BOP VE 11 EYLÜL BUTONU: JEOSTRATEJİK SİMYA VE İLLÜZYONUN ANATOMİSİ
Tarih, sadece meydanlarda at koşturanların değil; kapalı kapılar ardında zamanın akışına müdahale eden jeopolitik mühendislerin satranç tahtasıdır. 11 Eylül 2001 günü Manhattan gökdelenlerine saplanan o hedefler, yalnızca beton ve çeliği değil; Soğuk Savaş sonrası Doğu Akdeniz’den Hazar’a, Mezopotamya’dan Hint Kuşağı’na uzanan devasa bir coğrafyanın kaderini tayin edecek "BOP Butonu"nu tetikledi.
Fakat o buton basılmadan tam 28 gün önce, küresel diplomasinin merkez üssü Washington koridorlarında sessiz ama derin bir temas trafiği yaşanıyordu. Türkiye sahasında yeni bir dönemin kapısını aralayacak, müstakbel bir siyasi hareketin tohumları atılıyor; küresel aklın yeni denklemi için ilk taşlar döşeniyordu.
O buton resmen basıldığında ise askerî stratejistlerin gözünden kaçmayan ilk hamle "önleyici alan temizliği" oldu. Haritalar kırmızı tüy kalemlerle yeniden çizilmeden önce, cephe gerisini emniyete almak şarttı.
Afganistan coğrafyası, tam da bu askerî mantıkla hedef seçildi. Sovyet çekiç ve orağı altında bileylenmiş, gayrinizami harp disipliniyle çelikleşmiş o tecrübeli insan kaynağı; Doğu Akdeniz ve Irak’a dönük büyük hamle öncesinde sistemik bir hamleyle Afganistan dağlarına hapsedildi ve tasfiye edildi. Zira o asimetrik gayrinizami direnç potansiyeli etkisiz kılınmadan, Orta Doğu masasında ana operasyona girişilemezdi.
İşte tam bu eşikte, haritanın kilit taşı Ankara’da meşum bir tiyatro sahnelenmeye başlandı.
Bir yanda 1974’te Beşparmak Dağları’na egemenlik iradesini kazıyan, Afyon tarlalarında küresel güçlere rest çeken; fakat Meclis kürsüsünde laiklik adı altında muhafazakâr kitlelerin zihninde "Sünni-İslam karşıtı" bir imaja sıkışan o girift devlet adamı, Bülent Ecevit...
Diğer yanda ise Irak’ın kuzeyinden açılacak cephe için Ankara koridorlarını aşındıran Washington kurmayları. Washington’ın Irak’ı işgal ve parçalama senaryolarına, Amerikan ordusunun Türkiye sınırlarına girmesine "Hayır" diyen o sert devlet iradesini saf dışı bırakmak için küresel akıl elindeki her türlü kozu masaya sürdü.
Siyasi iradenin bükülemediği yerde, önce tıp ve biyopolitika mekanizmaları devreye sokuldu. Hastane odalarında "iş göremez" raporlarıyla pasifize edilmeye çalışılan başbakan bu hamleyi boşa çıkarınca, bu kez parlamenter suikastın pimi çekildi: Ecevit’in iktidar partisinden bir gecede 60’ı aşkın vekil koparıldı, hükümet meclis çoğunluğunu kaybetti ve koalisyon çökertildi. Derken, krizin düğümünü çözecek o hamle gecikmedi; bir siyasi liderin 7 Temmuz 2002’de ilan ettiği sürpriz erken seçim kararıyla Türkiye sandığa sürüklendi. Amaç, Washington’ın aradığı "tek başına iktidar" tablosunu ve uyumlu siyasi mimariyi inşa etmekti.
Küresel kurmay akıl, Ankara’daki bürokratik zırhları (YSK), yenilenen meclis aritmetiğini ve yeni tek parti iktidarını yanına alarak denklemi çözdüğünü, "BOP Butonu"na bağlı çarkların pürüzsüz işleyeceğini sandı. Fakat tarihin edebi ironisi tam da burada, TBMM’nin mermer sütunlarında tecelli etti: Ecevit’i saf dışı bırakan hesap, 1 Mart 2003’te milletin ve meclisin tarihsel refleksine çarparak unufak oldu.
Ancak küresel satranç tek bir hamleyle sınırlı kalmazdı. Zira bu hamlelerin derinliğini okuyan bölgesel aktörler de kendi "ileri savunma" bentlerini çekmekte gecikmedi. Tahran, Afganistan ve Irak’ın işgaliyle etrafındaki çemberin daraldığını görerek savaşı kendi topraklarında değil; Yemen’de Husiler, Doğu Akdeniz’de Hizbullah ve Filistin’de Hamas üzerinden vekil güçlerle sınır ötesine taşıdı. Afganistan’dan çekilme tamamlandığı an Suriye cephesinin alev alması, bu jeostratejik mekanizmanın tesadüflerden değil, aşamalı bir konseptten ibaret olduğunun en açık kanıtıydı.
Sonuç olarak; 11 Eylül butonuyla başlatılan bu küresel simya, liderleri pasifize etse, partileri bölüp meclisleri yenilese ve haritaları kanla çizse de; devletlerin kadim hafızasını ve tarihin o sapma anlarını hiçbir zaman tamamen kontrol altına alamayacağını bir kez daha gösterdi.
Araştırmacı Yazar
Mehmet Dulkadir
MHD
Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen görüş ve düşüncelerinizi buraya yazınız.