BOYUNDURUK BÜYÜK AMA TARLAYA GİTMEZ

BOYUNDURUK BÜYÜK AMA TARLAYA GİTMEZ

600'lük Parmak Kaldırma Fabrikası ve Demokrasi Tiyatrosu
Siyasetin vitrinine yine süslü bir laf asıldı: "Temsilde adalet sağlayacağız, milletvekili sayısını artırıp halka yaklaşacağız."

 Ambalaj afilli, etiket parıltılı. Ama kutuyu açan vatandaşın elinde kalan, koca bir hiçten ibaret.
Nüfus katlandı, milletvekili sayısı 400'den 550'ye, oradan 600'e tırmandı. Peki sahadaki vatandaş için ne değişti?

 Sokaktaki adamımız teşhisi Dede Korkut irfanıyla koydu zaten: "Boyunduruk büyük olsun, yeter ki tarlaya gitsin." Meclisteki 600'lük kadro tam bu hesabın tersi: heybet var, bütçeden yemlenme var — maaş, danışman ordusu, makam aracı, ömür boyu emeklilik tıkır tıkır işliyor. Ama iş tarla sürmeye, yani milletin derdiyle dertlenmeye gelince ne vekil var ortada, ne vekâlet.

Perde Arkasındaki Kumar Masası
"Vekil sayısını artırdık ki derdinizi daha kolay dinlesinler" ninnisini dinletenler, perdenin arkasında koskoca bir seçim kumarı kurdular. Çarşaf gibi açılan aday listeleri, aşiret bağı ve hemşehri derneği üzerinden devşirilen oyları genel merkezin kasasına akıtan bir ağdan başka bir şey değildi. Seçim bitti, kumar masası toplandı; kazanan yine genel merkezler oldu, faturayı ödeyen yine millet.

Üstelik bu 600 kişilik kadro liyakatten değil, kuşaktan kuşağa devrolan "siyasi hanedanlık"lardan devşirildi. Kürsüde iki kelamı bir araya getiremeyen, tek bir soru önergesi verme cesareti gösteremeyen, liderinin karşısında divan durup titreyen biat erleri sıraları doldurdu. Meclis, bir fikir kulübü olmaktan çıktı; emredilince kalkıp emredilince oturan bir "parmak fabrikası"na döndü.
Köprü Işığından Kamera Şovuna
Bir yanda mahallesindeki köprünün altına bir lamba, ayağının altına bir kaldırım isteyen samimi vatandaş; öte yanda karşı partiyi ezmek için kamerayı kapıp şova koşan vekil.

 "Sorununuzu meclise taşıyacağız" yalanıyla başlayan o gidiş, gerçekten de bir daha dönmüyor. Çünkü vekilin derdi köprünün karanlığı değil, ekranın parlaklığı.

Dünya Devleri, Bizim Parmak Aritmetiğimiz
340 milyonluk ABD, 535 parlamenterle koca bir kıtayı yönetiyor. 1,4 milyarlık Hindistan, meclisini 800 kişiyle sınırlı tutuyor. Bizde ise 85 milyona 600 vekil yetmiyor; üstüne bakan, yardımcı, danışman ordusu binip milletin sırtına devasa bir bürokrasi yükü çıkarıyor. Mark Twain'in dediği söylenir hep: siyasetçiler de bebek bezleri gibi sık sık değiştirilmeli — hem de aynı sebepten. Montesquieu'nün uyarısı ise daha keskin: bir yönetim çöktüğünde mesele yalnızca kurumlar değil, o kurumları dolduranların niteliğidir.

Hesap Ortada
Oy kaygısını bir kenara koyup sadece bütçeye ve verimliliğe baksak, bu ülkeye 300-400 nitelikli, halkından kopmamış, parti liderine değil milletine hesap veren vekil fazlasıyla yeter. 600 tane taşınan gölgeye karşılık, 300 tane tarlayı süren gerçek temsilci taşımak hem bütçeyi kurtarır hem meclisin itibarını. Ekranda 600 vekili komisyon masallarıyla savunanlar ne derse desin, sokağın hükmü değişmez: boyunduruk büyük olabilir — ama tarlada iz yoksa, sofrada hak da yok.

Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir (MHD)

Yorumlar