Bünyan Fıkraları -2. Bölüm


TORUNUN ADI NEYDİ
Bünyan’da İkbal Öztürk, kızı Canan hastalanınca annesinden yardım istemiş. Ferdane Ana yaşlı başlı kadın, torununun elinden tutmuş, onu doktora götürmüş. Doktorun yanına vardıklarında doktor Ferdane Ana’ya torununun adını sormuş. Ferdane Ana düşünmüş torununun adını bir türlü hatırlayamamış. Küçük yaştaki torun da zaten doktordan korktuğu için adını sorduklarında söyleyemiyormuş. Doktor, Ferdane Anaya:
-Şimdi gidin, çocuğun adını öğrenince gelin demiş.
Yolda Ferdane Ana, torununa kızıyormuş:
-İnsan adını hatırlamaz mı? Canan deseydin ya...
Çocuk mahcup evin yolunu tutarlar. Ferdane Ana, kızı İkbal’e torununu şikayet eder.
-Daha bu adını söyleyemiyor. Benim adım Canan diyemiyor.
İkbal, anasına:
-Peki ana, o daha çocuk, doktordan korkup adını unuttu. Sen niye torununun adını unuttum anacağzım, demiş.

BEN DE KAYSERİLİ’Yİ AĞA SANMIŞTIM
Bünyanlı Hasan Hüseyin Emmi “Kayseri’yi bir göreyim” demiş, eşeğine binmiş Kayseri’ye gelmiş. Kayseri’ye varınca bir ağanın konağında, konuk olacağının hayalini kuruyormuş. Şehre girince bir ağa konağı sormuş. Kendisine civardaki hanı göstermişler. Hana girip, eşeğini bağlamış. “Hayret, Hasan Hüseyin ağanınkinden de büyüğü varmış”, diye aklından geçirerek ahırdan çıkarken hancı arkasından yetişmiş. Ağanın omzuna dokunmuş:
-Ağa para vermeyecen mi?
-Ne parası?
-Han parası
-Ne kadar?
-60 para.
Hasan Hüseyin Ağa 60 parayı vermiş ve arkasından seslenmiş:
-İmanımın uyanık Kayserilisi. Ben de seni bir ağa sanmıştım.

TANRI ULUDUR, TANRI ULUDUR
Camikebir Mahallesinde Cin Padişahı namıyla bilinen merhum Mustafa Bediz, Camikebir’de müezzinlik yapmaktadır. Caminin biraz yakınında Sadilerin Kayanın altında da kendisinin bahçesi vardır. O devirde de ezan Türkçe okunuyor.
Padişah Emmi, minareye çıkar vaktin ezanını okumaya başlar:
-Tanrı uludur, Tanrı uludur!
Bu arada gözü bahçeye ilişir ki başıboş hayvanlar bahçesinde dolaşıyor. Bu durumu karısı Nazile Hanım’a duyurmak için ezanın devamını şöyle getirir:
-Nazile gedene (bahçe) hayvanla doludur!
SÜKSÜN’ÜN EŞŞEĞİ BİLE SEVİYOR
Bünyan’ın Süksün Kasabasında Sadettin Bozkurt öğretmenlik yapmaktadır. Sadettin Bozkurt’un mükemmel bir kişiliği ve ahlakı çevrede o kadar taktir toplamıştır ki, kasaba halkı onu her seferinde ne kadar sevdiklerini beyan etmekten geri durmazlar. Hatta bir gün kasabanın yolunda Sadettin Bey gezerken peşinden bir eşeğin aheste aheste yürüdüğünü görürler. Kendi fark etmez ama kasabalılar fark ederler ve hemen bu durumu değerlendirirler:
-Şuna bak ya... Bu öğretmeni bizim kasabanın eşeği bile seviyor arkadaş!!
HACI MUSA
Bünyanlı avcılardan Hacı Musa Ballık mevkiine avlanmaya gidiyor. Biraz arandıktan sonra önünden bir tavşan fırlıyor. Hemen tüfeği kaldırıp nişan alıyor. Tetiği çekiyor. Çıt diye tetik düşüyor ama tüfek patlamıyor. Bu durumda Hacı Musa bakın ne yapıyor:
-Arkadaş, namluyu çevirip içine baktım ki saçmalar kıvıl kıvıl namlunun ucuna doğru geliyor. Tüfeği tekrardan nişan aldım, güm bir patlama ve tavşan yerde!
İLEĞEN
Kadının birinin içkiye müptela bir oğlu varmış. Kadın şurup alması
için oğluna para vermiş. Oğlan içkiye harcamış. Aradaki rakı şişesini çıkarmış şurup diye anasına içirmiş. Sormuş:
-Nasıl iyi mi?
-He gadasını aldığım, içimi ısıttı.
Anası da o sırada önünde leğenle çamaşır yıkıyormuş. Kadının başı dönmeye başlamış. Leğeni gözü görmez olmuş. Leğendeki çamaşırlardan sonra evin her tarafını sıkıp çitilemeye başlamış. Oğlan bu durumu görünce:
-Ana ne ediyon, demiş.
-Anan gadanı alsın, şimdi anana her yer ileğen görünüyor demiş.

