SİYASETİN SESSİZ FIRTINASI VE ORMANIN KADİM ADALETİ:
PUSUDAN ÇIKAN AKIL
Ankara’da siyasetin nemli ve sıkıntılı havası, uzun
süredir fırtına öncesi bir sessizliği ağırlıyordu.
Ve nihayet o fırtına koptu. Sandıktan çıkan emaneti
parti koridorlarının dar çıkarlarında boğmak
isteyenlere karşı; başkentin mimarisi, taşranın sesi
ve merkezin makul aklı ortak bir rest çekti. Bir yanda
kapalı kapılar arkasında Meclis aritmetiğine kurban
edilen "açılım" hesapları, diğer yanda tavanı çöken
parti genel merkezlerinin hiyerarşik kibiri... Bu
toz dumanın ortasında yükselen toplu istifalar,
yalnızca bir ayrılık bildirisi değil; Cumhuriyet
siyasetinin dip dalgasıdır.
Edebiyatın ve hikmetin kadim aynası olmasaydı,
siyasetin bu karmaşık oyunlarını anlamakta eksik
kalırdık. Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde naklettiği o
meşhur av paylaşımı fıkrası, tam da bugün Başkent
zemininde sahnelenen oyunu özetliyor:
Ormanlar kralı aslan, kendine güvenen heybetli kurt
ve kurnaz tilki bir av sofrasının başına otururlar.
Önlerinde bir yaban öküzü, bir dağ keçisi, bir de
cılız tavşan vardır. Aslan, mağrur bir edayla kurda
döner ve "Bunu adaletle pay et" der. Kurt, cüssesinin
verdiği özgüvenle öne atılır: "Öküz senin gibi krala,
keçi bana, tavşan da şu tilkiye düşer." Cümlesi
bitmeden aslanın tek bir pençe darbesiyle yere
serilir; hırsının ve aceleciliğinin cezasını
hayatıyla öder.
Aslan bu kez tir tir titreyen tilkiye dönüp sorar:
"Hadi, adil paylaşımı sen yap." Tilki yerlere kadar
eğilir, sükunetle cevap verir: "Şevketli Padişahım,
paylaşmak ne haddime! Öküz kuşluk yemeğinizdir, keçi
öğle ziyafetinizdir, tavşan ise akşam çerezinizdir..."
Aslan hayretle tebessüm eder: "Bu muazzam adaleti
kimden öğrendin?" Tilki, yerdeki kurdun cansız
bedenini gösterir: "Şurada yatanın başına gelenlerden
efendim..."
İşte Türk siyasetinin bugünkü manzarası tam olarak
bu kıssadan ibarettir.
Bir yanda devasa güç odakları ve parti hiyerarşileri
"öküz de benim, keçi de benim" kavgasına girip
birbirini hırpalarken; iktidar ve muhalefet
cepheleri erken seçim ve veraset turlarında
hırslarına yenik düşerken; köşede sükunetle bekleyen
akıl, fırtınanın dinmesini izliyor.
Başkent'te 9 Eylül’ün o sembolik akşamında
Beştepe’nin kapısından geçen, ardından 6 ilçe
belediye başkanıyla birlikte bağlarını koparıp
bağımsızlığa çekilen irade; ne hırsın ne de
aceleciliğin tuzağına düştü. Siyasette erkenden
hedefe oturanların, büyük laflarla öne atılıp
harcanan "kurtların" kaderini gördü. "Ben torun
seveceğim, bahçemle ilgileneceğim" diyerek siyasette
"ölü numarası" yapmak, teslim olmak değil; tam
aksine kurşun yememek için pusuya yatmaktır.
Çünkü bilinen bir hakikattir ki: Savaş meydanında
hedefe ilk koşanlar değil, başkalarının
hatalarından ibret alıp güç biriktirenler sahadan
zaferle çıkar.
Parti genel merkezlerinin meşruiyetini kaybettiği,
milli değerlerin esnetildiği ve siyasi partilerin
adeta kabile kliklerine dönüştüğü bir vasatta;
Mansur Yavaş ve çevresindeki sağ-milliyetçi damarın
temsil ettiği bu "bağımsız duruş", yarın dalga dalga
Ege’ye, Akdeniz’e ve İç Anadolu’ya yayılacak bir
çığdır.
Şimdi aslanlar ve kurtlar birbirini tüketmeye,
masadaki pay kavgasıyla güç kaybetmeye devam etsin.
Pusuya yatan akıl, ormanın kadim adaletini zamanı
geldiğinde tecelli ettirmek üzere kenarda bekliyor.
Ve günün sonunda, millete sırtını dönmeyen o
lekesiz duruş, kavgaya bulaşmamış olmanın ödülü
olarak bütün masanın kilit hakimi haline gelecektir.
Siyasetin hırslı kurtlarına ithaf olunur...
Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.