılmış; ancak işin özündeki ruh ve vefa çarklar arasında ezilmiştir.

Hz. Peygamber'in ölüm gününü bile ajandasına almayan, doğumunu ise siyasi konjonktüre göre iki kez kutlayan ezberci bir sistemin, sokağın ve insanın ruhsal dertlerine çare olması mümkün değildir.

Bugün, 8 Haziran. Belki de en anlamlı anma, bunu hatırlamakla başlar.

*Araştırmacı Yazar — Mehmet Dulkadir*

---

Yorumlar