Terörün Tasfiyesi mi, Küresel Masanın Noterliği mi?
Ankara’nın yaz sıcağında, takvimlerin adeta milimetrik bir mühendislikle, klimalı odalarda serinlerken dışarıda kavrulan milletin sırtına yeni yükler bindirmek için işletildiği günlerden geçiyoruz. Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararlarının o toz dumanlı, paşaların koltuk kapmaca oynadığı o mutat "hizaya getirme" havası henüz dağılmamışken; hemen ardından sahneye konulan o meşhur 12 maddelik çerçeve yasa, tarihin tozlu sayfalarından fırlamış bir kurgu gibi önümüze bırakıldı. Kamuoyuna "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme" ambalajıyla sunulan bu metin, dincisinden milliyetçisine herkesi hizaya sokan o meşhur oyalama taktiğiyle, halk plajlarda demlenirken tatilin rehavetinden faydalanılarak jet hızıyla pazarlandı. Hani şaşırdık mı? Elbette hayır; ne de olsa memlekette "gizli saklı" yapılan her güzel iş, önce milletin gözü kulağı tatile gitmişken paketlenir!
Peki, görkemli kelimelerin ardına gizlenen bu mutabakatın hakikati nedir? Düz okuduğunuzda kulağa "barış, kardeşlik, huzur" gibi bayram masallarını andıran o satırların "ciğerini oyup" ters okuduğunuzda karşınıza çıkan manzara, ne yazık ki karanlık bir mutfakta pişirilmiş, yanık kokulu bir teslimiyet senaryosundan başkası değildir. Tabii o mutfakta aşçının kim olduğu, garsonun ellerinin neden titrediği hep ayrı bir ironi konusu ya, neyse...
Zamanlamanın Manidarlığı: YAŞ, NATO ve "Tesadüfler" Zinciri!
Hayatta tesadüflere inanmak güzeldir, insana huzur verir; ama siyaset koridorlarında tesadüf aramak, mezarlıkta ıslık çalmaya benzer. Askeri bürokrasinin ve komuta kademesinin ellerindeki tüm o caydırıcı yetkileri usulca devrettiği, Hava Kuvvetleri başta olmak üzere sahanın gözü olan vurucu gücün baştan aşağı formatlandığı YAŞ kararlarından hemen sonra bu imzanın atılması... Ne tesadüf ama! Paşalar terfi sırasını beklerken, dağdakilere de "hukuki terfi" yolu açılmış oldu. Bu zamanlama, ordu reflekslerinin usulca susturulmasının ve "Askeri mücadele bitti, artık parmak kaldırma ve siyasi tasfiye başladı" dayatmasının resmî tescilidir.
Daha da vahimi, bu sürecin Türkiye’deki kritik bir NATO toplantısının hemen ardına denk getirilmesidir. Atlantik ötesinden verilen talimatlar o kadar net ki, kulakları çınlamayan kalmamıştır: “Sınır ötesindeki o tozlu, masraflı operasyonları dondurun; içerideki meseleyi de ‘küresel standartlarda’ kökünden kapatın!” Yıllarca kürsülerde Batı’ya meydan okuyanların, Washington’dan ve Brüksel’den gelen bu "tavsiye niteliğindeki" emirleri zıpkın gibi uygulaması ne büyük bir yerli ve milli duruş ama! Bölgeyi kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirmek için Ankara’ya imzalattırılan bu reçete, yerli ve milli bir çözüm olmaktan çok uzak, küresel bir poker masasında yerli aktörlerin elindeki fındık fıstığı kaptırdığı hazin bir mühürleme törenidir.
12 Maddenin "Ciğerini Oyan" Ters Okuması
• Madde 1 & 2 ("Milli Dayanışma" ve PKK Tanımı): Devletin varlığına yıllarca kurşun sıkan, on binlerce masumun kanına girmiş bir yapıyla "dayanışma" kelimesini yan yana getirmek... Hangi dayanışma acaba? Dağdakilerle halay çekme dayanışması mı, yoksa şehit ailelerine sabır dilerken arkadan iş çevirme dayanışması mı? Katilleri muhatap seviyesine yükseltmek, herhalde modern diplomasi tarihimizin en ironik "kucaklaşma" performansı olsa gerek. Resmi kanun maddelerinde o örgütün adının ilk kez bir tasfiye kisvesi altında anılması ise, yarın o esneme paylarıyla diledikleri gibi genişletebilecekleri harika bir "esneklik lastiği" sunuyor.
•
• Madde 3 & 4 (Fesih ve 6 Aylık Süre): Bir terör örgütü kağıt üstünde "Tabela sildik, dükkanı kapattık" dediğinde, geride kalan onca ideoloji, dağdaki kadro ve yer altındaki mühimmat buharlaşıp göğe mi yükselecek? 6 aylık süre kisvesi altında elleri kanlı kişilere devlet kapısının aralanması, hukukun üstünlüğü değil olsa olsa "pişkinliğin üstünlüğü" yasasıdır. Vatandaş pasaport almak için aylarca sıra bekler, bunlar 6 ayda VIP hizmetle masaya kurulur!
