Guguk Kuşunun Yuvası: Bir Varmış, Bir Yokmuş
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ormanın bir kenarında emektar bir kuş yaşarmış. Alnının teriyle, elinin nasırıyla bir yuva kurmuş. Her çöpü bir cefa, her ilmeği bir ömürmüş. Rüzgâr "üf" dese titrer, ayaz "geliyorum" dese sığınırmış, ama bilirmiş ki o yuva kendisinindir. Çünkü harcında hırs değil, alın teri varmış.
Gel gör ki ormanda bir de guguk takımı varmış. Ne çivi çakar, ne dal taşır, ne sabahın köründe rüzgâra göğüs gererlermiş. Onların lügatinde "emek" kelimesi, yabancı dilden çevrilmiş garip bir telaffuzmuş. Hazıra dağ dayanmaz derler, ama bizim guguğa dağlar dayanırmış. Çünkü o, dağın zirvesine kendi kanadıyla değil, başkasının omzunda, sırtında, hatta ensesinde çıkmayı meslek edinmiş. Terzisi yokmuş ama kürkü hep en afilisinden, kumaşı yokmuş ama sırtı hep pekmiş.
Günün birinde ev sahibi kuş, hani insanoğlunun "nasıl olsa komşudur" deyip kapıyı aralık bıraktığı o gaflet anında, rızkının peşinden uçup gitmiş. Guguk için fırsat bu fırsat! Hemen inmiş yuvaya, ev sahibinin göz nuru yumurtalarından birini kırmış, yerine kendi yumurtasını bırakmış. Hem de ne kılık! Renk renge, benek benege, dışı bizden, içi sahte. Hırsız, ev sahibinden daha ev sahibi, misafir, hanenin reisinden daha hanehalkı kesilmiş. Görenler "Aman ne uyum, ne adalet!" diye alkış tutmuş. Kimse "Bu yumurta da nesi?" diyememiş, çünkü o diyarda soru sormak, kellenin faturasını peşin ödemek demekmiş.
Yumurta çatlamış, civciv dünyaya "merhaba" demiş. Gözleri daha açılmamış ama hırsı baştan berraktır. Sırtındaki çukurla ev sahibinin öz yavrularını teker teker uçuruma yuvarlamış. Yuvada tek bir "hak" kalmış, o da hak etmeden hak sahibi olanın saltanatıymış. Anne kuş ise kendi evladının katilini bağrına basmış, gagasıyla ağzına lokma tıkamış. Görenler büyük bir merhamet tablosu sanmış. Oysa zavallı ana, evladının kanını içen o canavara "Ne kadar da bana benziyor, tıpkı babasına çekmiş!" diye gözyaşı döküyormuş.
Masal Bitti, Hikâye Başladı
Dinleyenin kulağına küpe olsun: Masal masaldır, ama kinaye bizim coğrafyanın nüfus cüzdanıdır.
Ben Türkmen bir Dulkadirli torunuyum. Atının nalını bu sert coğrafyanın taşına çakan, Malazgirt'in karlı ovasından Maraş'ın bağrına kadar bu toprağı ilmek ilmek, kanla, gözyaşıyla, şanla dokuyan kadim iradenin evladıyım. O yuvayı kuran Türkmen'dir, Yörük'tür, emektir. Yunus'un dergâhına odun taşıyan o saf nefes, bizim ecdadımızın nefesidir. Lakin ne hikmetse, gönül yapanların torunları bugün kapıda sıra bekliyor, yuvaya hiç emek vermemiş olanlar ise sarayların başköşesinde tapu sahibi kesilmiş.
Bunu abartmak mümkün değil, çünkü manzara abartının bile boynunu büküyor. Bir avuç emeği büyük hizmet diye satanlar çıkmış, millete "Biz bu yuvayı sırtımızda taşıdık" diye nutuk atıyor. Ne sırtı ama! Atlas yastıklardan kalkmayan sırtlar!
Yanlış anlaşılmasın: Guguk bir ırk, bir kavim değil, bir zihniyettir. Emeği olmayanın, hakkı olanın ensesine basarak yükselmesidir. Kimi zaman kürsüde en gür sesle masal okuyan, kimi zaman o kürsünün arkasında liyakati öğütüp un ufak edendir. Sicili kirli olan baş tacı, bilgisi ve alın teri temiz olan kuyu dibinde Yusuf misali unutulmuştur.
Nasreddin Hoca'nın kazanı doğurduğu fıkra malumdur. Önce "ödünç" derler, sonra "emanet", sonra "hakkımdır", en sonunda da "O zaten babamın malıydı!" Kazan da yavrular, zihniyet de yavrular, yeter ki yavrulayanın sopası doğru yerde dursun.
Mehmet Akif'in keskin bakışıyla söyleyelim: Hastalık dışarıdan gelmez, içeride, bakılmayan yerden sirayet eder. Bu milletin damarlarındaki asil kan hâlâ yerindedir. Ama o damara pıhtı atan, akışı tıkayan, guguk zihniyetidir.
Hikâyenin Hikmeti
• Liyakat bekçiliği: Yuvaya bekçi olarak liyakati değil de sadakati getirenler, gün gelir kendi kapılarının kilitlendiğini görür. Bekçi kulübesini tilkiye teslim eden tavuk ise hâlâ kümesin en akıllı yöneticisi geçinmektedir.
• Gür sesin sırrı: Sesin yüksek çıkması haklı olduğunu göstermez. En gür çığlık, en çok emek verenin değil, en çok hazıra konanın boğazından kopar.
• Uyanış çağrısı: Kuşlar kervanında bir saniyelik gaflet yuvaya, millet kervanında asırlara mal olur. Sahibi uyanmazsa, yuvadan atılan yumurtaları sayan değil, o yumurtaların omletini yiyenler masada kalır.
Bir varmış, bir yokmuş... Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı yazanın, biri okuyup içine sindirenin, biri de guguk seslerini ninni sanıp uyuyanların başına düşsün! Guguklar o elmaları da kendi yumurtası sanıp kucaklamasın.
Araştırmacı Yazar
Mehmet Dulkadir
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.