ORADAN TANIMAZLAR
Bünyan’da gençler her zaman olduğu gibi Pınarbaşı suyunda
yıkanmaya gitmişler. Suda yıkanırlarken iki muzip arkadaş diğerlerinin giysilerini alarak kaçmışlar. Bir süre suda bekleyen gençler şakanın sonunu beklemişler ama elbiseleri getiren olmamış. Onlar da çaresiz bir şekilde elleri ile önlerini kapatarak Bünyan’a doğru koşmaya başlamışlar. Yolda yaşlı bir amca bunlara rast gelmiş. Amca bunların haline gülmüş ve demiş ki:
-Evlatlar, sizi oradan tanıyan çıkmaz. Siz oranızı değil yüzünüzü kapatın yüzünüzü.
SENİN ADIN ATAMAN
Bir adam, Ataman isimli birine üç yaşında öküz diye ağzı çökmüş,
dişi olmayan bir hayvan satmış. Ataman Ağa, bu hayvanı elinden çıkaramamış, tekrar ilk sahibine götürmüş. İlk sahibi şöyle demiş:
Senin adın Ataman
Yoğurdu süte kataman
Beşyüz yaşına da varsan
Bu öküzü sataman
MİSAFİR
Karlı kış günü Bünyanlı biri Bünyan’ın köylerinde yolculuk yapıyormuş. Kar tipi derken yol görünmez olmuş. İlerde bir ışığı fark edip ona doğru gitmiş. Burası bir köylünün eviymiş. Kapıyı çalmış, ihtiyar adam açmış. Ama bu yolda kalmış tanrı misafirine hiç candan davranmamış. Gece olmuş misafir yatmadan önce ev sahibinin pencerenin buğusuna şöyle yazdığını fark etmiş:
Misafir denen it
Evimden defol git
Sabah olmadan kalkmış misafir, bakmış ki hava düzelmiş. Yola çıkmadan önce o da penceresinin buğusuna şöyle yazıp evi terk etmiş.
Ev sahibi denen katır
Hiç mi yok sen de hatır?
Misafiri seversen
Üçü de yatır, beşi de yatır.
RAMAZAN
Bünyan’da evin birinde saflığı ile ünlü bir gelin vardır. Ramazan ayının yaklaştığı günlerde kaynana ramazan hazırlığına başlar. Aman ramazan gelecek şunu alalım gelinim koy şuraya, aman bunu alalım gelinim koy buraya diyerek bayağı bir malzeme alırlar. Aradan birkaç gün geçer, kaynananın evde olmadığı bir gün kapıya bir dilenci gelir. Saf gelin dilenciye sorar:
-Amca senin adın ne?
Dilenci:
-Ramazan, der.
Gelin:
-Aman kaynanam ramazan gelecek diye senin için bazı şeyler ayırmıştı
der ve bütün alınan erzakı dilenciye verir. Ramazan ayına girince kaynana gelinden aldıkları malzemeleri ister.
Saf gelin:
-Geçen gün biri geldi. Adını sordum Ramazan dedi. Ben de bütün
malzemeleri sen ramazan gelecek dediğin için ona teslim ettim der.


HIZIR
Bünyan’da zamanın vaizlerinden Müderris Celal Hafız pazardan bazı gıda maddeleri ve fırından ekmek alır. Hamal Hıdır Dayıyı çağırarak evine götürmesini söyler. Hıdır Dayı erzakları alarak hocanın kapısına dayanır. Kapıyı çalar. Evin hanımı içerden:
-Kim o, diye sorar.
Hıdır Dayı:
-Hıdır der.
Evin hanımı Hıdır sözünü Hızır (A.S.) anlayarak heyecanlanır ve bayılır. Kapının açılmasını biraz daha bekleyen Hıdır Dayı malzemeleri eşiğe bırakır ve gider. Daha sonra kendisine gelen evin hanımı kapıyı açar, paketler içerisindeki malzemeleri sevinçle alır. Heyecanla kocasının eve gelmesini bekler. Akşam eve gelen kocasını sevinç ve heyecan dolu bir şekilde karşılar.
Kocasına:
-Bugün bizim eve Hızır (A.S.) geldi. Birçok yiyeceği
kapıya bırakarak gitti. İnanmazsan şunlara bak diyerek paketleri getirir.
Hoca:
- Allah olmam de emi, bu Hızır değil, Hazarşahlı Hamal Hıdır. Bıraktığı malzemeleri ben pazardan alarak onunla eve göndermiştim der.
KEMAN İLE KANUN
Memleketimizden İstanbul’a giden iki kardeş bir gün bir düğüne davet edilirler. Düğün görkemli ve büyük bir salonda yapılmaktadır. Bir ara iki kardeş birbirinden ayrılırlar. O sırada sanat müziği programı başlar. Bizim küçük hemşehri, salonun bir ucundan diğer ucundaki ağabeyine seslenir.
Ağabey, ağabey o sürtüştürdüğü keman ya cınnahladığı (tırmaladığı)
ne?

NÖRÜYON
Bünyanlı bir aile şehre yeni yerleşmiştir. Evin hanımı bir süre sonra çevreye alışmak ve alışveriş yapmak için dışarı çıktığı zaman komşu kadınlardan birini balkonda görür. Onunla birazcık sohbet etmek ister.
-Nörüyon komşu?
Komşu kadın şaşırır. Şöyle cevap verir:
-Vallahi hanımcığım, bugünlerde bir şey ördüğüm yok.


DAKTİLO
Bünyan’ın Elbaşı kasabasından Gülkız hala bir ifade için Jandarma Karakoluna getirilir. Masada oturan Jandarma, daktiloda konunun başlığını yazmaya çalışır. Bu arada daktilonun ne olduğunu bilmeyen Gülkız hala şaşkın şaşkın konuşur:
- Aman evladım sen sinirlenme. Bak ellerin titriyor, masanın üzerini cınnahlamayı bırak, ben sana her şeyi anlatacağım.

Yorumlar