Türk Siyasetinin Transfer Anatomisi Mehmet Dulkadir yazdı

Türk Siyasetinin Transfer Anatomisi

 Son günlerde siyaset sahnesi yine o tanıdık, buram buram melankoli ve kurnazlık kokan ritmine kavuştu. 
Bir yanda AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda salona dinletilen merhum Kayahan’ın o unutulmaz klasiği "Bizimkisi Bir Aşk Hikâyesi", diğer yanda bu duygusal fona eşlik eden süratli belediye ve milletvekili transferleri… İnsan ister istemez durup düşünüyor: Fon müziğinde aşk şarkıları söylenirken, arka odada dönen bu telaşlı pazarlıkların asıl hikâyesi ne? Meseleye nereden baktığınıza bağlı elbette. Miting veya toplantı salonundaki sadık seçmen için o melodi, otuz yıllık bir davanın ve liderle kurulan duygusal bağın değişmez fon müziği olabilir. Fakat cebindeki enflasyonla, gazete sayfalarına yansıyan devasa mali skandallarla ve bir gecede aklanan akıllara durgunluk verici fonlarla boğuşan vatandaş için durum tam bir "ince ironi" tablosuna dönüşüyor. Kamuoyunda milyarlık hesaplar, bürokrasideki sıkışmalar ve şaibeler konuşulurken kürsüden yükselen "Sanki bizim için, bugün için söylenmiş" vurgusu, halkın bir kesiminde ister istemez şu acı tebessümü yaratıyor: "Millet hesabını ve geleceğini soruyor, iktidar ise romantic bir perdelemeyle 'Siz parayı pulu boş verin, aşka bakın' diyor." Peki, işin bu mizahi ve ironik tarafını bir kenara bırakıp cold-hard (soğuk ve somut) siyasi matematiğe baktığımızda ne görüyoruz? Neden bir sabah kalkıyoruz ve muhalefet saflarında halktan oy istemiş bir ilçe belediye başkanı ya da milletvekili, ertesi gün ikonik bir "rozet takma töreniyle" iktidar safına geçiveriyor? Açıklamalar hep tanıdık: "Hizmet aşkı, millete sevdalanma..."

 Ancak sahada işleyen mekanizma hiç de öyle ulvi hislerle yürümüyor. Belediye başkanları açısından durum tam bir idari ve finansal cenderedir. Seçimden hemen sonra iktidarın muhalefet belediyelerine uyguladığı SGK ve vergi borcu tahsilatları, İller Bankası paylarından kesilen devasa meblağlar, küçük ve orta ölçekli belediye başkanlarının kucağına "maaş ödeyemeyen, çöp toplayamayan başkan" bombasını bırakıyor. Uluslararası piyasalardan kredi bulma kapasitesi olmayan bu küçük ölçekli yerel yöneticiler için iktidara geçmek; borç erteletmek, bakanlık hibelerine kavuşmak ve kendi koltuğunu kurtarmak anlamına geliyor.
 İktidar ise bu yolla sahadaki yardım, ihale ve insan gücü çarkını muhalefete kaptırmamış oluyor. Milletvekilleri tarafında ise tablo çok daha çarpıcı bir "günü ve siyasi ömrü kurtarma" operasyonudur. Küçük Anadolu şehirlerinden muhalefet listesiyle meclise girip ardından iktidara transfer olan bir vekilin, bir sonraki seçimde aynı şehirden tekrar aday yapılıp seçilmesi siyasi bir mucizedir. 

Ne kendi yüzü tutar ne de iktidarın o şehirdeki öz evlatları buna izin verir. Dolayısıyla buradaki motivasyon bir sonraki seçimi kazanmak değil; eriyen partisinden kaçıp son 1-2 yılı iktidar imkânlarıyla, bürokratik kapıları açtırarak geçirmektir. İktidar ise bu transfer edilen isimlerin halktaki oy karşılığına bakmaz. İktidarın tek bir derdi ve kilit bir hedefi vardır: 360 (veya risksiz adıyla 365) milletvekili sayısına ulaşmak. Peki, halihazırda tek adam yetkilerine ve devasa bir idari güce sahip olan iktidar neden 360 sayısının peşinde bu kadar ısrarla koşuyor? Cevap son derece basittir: Sistem kilitlenmiştir ve iktidarın önünde sürdürülebilir başka hiçbir seçenek kalmamıştır. Sandık ufkuna ve muhtemel halef senaryolarına baktığınızda bu kilitlenme netleşir: 

1. Bilal Erdoğan seçeneği: Siyasi mirası aileden birine devretme fikri, AK Parti’nin muhafazakâr ve geleneksel tabanında doğrudan tepki yaratacak, oy oranında en az %10-15’lik somut bir erimeyi getirecektir. Bu da mevcut %50+1 sisteminde iktidarı doğrudan muhalefete hediye etmek demektir.

 2. Hakan Fidan seçeneği: Bürokrasi ve devlet aklı açısından güçlü bir aday gibi görünse de, tabandaki etnik/milliyetçi hassasiyetler ve Saray içi güç dengeleri nedeniyle her zaman muazzam riskler barındırır. Yani iktidar çok iyi biliyor ki; Erdoğan’sız bir AK Parti’nin oy oranı, aday kim olursa olsun %50 eşiğini aşmaya yetmemektedir. Aday değiştirildiği an oylar çakılacak ve sistem çökecektir. 

Dolayısıyla iktidar için tek bir zorunlu yol kalmıştır: Anayasa’nın 116. maddesini işleterek, Meclis’in 360 oyuyla erken seçim kararı almak ve Erdoğan’a yeniden adaylık yolunu hukuken açmak. İşte tam da bu yüzden, önümüzdeki 2027 Sonbaharı’na kadar geçecek kısıtlı zamanda, Meclis’teki transfer borsası tıkır tıkır çalıştırılmaya devam edecektir. Her ay bir milletvekili, her hafta bir belediye başkanı transfer edilerek o sihirli 360 sayısına ulaşılmaya çalışılacaktır. 

Futbol transferlerini aratmayan, ideolojinin ve sözün buharlaştığı bu siyasi atmosferde bize de ekran başında Kayahan’ın o meşhur melodisini dinleyip gidişatı izlemek düşüyor: Bizimkisi gerçekten bir aşk hikâyesi mi, yoksa 360 koltuğu tamamlama hikâyesi mi? Takdir sandıktaki seçmenindir.

Araştırmacı Yazar 
Mehmet Dulkadir (MHD)

Yorumlar