AT ÜSTÜNDE KUŞLAR GİBİ DÖNEN YAR Seyit Burhanettin AKBAŞ

AT ÜSTÜNDE KUŞLAR GİBİ DÖNEN YAR
“At üstünde kuşlar gibi dönen yar
Kendi gidip ahbapları kalan yar”
Arabanın radyosundaki türkü böyle diyor. Biz yine yollara düşmüş gidiyoruz. 
Yıllar önce günlerden bir gün Dadağı köyündeki pilav şenliğindeydik. Köydeki gezimiz ilginç manzaralarla süslüydü. Köyde bizi Efsuncu Kara Ayşe ile tanıştırdılar. Kar Kaplanlarından Nuh Bey ve Halim hocamızı efsunlayan 94 yaşındaki Türkmen anası, bize ilginç gelmişti. Hayatımda ilk defa böyle bir manzara ile karşılaşmıştım. Gerçi üniversite yıllarımda bu tür halk inanımlarını okumuştuk; yani kağıt üzerinde “ak büyü”, “kara büyü”, “efsun”, “nazar” gibi konuları biliyorduk ama bu Türkmen anasının hareketleri, hastalıkları yorumlayış biçimi etkiledi beni. Acaba bu insanlara yeterince sağlık imkanı hazırlasak, bu inanışlar devam eder miydi, bilemiyorum.

Çamlığın başında tüter bir tütün
Acı çekmeyenin yüreği bütün
Ziya’mın atını pazarda satın
Gelen geçen Ziya ölmüş desinler

Bu hüzünlü Anadolu türküsünden etkilenmemek imkansız gibi görünüyor. Radyonun sesini kısalım diyen kimse yok. Demek ki, hepimiz kendi sesimizi duymayı seviyoruz. Türküler, bizim türkülerimiz... Kendi sesimiz...
Mahzemin köyünde Halim Hocanın tansiyonu yükseliyor. Bir evin kapısında duruyoruz. Bir ayağı aksayan bir Türkmen anasından bir diş sarımsak istiyoruz. Duyduğumuz ses şaşırtıyor bizi:
Gelin de karnınızı doyurayım.
Biz bu sesi duymayalı o kadar zaman oldu ki... İn miyiz, cin miyiz... Aldırmadan “Tanrı misafiri” deyip bizim karnımızı doyurmayı teklif ediyor. Mutfağında ne varsa gözünü kırpmadan sofrasına koyup bize ikram edecek. Teşekkür ettik. Bu manzara hepimizi sevindirmişti. Sarımsağın Halim Hocaya iyi geldiğini gördük, sevindik; hem de bizim köylümüz hala geleneklerini koruyor, işte bizi mutlu eden buydu.
Akkişla’da Türkmen yaylasındayız. Yaylamızın adı Üsküdar... Yör-Türk Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın Beyle o güzelim Türkmen çadırında oturuyoruz. Topluluğa Mahzemin’deki bu kadının söylediklerini anlatıyorum. Dinleyicilerden biri, “Dur sana bir fıkra anlatayım” diye söze girdi ve konuya uygun bir fıkra anlattı. Naklediyorum:
Köylü kadınlardan biri Kayseri’ye göçmüş. İki kadınla da komşuluk ediyormuş. Bu iki kadın, köylü kadının evine misafir olduklarında akşama ne yapacak yapacaklarını bilemediklerinden dem vurunca, köylü kadın demiş ki:
Köyden taze köy yumurtası geldi. Size beşer yumurta vereyim. Akşama cılbır yapıp yersiniz.
Akşama güzel bir cılbır yapıyor bu iki kadın, horantanın karnı doyuyor.
Aradan birkaç gün geçince bunlar beşer yumurta alıp köylü kadından aldıkları ödünç yumurtaları geri vermek istiyorlar. Köylü kadın:
Aman komşular, yumurtanın lafı mı olur? Vallahi geri almam diyor.
Neyse... Oradan ayrıldıktan sonra, iki şehirli kadının arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
-Görüyor musun, yumurtaları geri almadı!
-Bu kadın bu kafayla giderse herifini batırır anam batırır!
Seyit Burhanettin AKBAŞ 

Yorumlar