•
• Madde 5, 6, 7 & 8 (Bireysel Değerlendirme, Kapsam Dışı ve Erteleme):"Toplu af yok, tamamen bireysel!" cümlesindeki o ince zekaya hayran olmamak elde değil. Seri üretim şerit gibi çalışacak bu değerlendirme kurulları, dosyaları incelemek için delil aramayacak herhalde; sadece kararlaştırılmış olan affı mühürlemek için mesai yapacak zavallı memurlar olacak. "15 yıl altı/üstü" kriteriyle cezaların ertelenmesi ve kurallara uyanın sicilinin tertemiz edilmesi, Türk adalet sistemine sıkılmış en büyük kurşundur. Adalet terazisi diye ortalıkta gezenlerin, terazinin kefesine su kaçırıp taşı sinsi sinsi kenara çektiği ibretlik bir sahne.
•
• Madde 9 & 10 (Koordinasyon ve Meclis İzleme Kurulu): Sarayın lüks odalarında, kapalı kapılar ardında pişirilen bu felaketin faturasını tek başına yüklenmemek için bulunmaz hint kumaşı: Tüm Meclis'i ortak etmek! Muhalefeti de bu masaya çekip "Bakın yalnız biz batırmadık, hepimiz imza attık" diyerek muazzam bir günah ortaklığı tepsisi sunuluyor.
• “bu süreçte görev alanların ileride kanuni hiçbir takibata uğratılmayacakların” ifade eden 10. Maddedir.
• Parlamento da ne güzel çalışıyor ama; yürütmenin getirdiği her emre parmak kaldıran görkemli birer "onay dükkânı" haline gelmiş durumda.
•
• Madde 11 & 12 (Af Olmadığı Vurgusu ve Acil Takvim): Adına genel af denmiyormuş, "özel tasfiye ve toplumsal uyum" deniyormuş. Kulak tırmalamasın diye kelimelerle yapılan bu jimnastik, halkı kandırma sanatının zirvesidir. Hırsızlığın adı "ödünç alma", katliamın adı "kazara denge" olunca suç ortadan kalkıyor sanırım! Takvimin bu kadar dar tutulması da, halkın uyanıp "Eyvah, biz ne yaptık?" demesine vakit bırakmama refleksinin ironik bir dışavurumudur.
•
Bu İhanet Kimden Gizleniyor?
Bu yasa var ya; ne Ankara’nın lüks protokol salonlarında viski yudumlayanlardan ne de küresel masada kartları hileli dağıtan o batılı efendilerden gizleniyor. Bu süreç, en çok canı yananlardan, evladını bayrağa sarılı tabutta gözyaşlarıyla toprağa veren o yoksul Anadolu insanından, Türkmen kökenli cefakâr kitlelerden gizleniyor! Çünkü o masanın kurucuları çok iyi biliyor ki; bu milletin en ön cephede bedel ödeyen o asil evlatları, o lüks salonlarda çevrilen dolapları bütün çıplaklığıyla gördüğünde, kopacak o büyük fırtına bu masayı tek hamlede darmadağın eder, altındaki sandalyeleri de başlarına geçirir.
Ve işin en acı, en yürek sızlatan, en trajikomik ironisi şudur ki: Bu kitlelerin yıllardır "lider" olarak bildiği, Türkmen kimliğinin kalesi ve sığınağı konumundaki bir figürün eliyle o masaya imza atılmaktadır! Taban, "O yapıyorsa bir bildiği vardır, devleti bizden iyi mi bilecek?" şeklindeki o derin ve çaresiz psikolojik duvarla kendi elleriyle uyutulmakta. Liderin o kutsal sayılan kimliği, bu tarihi tavizin ve teslimiyetin en kalın, en geçirmez kalkanı olarak bizzat o kitlelere karşı kullanılmaktadır. Bundan daha büyük bir ironi, daha acı bir siyasi tiyatro yazılabilir mi?
Tarih; kapalı kapılar ardında, lambanın altındaki o karanlık odalarda yapılan bu tür "entegrasyon" masalarının kısa vadede sahte bir huzur, üç günlük bir sukunet getirse de, uzun vadede bedelini hep masadan habersiz bırakılan o gariban mazlumların ödediğini defalarca yazmıştır. Bugün de aynen bu senaryo sahnelenmektedir.
Fakat kimse unutmasın; hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler ama bu milletin evlatlarının döktüğü gözyaşı, anaların ahı ve şehitlerin o kurşun adres sormayan hatırası asla unutulmaz, unutulmayacaktır.
O masada atılan imzalarla yeni bir Sevr yazabilirsiniz; fakat milletin vicdanındaki o kara leke ebediyen silinmeyecektir.
Hani biz terörü sahada yenmemişmiydik.
Araştırmacı Yazar
Mehmet Dulkadir
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.