Zagros'un Ağır Sırrı ve Küresel Satranç:Çerçeve Yasalar, Vekalet Koridorları ve İran Çemberi Mehmet Dulkadir yazdı

Zagros'un Ağır Sırrı ve Küresel Satranç:
Çerçeve Yasalar, Vekalet Koridorları ve İran Çemberi

Tarihin kancası, coğrafyanın kaderine battığı yerden kanar; ve bu kanama, yüz yıldır aynı yaradan sızar. Yüzyıllardır bu toprakların üzerinde oynanan oyunun perdesi değişir, sahnesi boyanır, ama metni değişmez — yalnız aktörler yenilenir, yalnız ellerine tutuşturulan sahte “kurtuluş” reçetelerinin etiketi tazelenir. Bugün Ankara'nın kulislerinde fısıldanan, meclis koridorlarında rekor oylarla ve hiçbir pürüz bırakılmaksızın bir kılıç gibi kının içinden hızla çekilen o meşhur çerçeve yasalar, basit bir iç siyaset hamlesi ya da sıradan bir normalleşme belgesi değildir. Bu, Doğu'nun kalbine saplanacak en uzun hançerin, küresel akıl tarafından yazılmış stratejik ön hazırlığıdır.
Haritaları cetvelle çizenlerin masasında, Türkiye'ye biçilen rol bellidir: kendi sınırlarının hemen ötesinde kurulacak yeni bir vekalet koridoruna göz yumması, doğudaki komşusuna karşı örülecek kuşatmanın pasif geçiş yolu olması ve sonunda kendi elleriyle besleyip semirttiği bu çemberin içinde boğulması beklenmektedir. Peki bu masada Türkiye'ye ayrılan koltuk, gerçekten bir müttefik koltuğu mudur, yoksa kesim sırasını bekleyen bir kurbanlık mı?
I. 1 Mart'tan Zagros'a: Darbeler, Çuvallar ve Kırılma Noktaları
Hafıza, devletin en büyük zırhıdır; unutan milletler, tarihin aynı taşına ikinci kez çarpar. 2003 yılında Irak'ın kuzey kapısı zorlandığında, o dönemin iradesi bu coğrafyanın faturayı ağır ödeyeceğini sezmiş ve tezkereye mesafeli durmuştu. O gün verilen o “dur” kararı, taç giymemiş bir direnişti; bedeli ise gecikmedi. Süleymaniye'de başımıza geçirilen o çuval, yalnız bir askerin başına değil, bir milletin onuruna geçirilmişti; içerideki siyasi kadroların tepeden tırnağa dizayn edilmesi, meclis dengelerinin operasyonel olarak değiştirilmesi, Ankara'ya gönderilen ilk ihtarnameydi.
Suriye sahasında kendi ulusal reflekslerini korumak isteyen devlet aklı, 15 Temmuz'un o karanlık fırtınasıyla vuruldu. Bordo berelilerin, üstün yetenekli güvenlik kadrolarının ve operasyonel akıl merkezlerinin tasfiye edilmesi, ülkeyi dışarıdan gelebilecek yeni müdahalelere karşı çırılçıplak bırakma operasyonuydu — bir bedeni zırhından soyup sonra “neden yaralısın” diye sormak neyse, bu da oydu. Şimdi üçüncü halka önümüzdedir: İran çemberi ve çerçeve yasa darbesi. Referanduma bile fırsat verilmeden, muhalefet blokları hizaya sokularak rekor oylarla geçirilen bu metin, Türkiye'yi kendi elleriyle kendi kıyametine ortak etme belgesidir. Bir kez çuval, bir kez ihanet, bir kez de kanun kisvesine bürünmüş kuşatma — aynı el, üç kere aynı yerden vurdu.
II. İran'ı Kuşatmak: Havadan Atılan Bombalar ve Zagros'un Kara Tuzağı
Tarih bilir ki, Zagros'un sarp dağlarına, İran'ın kadim coğrafyasına ne kadar atom bombası atarsanız atın, ne kadar yoğun hava bombardımanı yaparsanız yapın, Fars devlet aklını havadan teslim alamazsınız; dağlar eğilmez, yalnız gölgesinde yaşayanlar sarsılır. Emperyal akıl da bunu çok iyi bilmektedir. Bu yüzden çözümü karadan ararlar; bu yüzden Zagros dağlarını bir vekalet koridoruna, içindeki silahlı yapıları ise birer koçbaşına dönüştürmek isterler.

