HATUNİYE MEDRESESİ SATILIK DEĞİLDİR
Nasıreddin Mehmed Bey'in Kayseri'ye Emanet Ettiği Hatuniye Medresesi
Bir adı taşımak, yalnızca o adı kullanmak değil; o adın ağırlığını, tarihini ve mesuliyetini de omuzlamaktır.
Dulkadiroğulları Beyliği yalnızca toprağa sancak dikmiş bir devlet değildir. Taşa ilim işlemiş, vakfa inancını nakşetmiş, Anadolu'nun bağrına silinmeyecek mühürler vurmuş büyük bir medeniyetin temsilcisidir. O mühürlerin en kıymetlilerinden biri de, 1432 yılında Dulkadirli hükümdarı Nasıreddin Mehmed Bey tarafından Kayseri'ye kazandırılan Hatuniye Medresesi'dir.
Ancak bugün bu eşsiz eser, ne yazık ki bir emlak ilanının gölgesinde hak ettiği değerden uzaklaştırılmaktadır. Asırların şahidi olan taş duvarlar, üzerlerine iliştirilen "Satılık" ve "Kiralık" ibareleriyle adeta ticari bir metaya dönüştürülme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Daha da üzücü olan ise bu manzara karşısında sivil toplum irademizin sessizliğidir.
Bugün Dulkadirli adını gururla taşıyan derneklerimiz, vakıflarımız ve federasyonlarımız vardır. Fakat eğer ecdadımızın mirası ve şuuru yalnızca tabelalarda kalacaksa, bu kurumsal yapıların varlık sebebi yeniden sorgulanmalıdır. Çünkü tarihe başı dik bir şekilde adını yazdırmış bir hanedanın emaneti göz göre göre elden çıkarken, salonlarda yapılan konuşmaların ve verilen beyanatların ne kadar anlamı kalacaktır?
Vakıf malı satılmaz.
Bu söz yalnızca hukuki bir ilke değildir; aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sınırdır. Ecdadın ilme, ibadete ve gelecek nesillere tahsis ettiği bir yapıyı şahsi bir mülk gibi değerlendirmek ve buna sessiz kalmak, tarih karşısında büyük bir sorumluluk doğurur.
Eğer bugün bu sürece seyirci kalınırsa, tarih sayfalarına yalnızca bir medresenin kaybedilişi değil; o medresenin mirasçıları olduğunu söyleyenlerin sessizliği de yazılacaktır.
Önümüzde iki yol vardır:
Ya bu emaneti koruyamayacağımızı kabul ederek Dulkadiroğulları adını taşıyan kurumların varlık gerekçesini tartışacağız. Çünkü mirasına sahip çıkamadığımız bir geçmişin adını taşımak, bizlere yalnızca ağır bir yük bırakacaktır.
Ya da hep birlikte ayağa kalkacağız.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi nezdinde girişimlerde bulunacağız. Hatuniye Medresesi'nin şahıs tasarrufundan çıkarılarak devlet güvencesine alınması, korunması ve dünya mirası niteliğinde değerlendirilmesi için tüm imkânlarımızı seferber edeceğiz.
Bu satırlar sıradan bir tavsiye ya da nezaket çağrısı değildir.
Bu satırlar; toprağın altındaki beylerin, o medresenin avlusunda ilim öğrenmiş talebelerin ve Hatuniye'yi bugüne taşıyan her taşın vicdanlarımıza yönelttiği tarihi bir çağrıdır.
Artık tabelaların arkasına sığınarak izleme dönemi sona ermelidir.
Emanete ya sadakatle sahip çıkılır ya da o emanetin sorumluluğundan geri durulur.
Tarih her ikisini de kaydeder.
Fakat yalnızca birini şerefle anar.
Hatuniye'nin taşları bizleri izliyor.
Ve tarih, bugün verdiğimiz kararı yazıyor.
Gereğini yapalım.
Mehmet Dulkadir
Bünyan38Haber
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.