SARI ÖKÜZÜ VERENLERİN UYUŞTURUCU MASALI Mehmet Dulkadir yazdı

SARI ÖKÜZÜ VERENLERİN UYUŞTURUCU MASALI
Hafıza Kâşifleri ve Mezar Taşındaki Hesaplamalar 

Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir

───

Tarih dediğiniz mefhum, ezbere okunan bir okul müfredatı değildir. O, kuyuya atılan taşın kırk akıllı tarafından bir türlü çıkarılamadığı, tersinden okunduğunda ise gerçeğin bütün çıplaklığıyla sırıtıp kaldığı karanlık bir dehlizdir. Biz de bugün, bu dehlizin ışık sızmayan mahzenindeyiz. Hani şu aradan on beş-yirmi koca kış geçtikten sonra akılları başlarına gelenlerin — evet, o parantez içi ünlemi bilhassa koyuyorum — mezar tahtalarını söküp "Acaba zehirli miydi, yoksa kalp krizinden mi gitti?" diye masum köylüleri oynadığı o tiyatro sahnesindeyiz.

Ey ahali, uyanın! Mezarını açtığınız adamın kemikleri sızlamıyor; bizzat sokağın kendisi sızlıyor.

Sarı Öküz Masalı ve Küresel Çobanların Hikâyesi

Bilirsiniz o meşhur Ezop masalını. Ormanın aslanları, bir türlü bileğini bükemedikleri o inatçı, o eğilmez boyunlu öküz sürüsünü devirmek için kurnaz bir elçi salar: "Hey sürünün akıllıları! Derdimiz sizinle değil, şu aradaki sarı öküz. Rengi batasıca gözümüze batıyor, verin onu bize, siz huzur içinde otlayın."

Sürünün içindeki safdil akıllar, "Zaten sarı renkli, bize ne, alsınlar gitsinler" demedi mi? Dediler. Sarı öküzü tabağa koyup arslanlara sundular. Arslanlar sürüyü birer birer yutarken, son kalanlara o ibretlik tokadı patlattılar: "Biz o sarı öküzü verdiğiniz gün, aslında hepinizi kaybetmiştik!"

İşte bizim son yirmi yılımız, bu masalın ta kendisidir. Kâşif Kozinoğlu'nu, Muhsin Yazıcıoğlu'nu, Kazım Çillioğlu'nu ve bu vatanın omurgasını çelik gibi dik tutan o Türkmen-Yörük evlatlarını "sarı öküz" ilan edip küresel çobanların sofrasına peşkeş çekenler, bugün kalkmış mezar başında yaygara koparıyorlar. Hangi FETÖ'den bahsediyorsunuz Allah aşkına? O dedikleri yapı, masanın arkasındaki asıl patronun elindeki siyah plastik kuklalıktan başka nedir ki? Amerikan federal akıllarının, o okyanus ötesi denetim masalarının ipiyle kuyuya inenler, şimdi milletin hafızasına yine bir "ağza bal sürme" operasyonu çekiyorlar.

Neden Şimdi? Hangi Taş Düştü Kafalarına?

Aradan on beş yıl geçti. Kâşif Kozinoğlu, Suriye'nin yangın yeri olduğu, o coğrafyanın damarlarını namlu ucundan tanıyan son gerçek saha aklı, cezaevinde şüpheli şekilde paketlenip o kara günde susturulduğunda kime yaradıysa; bugün dosyayı açanlar da aynı mutfağın aşçısıdır.

Peki neden şimdi? Çünkü bıçak kemiğe dayandı. Masal bitti, gerçeğin buz gibi suyu yüzlerine çarptı. Sınır kapılarına dayanan fırtınaları, vekâlet savaşlarını görünce anladılar ki: masa başındaki kravatlı bürokratlarla bu gemi yürümüyor. O yüzden acilen, bizzat harcadıkları o Kuvâ-yı Millîye ruhuna, o dağların ve ovaların kadim evlatlarının refleksine intikal etmek istiyorlar.

Fakat ne yazık ki özde bir dönüş yok! Bu, sadece yaklaşan tufanın dehşetinden ötürü halkın önüne bir parmak bal çalma, "Bakın, biz geçmişin hesabını soruyoruz" diyerek kendi günahlarına meşruiyet arama telaşıdır.

Tarih Affetmez, Ters Okuyanlar Unutmaz!

Ey bu ülkenin saf insanları! Sarı öküzü verdikten sonra ormanda aslanlara yem olmaktan kurtulan tek bir canlı görülmemiştir. Bugün o mezarları açanlar, o kumpasları kuran büyük mühendisliğin parmak izlerini silmeye çalışıyorlar. Ama unuttukları bir şey var: tarih ters okunduğu gibi, hakikat de saat gibi işler.

İster FETÖ deyin, ister Amerikan federal aklı — o sarı öküzlerin bu topraklardaki feryadı, bu kubbede hoş bir seda değil, bizzat hesap saatinin çanı olarak yankılanmaya devam edecektir.

Mezarlar açılır, kemikler konuşur da; o kumpas masasına oturanların vicdanı, o mezardan çok daha derin bir karanlığa gömülür.

Nokta.

───

Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir

Yorumlar