TERK EDİLEN TOPRAKLARDAN GELECEĞE: MİLLİ İHYANIN KIRSAL REÇETESİ Mehmet Dulkadir yazdı

TERK EDİLEN TOPRAKLARDAN GELECEĞE: MİLLİ İHYANIN KIRSAL REÇETESİ

Bir zamanlar bülbüllerin dillendiği, toprağın sabanla gergef gibi işlendiği ata ocakları, şimdi sessizliğin hırkasına bürünmüş, hasretin kuytusunda ağlıyor. Köyler insansız, tarlalar sahipsiz, avlular yetim... Sorarım size: Parıltılı ışıklarına pervane gibi kapıldığımız büyükşehirler, insanımıza vaat ettiği saadeti verdi mi? Yoksa toprağın efendisi köylüyü, beton ormanlarının varoşunda, güvencesiz hayatların gölgesinde sürgün bir göçebeye mi çevirdi?

Gözümüzün önünde mum gibi eriyen bu yurdu nasıl ihya edeceğiz? Hayalet kasabaya dönen o güzelim köylere hangi dokunuşla yeniden can verip onları üretimin ve kalkınmanın kalesi yapacağız?

Çözüm; köylüyü tüccarın insafına, piyasanın acımasız dişlilerine atan başıboş düzende değildir. Bütçeyi kalbura çeviren, karşılığı olmayan sübvansiyon serabında da değildir. Çözüm, kamunun öncülüğünde harcı karılan, mülkiyeti ve işletme hakkı verimlilik şartıyla yerli üreticiye emanet edilen, sosyal imkânlarıyla çölde vaha gibi yükselen "Tarımsal Fabrika" modelindedir.

1. Kurucu Devlet, Sorumluluk Alan Üretici, Sarsılmaz Denetim

Sistem, koruyucu baba iradesinin yani devletin, bölgenin bağrından çıkan ürünün kalbine bir tesis dikmesiyle bismillah der. Soğuk hava deposu mu dersiniz, kurutma, ambalaj ya da entegre süt fabrikası mı... Tesisin anahtarı, üretim hakkı o toprağın öz evladına teslim edilir. Ama durun! Burada "salım çayıra, Mevlam kayıra" yok; kayırmaca yok, el altından iş yok. Pusula sıkı bir disiplin ve verimlilik eşiğidir. Çarklar döndüğü, bereket fışkırdığı sürece bu imkân halkındır. Lâkin toprağını nadasa değil nankörlüğe terk eden, çarkı durduran olursa, mülkiyet de yönetim de derhâl devletin şefkatli ama kararlı avucuna döner. Devlet artık dibi görünmeyen kuyu değil, adaleti tartan terazidir; para yutan değil, hakkı yerine koyan ve gözeten yüce bir makamdır.

2. Rant Kapılarını Kapatan, Tersine Göçü Coşturan Yerellik Şartı

Bu modelin arsız rantçılara, fırsatçı gözlere karşı en aşılmaz kalkanı nedir biliyor musunuz? Hak sahibi olacak insanın baba ocağı ve doğum yeri itibarıyla o köye kayıtlı olması şartıdır. Bu kural, dışarıdan gelecek her spekülatif hamleyi, her rant hesabını bıçak gibi keser. Asıl müjdesi ise metropolün gürültüsünde asgari ücrete boyun eğen, doğduğu toprağın kokusuna hasret kalan gence ulaşır: "Dön baba toprağına! Başkasının marabası değil, kendi fabrikanın hem emekçisi hem ortağı ol!" Aidiyet toprakla harmanlandığında, o topraktan bereket fışkırmaz da ne fışkırır?

3. Tarım Kredi Kooperatifi Sigortası ve Çoğalan Bereket

Üreticinin belini büken girdi maliyetleri, "Ürünümü satabilecek miyim?" diye geceleri uykuyu kaçıran kaygı, Tarım Kredi Kooperatifi'nin koruyucu kanatları altında kar gibi erir gider. Kooperatif tohumu da gübreyi de mazotu da doğrudan eline verir; çıkan nihai ürünü alım garantisiyle kendi tedarik ağına katar, raflara sofra sofra dizer. Tesiste pişip tecrübe kazanan üretici, vakti gelince birikimiyle yan köye benzer bir butik tesis kurar. İşte size fidanın ağaca, ağacın ormana dönüşmesi! Devlet burada yalnızca bir tesis kurmaz; kendi sanayicisini, kendi toprağının sevdalısını yetiştiren bir ilim yuvası inşa eder.

4. Yalnız Alın Teri Değil, Sosyal Hayat: Şehrin Işığını Köye Taşımak

Bizim insanımız köyünü neden bıraktı sanırsınız? Ekranlardan süzülen parıltılı şehir hayatının, "deniz görme" hayalinin peşine takılarak değil mi? Doğu'ya transfer olan yabancı futbolcunun ya da nitelikli mühendisin "Kazandım ama bu parayı nerede harcayacağım?" diyerek gözünü İstanbul'a dikmesi gibi, gencimiz de sosyal imkânsızlığın, monotonluğun pençesinde kıvrandığı için şehre kaçtı.

Oysa Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki o imrenilesi Sümerbank ve Şeker Fabrikası kampüslerini hatırlayın! Fabrikanın yanı başına kültür merkezini, spor sahasını, yemyeşil parkı diktiniz mi, bakın bakalım o köyden bir daha insan kaçar mı? Her köy, en gelişmiş şehrin sunduğu fırsatı ve donanımı bağrında taşımalı ki, "şehirli olma" sevdasıyla beton yığınlarına sürgün edilen hayatlar kendi vatanında huzura ersin.

Sonuç

Boşalan köylerimize yeniden can suyu vermek yalnızca toprağı sürmek değildir; Türkiye'nin gıda güvenliğini, milli bağımsızlığını ve istikbalini güvence altına almaktır. Sanayisiyle, toprağıyla, disiplinli üretimiyle ve cıvıl cıvıl sosyal hayatıyla itibarı iade edilmiş bir kırsal, yarınlarımızın en güçlü kalesi olacaktır. Çünkü köyünü ayakta tutan bir millet, kendi geleceğinin temelini sağlam atmış demektir.

Araştırmacı Yazar
Mehmet Dulkadir (MHD)

Yorumlar