SARI KAPLAN Er Meydanından Sonsuza kadar Yazılan Bir Türkmen Destanı Mehmet Dulkadir yazdı

SARI KAPLAN

Er Meydanından Sonsuza kadar Yazılan Bir Türkmen Destanı

"Bazı insanlar yaşar ve unutulur… Bazıları ise ölür ama bir millete asırlar boyunca cesaret vermeye devam eder. İşte Sarı Kaplan da onlardan biridir."

───

I. PERDE

Çorum Ovasında Doğan Efsane

Anadolu'nun rüzgârı sert esen Türkmen yaylalarında bir isim, korkunun kendisi gibi dolaşmaktadır.
Safevi diyarlarının yenilmez başpehlivanı...
Demir gibi bileklere, kaya gibi omuzlara sahip dev cüsseli Zaloğlu Rüstem...
Girdiği hiçbir er meydanında sırtı yere gelmemiştir.
Türkmen obalarını birer birer dolaşır.
Her meydanda aynı sözü haykırır:
"Var mı beni yere serecek Türk yiğidi?"
Meydanlar susar.
Yiğitler birbirine bakar.
Kimse onun karşısına çıkmaya cesaret edemez.
Çünkü Zaloğlu Rüstem yalnızca bir pehlivan değildir...
Sanki yürüyen bir dağdır.
Tam herkes umudunu kesmişken kalabalık iki yana ayrılır.


Alaüddevle Bozkurt Bey’in yiğitliğiyle destanlaşan, ordusunun ve düşmanın korkusuzca "Sarı Kaplan" lakabını taktığı Şehzade Kasım Bey, atının üstünde rüzgâra karşı durmaktadır. Gözlerinde ne korku ne de tereddüt vardır; sadece boyun eğmeyen bir beyliğin ateşi yanmaktadır.


Sarı yeleli doru atının üzerinde genç bir Türkmen şehzadesi görünür.
Dulkadirli Kasım Bey...
Nam-ı diğer...

Sarı Kaplan.
Üzerinde gösterişli bir zırh yoktur.
Göğsünde sadece Türkmen cesareti vardır.
Atından iner.
Toprağı avuçlar.
Alnına sürer.
Ve tek cümle söyler:
"Türk'ün bileği bükülmez!"
Davullar göğü inletir.
Zurnalar savaş narası gibi yükselir.
İki dev birbirine saldırır.
Toprak göğe fırlar.
Atlar ürker.
Çocuklar annelerinin arkasına saklanır.
Zaloğlu Rüstem ilk hamlede Kasım Bey'i yakalar.
Demir mengeneyi andıran kollarıyla onu ezmeye çalışır.
Fakat karşısındaki sıradan bir insan değildir.
Bir kaplan çevikliğiyle döner.
Ayağını ustalıkla rakibinin altına geçirir.
Bir anda bütün ağırlığını kullanır.
Ve...
Zaloğlu Rüstem gökyüzüne yükselir.
Sonra...
Bütün Anadolu'nun duyduğu söylenen o büyük gürültüyle yere çakılır.
Yer sarsılır.
Toz bulutu göğe yükselir.
Bir an sessizlik olur.
Ardından binlerce kişinin sesi tek bir çığlıkta birleşir:
"SARI KAPLAN!... SARI KAPLAN!... SARI KAPLAN!"
O gün rivayete göre yalnızca bir pehlivan yenilmez.
Türkmen'in onuru ayağa kalkar.
Ve Kasım Bey'in adı, ebediyen Sarı Kaplan olarak dillerde yaşamaya başlar.


───

II. PERDE
Taşa Kazınan İrade
Yıllar geçer.
Kasım Bey artık yalnızca bir savaşçı değildir.
O, Dulkadir ülkesinin umudu olmuştur.
Osmaniye'den Elbistan'a...
Çukurova'dan Maraş yaylalarına kadar gittiği her yerde adalet dağıtır.
Rivayetler onun atının nal seslerini dağların yankıladığını söyler.
Bugün hâlâ ayakta duran Kadirli'deki görkemli eserler, onun ve Dulkadirli mirasının izlerini taşır.
O yalnızca kılıç kullanan bir alp değildir.
İnşa eden...
Koruyan...
Birleştiren...
Gerçek bir Türkmen beyidir.


───

III. PERDE
Turna Dağı'nda Son Direniş
1507...
Ufuk kapkaradır.
Şah İsmail'in orduları dalga dalga Dulkadir topraklarına iner.
Karşılarında sadece bir bey değil...
Bir milletin direnişi vardır.
Kasım Bey...
Kardeşi Erdivane Bey...
Ve ölüme yemin etmiş üç yüz alp...
Turna Dağı eteklerinde kuşatılır.
Kaçış yolu kalmamıştır.
Kasım Bey sessizce atından iner.
Kılıcını çeker.
Atının dizginini çözer.
Atını özgürlüğe bırakır.
Bunu gören üç yüz fedai de aynı anda atlarından iner.
Hiç kimse geri dönmeyeceğini bilir.
Sonra...
Gökyüzünü yaran bir savaş narası yükselir.
Kılıçlar şimşek gibi parlar.
Sarı Kaplan'ın her darbesi düşman saflarında bir gedik açar.
Önüne çıkan devrilir.
Bir daha kalkamaz.
Kılıcı adeta yıldırım olur.
Ancak düşmanın sayısı bitmez.
Üç gün süren çarpışmanın sonunda yiğitler birer birer düşer.
Kan diz boyudur.
Kasım Bey ve kardeşi son nefeslerine kadar dövüşür.
Yaralı hâlde yere düşseler bile diz çökmezler.
En sonunda zincire vurulurlar.
Fakat başları hâlâ diktir.

───


IV. PERDE
 Şahadet anındaki Zafer
Gün batmaktadır.
Gökyüzü kızıl renge bürünmüştür.
Safevi karargâhında herkes sonu görmek için toplanmıştır.
Komutan alaycı bir sesle yaklaşır:
"Ey Sarı Kaplan... Şimdi kükresene! Diz çök; belki canını bağışlarız."
Kasım Bey başını kaldırır.
Yüzü kan içindedir.
Ama gözleri hâlâ ateş gibi yanmaktadır.
Yavaşça konuşur:
"Biz yalnız Allah'ın huzurunda eğiliriz. Bir kulun önünde değil..."


Meydan sessizliğe gömülür.
Tam sehpa çekileceği anda Sarı Kaplan bütün gücüyle göğe haykırır:
"BEN ÖLSEM DE DULKADİR YAŞAYACAK! TÜRK'ÜN OCAĞI TÜKENMEYECEK! ZAFER, BİR GÜN YİNE BİZİM OLACAK!"
Ses dağlardan yankılanır.
Rivayete göre...
O gün yalnızca bir insan şehid edilmez.
Bir destan doğar.
Sarı Kaplan'ın bedeni toprağa düşer.
Ama adı...
Çorum'un er meydanlarında...
Yozgat'ın yaylalarında...
Maraş'ın dağlarında...
Osmaniye'nin taşlarında...
Ve Dulkadirli soyunun hafızasında yaşamaya devam eder.
Çünkü bazı kahramanlar mezara gömülmez.
Milletinin yüreğine gömülür.
Ve orada sonsuza kadar yaşamaya devam ederler.


Araştırmacı Yazar 
Mehmet Dulkadir

Yorumlar