Türkiye içindeki kamplardan ve hapishanelerden tahliye edilip “Ata yurdunuz Zagros'a dönün” masalıyla salıverilen binlerce unsur, aslında İran'ın batı sınırına sürülen birer harita harcıdır — kanı harç, canı taş olacak bir duvarın malzemesi. Küresel merkezlerin vaat ettiği o “özgürlük”, gerçekte iki komşu milleti, Türkleri ve Kürtleri, dağların arasında birbirine kırdırma planının en kanlı yakıtıdır. Sorulması gereken soru basittir: Bir halka hangi özgürlük, bir dağa hangi vatan, kimin kalemiyle yazılıyor?
İran, bu büyük kuşatmanın farkındadır; Pers aklı kriz anında ideolojik kabuklarını kırıp, Devrim Muhafızları'nın tepesine kadar getirdiği Muhammed Bakır Zülkadir gibi Türk kökenli isimlerle bu akrabalık ve demografik fay hattını nötralize etmeye çalışmaktadır. Tahran, Ankara'nın bu cenderede kendi kalesine karşı bir Truva atı olarak kullanılmak istendiğini çok net görmektedir. İki komşu, aynı tuzağın iki ucunda, birbirinin gözünde kendi geleceğini okumaktadır.

III. BOP'un Final Perdesi ve Lübnan'a Uzanan Kıskaç
Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) haritası, Akdeniz'den Basra Körfezi'ne uzanan o kesintisiz koridorun eksik halkasını İran toprakları üzerinden tamamlamak istemektedir. Zagros'tan koparılacak bir parça, bu yapay devletçikler zincirinin kelepçesi olacaktır. Bu savaş ortamında, Türkiye'nin Lübnan sahasına “resmi davet” kisvesi altında çekilmesi, bölgedeki Direniş Ekseni'nin tasfiye edilmesi ve İsrail'in önünün açılması için kurgulanan nihai vekalet tuzağıdır. Davet güzeldir, kapı da açıktır — sorulmayan tek şey, o kapının hangi odaya açıldığıdır.

Şark'ın coğrafyasında kimse kimseye karşılıksız bir vatan vermez; bu topraklarda hediye diye sunulan her hudut, bir gün faturasıyla geri döner. Vaat edilen o dağlar, yerel halkların özgürleştiği bir yeryüzü cenneti değil, küresel enerji hatlarını koruyan Batı karakollarının kurulacağı birer çatışma çukurudur. Türkiye'ye “Siz karışmayın, bırakın istedikleri yere gitsinler” diyenler, yarın o yapıların en ağır silahlarla donatılıp doğrudan Ankara'nın doğu sınırını tehdit edeceğini çok iyi bilmektedir. Susmak burada bir tarafsızlık değil, sessizce kazılan bir çukura gönüllü inmektir.

Son Söz: Çemberin İçindeki Türkiye
Bugün yaşananlar, ne basit bir sınır operasyonudur ne de masum bir iç siyaset uzlaşması. Bu, Armageddon denilen o küresel fırtınanın, o büyük paylaşım savaşının coğrafi etütleridir. Türkiye, hem vicdanı hem de bin yıllık komşuluk hukuku ile bu emperyal tazyikin arasında ezilmektedir — bir yanda kader kardeşliği, öte yanda kaderin cebren dayattığı ortaklık.
Devlet aklı, fırtınanın kapıda olduğunu görmektedir; ancak masadaki kartlar o kadar kanlı dağıtılmıştır ki, “Yemezler” diyebilmek sadece bir retorik değil, hayatta kalmanın tek şartıdır. Muhalefetiyle iktidarıyla hizaya sokulmak istenen bu coğrafyada, tarihin hilesini bozacak yegane güç, milletin o derin ve sarsılmaz coğrafi hafızasıdır. Zagros'un ardında koparılan fırtına, sadece komşunun evini değil, doğrudan bizim ocağımızı ısıtmaya değil, yakmaya gelmektedir.
Gözlerini kapatanlar için rüya, uyananlar için ise en acı gerçektir: çember daralmaktadır. Ve daralan her çember, ya kırılır ya da içindekini boğar — seçim, hâlâ bizim elimizdedir.

Mehmet Dulkadir
Araştırmacı - Yazar

Yorumlar