KÜRESEL KUMARHANEDEN MİLLİ ÜRETİME: BORSANIN YUMUŞAK SİLAHI VE AHİ EVRAN SANAYİSİ
Bugün Borsa İstanbul ekranlarında yine o tanıdık telaş var; kilitlenen fonlar, kırmızıya kesmiş tablolar ve piyasa uzmanlarının süslü finans terimleriyle örtmeye çalıştığı derin bir belirsizlik... "Merkez Bankası parası mı aktarıldı, teknik düzeltme mi yaşandı?" tartışmaları süredursun, halkın zihninde tek bir hakikat berraklaşıyor: Bizler, kravat taktırılmış küresel bir çarkın ortasındayız.
Tarihsel kökeni 14. yüzyıl Bruges kentindeki bir tüccar hanına dayanan borsa mekanizması, bugün sermayeyi akışkan kılma iddiasının ötesinde, gelişmekte olan ekonomiler üzerinde örtülü bir "yumuşak güç" işlevi görmektedir. Adına "sıcak para" denilen sinsi sermaye; yüksek faiz ve ucuz varlık gördüğü an piyasaya girerek dövizi baskılar, borsayı coşturur ve suni bir refah illüzyonu yaratır. Ancak küresel konjonktür değiştiğinde, tek bir tuşla milyarlarca dolar çekilerek geride patlamış bir kur, sarsılmış bir borsa ve enflasyon baskısı altında ezilen bir reel sektör bırakılır. Tıpkı vaktiyle barış ve güvenlik vaadiyle girilip geride felç olmuş yapılar bırakılan askeri misyonlar gibi; denetimsiz sıcak para da bünyeye girdiği ekonomiyi iyileştirmek için değil, kendi çarkını döndürmek için varlığını sürdürür.
Peki, bu finansal kırılganlığın ve özelleştirme adı altında stratejik varlıkların pasifize edilmesinin karşısına ne koymalıyız?
Çözüm; ne kamuyu borç yükü altında hantallaştıran eski bürokratik anlayışta ne de stratejik tesisleri likidite uğruna elden çıkaran vahşi kapitalizmdedir. Çözüm; makroekonomik dengeleri gözeten, vergi disiplinini sağlayan ve Ahilik kültürünü modern sanayiye entegre eden "Çalışan Mülkiyetli Karma Üretim Modeli"dir.
Stratejik sanayi tesislerinde %51 kamu/ana yatırımcı payı korunurken, %49’luk hissenin dinamik bir şartlı sözleşmeyle çalışanlara devredildiği bu model üç temel iktisadi esasa dayanır:
1. Kurumsal Mülkiyet ve Sermaye Birikimi: Çalışanlara sağlanan kâr ortaklığı kişisel bir gayrimenkul veya devredilebilir bir senet değildir. İşe giren liyakatli ve yetenekli genç kadroyla başlayan bu hak, emeklilik durumunda fabrikaya iade edilir. Mülkiyet şahısların değil, o an üretimde ter döken aktif kadronun olur; böylece stratejik tesislerin yabancı fonlara veya rantiye gruplarına geçmesi engellenir.
2. Vergi Matrahının Korunması ve Sürdürülebilir Kamu Geliri: Devlet, bir fabrikayı tek seferlik bir özelleştirme geliri uğruna satıp kaynağı tüketmek yerine; tam kapasite çalışan bu tesisten KDV, ÖTV, Kurumlar Vergisi ve gelir stopajları yoluyla uzun vadede satış bedelinin katbekat üzerinde kesintisiz kamu geliri elde eder.
3. Otokontrol ve Operasyonel Verimlilik (Performans Şartı): Modelin en kritik ayağı, ahlaki tehlike (moral hazard) riskini sıfırlayan iç denetim mekanizmasıdır. İşçilerin kusuru veya ihmali nedeniyle tesisin kapasite kullanım oranı %50'nin altına düşerse, kâr ortaklığı sözleşmesi feshedilerek yönetim tamamen devlete geçer. Bu kural, işletme içinde kendiliğinden çalışan yüksek bir otokontrol ve verimlilik disiplini yaratır.
Küresel sermaye piyasalarının spekülatif dalgalanmalarına karşı milli ekonomiyi dirençli kılmanın yolu, insanımızı pasif birer borsa spekülatörü yapmak değil; kendi çalıştığı fabrikanın üretim sorumluluğunu taşıyan ahlaklı birer paydaşı haline getirmektir. Ahilik teşkilatının modern sanayi üretimine uyarlanmış bu sentezi, hem küresel finansal dalgalanmalara karşı bünyeyi koruyacak hem de yerli sanayi hamlesini sürdürülebilir bir temele oturtacaktır.
Böylece tüketim ekonomisini üretim ekonomisine cevirebiliriz.
Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.