HUKUKUN ÖNGÖRÜLEBİLİRLİĞİ VE DEVLETİN TOPLUMSAL OMURGASI
Son günlerde kamuoyunun ve meclisin gündemini meşgul eden 12. Yargı Paketi taslağından, cinsiyet değiştirme süreçlerine yönelik kısıtlamalar ile süresiz nafaka düzenlemesinin son dakikada çıkarılması, salt bir yasama faaliyeti ya da siyasi geri adım olarak okunamaz. Olayların resmi perdesini aralayıp bir ters okuma yaptığımızda, karşımıza çıkan tablo; devlet aygıtının toplumsal dinamikler ile hukuki öngörülebilirlik arasında kurmaya çalıştığı terazi hassasiyetidir.
Devlet dediğimiz muazzam yapı, sadece sınırlardan ve ordulardan ibaret değildir. Devletin üzerinde yükseldiği asıl sarsılmaz omurga; İslam’ın muazzez ölçüleriyle harmanlanmış, neslin ve fıtratın korunmasını esas alan aile müessesesi ve o toplumun devlete olan güvenini sağlayan hukuki istikrardır. Tıpkı tarihteki büyük nizamların, askeri güçlerini taşradaki inanç ve mukaddesat düzenini koruyarak tahkim etmesi gibi, modern devlet de gücünü sarsılmaz bir hukuki ve ahlaki doktrinden almak zorundadır.
Buradaki temel mesele, nafakanın süresi ya da belirli prosedürlerin sınırları gibi teknik detaylar değildir. Asıl yapısal sorun; yaradılış gayesini, fıtratı, İslam'ın kutsal saydığı ailevi ve ahlaki kodları doğrudan ilgilendiren bu derece hayati başlıkların, dönemsel kriz refleksleriyle hazırlanan "yargı paketlerinin" içine dahil edilip, ardından son dakika hamleleriyle geri çekilmesidir.
Hukukta "öngörülebilirlik" ve "istikrar", devlet ciddiyetinin ilk şartıdır. Eğer devletin adalet mekanizması, toplumun temel direği olan aileye ve fıtri sınırlara dair kalıcı bir doktrin ortaya koyamazsa; düzenleme bekleyen alanlar birer gri bölgeye (zafiyete) dönüşür. Bu gri bölgeler ise zamanla inanç değerlerimizi hedef alan dış kaynaklı kültürel dezenformasyonların ve küresel dayatmaların üreme alanı haline gelir.
Buradaki reçete ve doldurulması gereken kurumsal boşluk nettir:
Devlet aklı; fıtratı, aile yapısını ve toplumsal ahlakı koruma görevini geçici siyasi dalgaların ya da torba yasaların insafına bırakamaz. Yapılması gereken; Adalet, Sağlık, Aile ve İçişleri mekanizmalarının, hatta devletin stratejik akıl merkezlerinin koordinasyonuyla, milli ve manevi değerlerimizi eksene alan, on yıllık, yirmi yıllık kalıcı bir "Toplumsal Beka Hukuku" doktrini inşa etmektir.
Yasaklama ya da tamamen serbest bırakma sığlığına düşmeden; hem mağduriyetleri önleyecek adil bir nafaka dengesi kurulmalı hem de yaradılış fıtratını ve neslin bütünlüğünü koruyacak sarsılmaz dini ve milli prosedürler kalıcı birer devlet politikası haline getirilmelidir. Çünkü bilinmelidir ki; hukuku öngörülebilir olmayan, inanç ve fıtrat çizgisini muhafaza edemeyen bir devletin kurumları esner; toplumsal çekirdeği (ailesi) zayıflayan bir devletin ise gelecekte masaya koyacağı askeri ya da endüstriyel gücün hiçbir hükmü kalmaz.
MHD
Araştırmacı - Yazar
Mehmet dulkadir
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.