Anadolu’da İlmin İlk Ocaklarından Biri: Kayseri
Seyit Burhanettin AKBAŞ
Bünyan38Haber
Kayseri denildiğinde bugün çoğumuzun aklına ticaret, sanayi, Erciyes ve Selçuklu eserleri gelir. Oysa bu kadim şehrin çok önemli, belki de yeterince anlatamadığımız başka bir kimliği daha vardır:
Kayseri, Anadolu'da Türk eğitim, bilim ve medrese geleneğinin en eski merkezlerinden biridir.
Bu hikâyenin izlerini sürdüğümüzde yolumuz Selçuklulardan da önce, Danişmendliler dönemine kadar uzanır.
Koca Hasan Medresesi ve Kayseri
Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'da Türk hâkimiyeti güçlenirken Kayseri ve çevresi Danişmendlilerin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
Türkler Anadolu'yu yalnızca fethetmiyor; fethettikleri şehirlerde yeni bir medeniyet düzeni de kuruyorlardı. Camiler, medreseler, darüşşifalar, kervansaraylar ve imarethaneler bu yeni dünyanın yapı taşlarıydı.
Kayseri'deki Koca Hasan Medresesi de bu sürecin en dikkat çekici eserlerinden biridir.
Danişmendliler dönemine tarihlenen ve günümüze ulaşamayan bu yapı, kaynaklarda Anadolu'daki en eski Türk medreselerinden biri, bazı değerlendirmelerde ise ilk Türk medresesi olarak gösterilmektedir.
Bu ayrıntı son derece önemlidir.
Çünkü Kayseri'nin eğitim ve bilim merkezi olma vasfının yalnızca Anadolu Selçukluları döneminde başlamadığını, köklerinin daha eskiye uzandığını göstermektedir.
Kayseri'de Bilim Kurumsallaşıyor
Danişmendliler döneminde atılan temeller, Anadolu Selçukluları zamanında çok daha güçlü bir medeniyet hamlesine dönüşür.
yüzyıla geldiğimizde Kayseri artık yalnızca ticaret yollarının kesiştiği zengin bir şehir değildir.
Aynı zamanda ilim öğretilen, hekim yetiştirilen, hastaların tedavi edildiği ve öğrencilerin eğitim gördüğü bir merkezdir.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Gevher Nesibe Darüşşifası ve Gıyasiye Medresesi'dir.
1205-1206 yıllarına tarihlenen bu yapı topluluğu, tıp tarihi açısından Anadolu'nun en önemli eserlerinden biridir.
Burada bizi hayran bırakan şey yalnızca yapının yaşı değildir.
Asıl önemli olan, yaklaşık sekiz asır önce Kayseri'de sağlık ile eğitimin aynı kurum anlayışı içerisinde buluşturulmuş olmasıdır.
Bir tarafta hastalar tedavi edilirken diğer tarafta tıp eğitimi verilmesi, dönemin bilim anlayışının ulaştığı seviyeyi göstermektedir.
Bir Kadının Adıyla Yaşayan Şifa Mirası
Bu hikâyenin merkezindeki isimlerden biri de Gevher Nesibe Sultan'dır.
II. Kılıç Arslan'ın kızı olan Gevher Nesibe Sultan'ın vasiyetiyle ilişkilendirilen darüşşifa, daha sonra kardeşi Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.
Böylece Kayseri'nin ortasında yüzyıllara meydan okuyacak bir sağlık ve eğitim merkezi ortaya çıkmıştır.
Bugün modern üniversitelerin tıp fakülteleri ile eğitim hastanelerinin yan yana bulunmasını doğal karşılıyoruz.
Fakat Kayseri'de bunun tarihî bir benzerinin 13. yüzyılın başlarında karşımıza çıkması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir medeniyet göstergesidir.
Hunat Hatun Medresesi
Kayseri'deki eğitim hamlesi bununla da sınırlı kalmaz.
1238 yılında Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılan külliyenin içerisinde cami, medrese, hamam ve türbe bulunuyordu.
Hunat Hatun Külliyesi bize Selçuklu şehir anlayışını da anlatır.
Şehrin merkezinde yalnızca yönetim veya ticaret yoktur; ibadet, eğitim, sosyal hayat ve hayır hizmetleri birbirini tamamlayan kurumlar hâlindedir.
Medrese bu sistemin kalbinde yer alır.
Sahabiye Medresesi
Kayseri'nin medrese geleneğinin bir diğer görkemli temsilcisi Sahabiye Medresesi'dir.
1267 yılında Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılan medrese, bugün hâlâ Kayseri şehir merkezinde Selçuklu medeniyetinin sessiz fakat güçlü bir şahidi olarak ayaktadır.
Taç kapısındaki taş işçiliğine dikkatle baktığınızda aslında yalnızca bir mimari eser görmezsiniz.
Orada bir medeniyetin bilgiye verdiği değerin taşa işlenmiş hâlini görürsünüz.
Peki Neden Kayseri?
Burada önemli bir soru sormamız gerekiyor:
Neden Kayseri?
Çünkü Kayseri, Anadolu'nun doğusu ile batısını birbirine bağlayan yollar üzerinde bulunuyordu. Ticaret yollarının kavşağındaki şehir, farklı coğrafyalardan insanların, malların ve aynı zamanda fikirlerin buluştuğu bir merkezdi.
Erciyes'in eteklerindeki bu kadim şehir, Roma ve Bizans dönemlerinden devraldığı şehir kültürünü Türk-İslam medeniyeti içerisinde yeniden şekillendirdi.
Danişmendlilerle başlayan Türk dönemi, Selçuklular zamanında büyük bir mimari ve kültürel atılıma dönüştü.
Medreseler de bu dönüşümün en önemli kurumları oldu.
Kayseri'yi Yeniden Okumalıyız
Bugün Hunat'tan geçerken, Sahabiye'nin önünden yürürken veya Gevher Nesibe'nin taş duvarlarına bakarken onları yalnızca "eski eserler" olarak görmemeliyiz.
Çünkü o taşların bize anlattığı çok daha büyük bir hikâye vardır.
Bu şehirde asırlar önce öğrenciler ders gördü.
Hekimler hastaları tedavi etti.
Âlimler kitap okudu ve eserler yazdı.
Medreselerde yeni nesiller yetiştirildi.
Ve bütün bunlar Anadolu'daki Türk medeniyetinin henüz kuruluş çağlarında gerçekleşti.
Bu nedenle Kayseri'nin tarihini yalnızca ticaretle, kalelerle veya savaşlarla anlatmak eksik kalır.
Kayseri aynı zamanda Anadolu'nun en eski ilim şehirlerinden biridir.
Koca Hasan Medresesi'nden Gevher Nesibe'ye, Hunat Hatun'dan Sahabiye'ye uzanan bu büyük miras bize şunu hatırlatıyor:
Bir şehri büyük yapan yalnızca surları, çarşıları ve zenginliği değildir.
Bir şehri asıl büyük yapan, bilgiye ve insana yaptığı yatırımdır.
Kayseri, sekiz-dokuz asır önce bunun en güzel örneklerinden birini Anadolu'nun ortasında vermiştir.
Belki de bugün bize düşen, her gün önünden geçtiğimiz bu eserlerin hikâyesini yeniden okumak ve yeni nesillere anlatmaktır.
Çünkü Kayseri'nin taşlarında yalnızca tarih değil, ilim de yazılıdır.
Seyit Burhanettin AKBAŞ
Bünyan38Haber
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.